top of page

Edebiyatımızda Şeyh Bedrettin





ŞENOL YAZICI


*


Nazım Hikmet, Yusuf ERBAY, Hilmi YAVUZ, Kemal TAHİR'de ŞEYH BEDRETTİN

*

Şeyh Bedrettin sıradan bir tarihi kişilik değildir, çok rastlanmayan bir örnektir ve çok yönlü itibar sahibi olmuş bir Osmanlı mutasavvıfı, alimi, aristokratı olmasının yanında halkı için devletle çatışmaktan ve bu uğurda kellesini de kaybetmekten çekinmeyen bir kahramandır da...


Yani Yusuf ERBAY'ın incelemesinin başlığında yazdığı gibi Şeyh Bedreddin’in Tek Renge Sığmayan Zengin Renkleri vardır. Edebiyatımızda ortaya çıkan çoklu Bedrettin karekterinin nedeni bu olabilir.


Herkesin, her yazarın onda kendi rengini bulması, kendi edebi kahramanını yaratması doğaldır.


Tabi önce Şeyh Bedrettin kimdir, düşünceleri nedir, bilmek, anlamak gerekli?


Şeyh Bedreddin Mahmud, Bedreddin Simâvî veya Simavnalı Bedreddin 1359'da Simavna'da doğup, 18 Aralık 1420'de Serez'de idam edilen İslâm tasavvufunun Vahdet-i Vücud okuluna mensup mutasavvıf, filozof ve Osmanlı kazaskeri, Şeyh Bedreddin İsyanı diye bilinen dini ve siyasi ayaklanmanın lideridir.


Yaşamı hakkında bilinenler iki kaynaktan beslenir, biri menkibeler, hakkında yaratılan efsaneler, diğeri tarihi kayıtlardan ve daha güvenilir olduğu düşünülen torunu Hafız Halil'in yazdığı Menakıbname'ye dayanır.

Franz Babinger'e göre Selçuklu hükümdarı II. İzzeddin Keykavus'un kardeşi Abdülaziz'in Musevi asıllı hanımından olan İsrail adındaki oğlu, Dimetoka kalesi Rum Beyi'nin kızı olan Melek Hatun ile evlenmiş ve bu evlilikten Şeyh Bedreddin doğmuştur. Şeyh Bedreddin, Edirne yakınlarında Samona kalesinde doğduğundan "Simavna kadısıoğlu" diye tanınmış, daha sonradan yakıştırma sonucu Kütahya'nın Simav yerleşimiyle ilişkilendirilerek Bedreddin Simavi denilmiştir.


Şeyh Bedreddin eğitim çağına gelince Bursa'ya gelip Bursalı Kadızade Rumi diye bilinen sonradan meşhur matematikçi ve astronom olacak MUSA ile birlikte onun babası Bursa kadısı Koca Mahmud efendiden, daha sonra da Konya'da Allame Feyzullah'dan ders almıştır. Buradan sonra ilk olarak Suriye'ye, sonrasında Kahire'ye gitmiştir. Burada Mübarekşah Mantıkî'den ilahiyat, felsefe ve mantık okuyarak yüksek eğitimini tamamlamış ve bu arada Kahire'de inziva halinde yaşayan Hüseyin Ahlati'den de tasavvuf okumuştur. Onun emriyle Tebriz'e ve sonrasında Kazvin'e giderek Bâtınî inancını öğrenerek Kahire'ye dönmüştür. Şeyh Bedreddin, Hüseyin Ahlatî'nin tavsiyesiyle Memlük sultanı Berkuk' un oğlu Ferenc'in hocalığına tayin edilmiş ve burada bulunduğu sırada fıkıh eserlerini yazmaya başlamış ve 1397'de şeyhinin ölmesi üzerine onun yerine şeyh olduktan bir süre sonra Anadolu'ya dönmüştür. Anadolu'ya geldiği zaman yerleşimleri dolaşarak tasavvufunu yaymaya başlamıştır. Menakıbname'ye göre Şeyh Bedreddin önce Karaman ve Germiyan Beyliklerinin topraklarına gider. Buradan Aydın'a gelir. Yolu üzerindeki Nizar köyünde en önemli müritlerinden Börklüce Mustafa ile tanışır. Kütahya ve Domaniç üzerinden Bursa'ya yaptığı yolculuğu sırasında Sürme köyünde diğer önemli müridi Torlak Kemal ile tanışır.


Şeyh Bedrettin, 1402'de Timur'un Yıldırım Bayezit'i yenmesiyle başlayan devletin güç iradesinin yok olduğu, şehzadeler arasında mücadeleyle geçen fetret devri de denilen 11 yıllık dönemde bir dönem Edirne'de egemen olan şehzadelerden Musa Çelebi'nin kazaskerliğini de yapar. Çelebi Mehmet, kardeşi Musa Çelebi karşısında galip gelip 1413 yılında hükümdar olunca Şeyh Bedreddin kazaskerlik görevinden alınmış, ilim ve erdemine saygı duyulduğundan maaş bağlanarak İznik'te oturtulmuştur.


Şeyh Bedreddin, eski müritleri Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal'in faaliyetlerini ayrı ayrı yerlerde (Aydın ve Manisa) arttırdıklarını duyunca hacca gitmek bahanesiyle çocuklarını bırakarak önce Kastamonu'ya, oradan da Sinop'a geçmiştir. 1416'da maiyetiyle birlikte gemiyle Eflak voyvodasına sığınmıştır. Daha sonra Eflak'tan ayrılıp, Osmanlı topraklarına geçmiş ve Silistre, Dobruca taraflarında görüşlerini yayarak çok sayıda taraftar kazandıktan sonra ayaklanmanın merkezi olarak Deliorman'ı seçmiştir. Şeyh Bedreddin üç ayrı yerde birden müritleriyle birlikte ayaklanma başlatmıştır. Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal isyanlarının bastırılması sonrasında küçük bir çarpışmadan sonra ele geçirilen Şeyh Bedreddin, padişahın bulunduğu Serez'e gönderilmiş ve burada yargılanarak 1420 yılında Serez'de idam edilmiştir.



Kurmaca peşinde olan yazar için tarih, istediği gibi biçimlendireceği, üzerine kendi düş gücünün ürettiği gerçekliği kurabileceği eşsiz bir alandır. Hele karanlıkta kalmış, gerçekliği kanıtlanabilir bilgiye ulaşılmamış tarihî dönemler, yazarlara özgür ve verimli ortamlar sunar.

Bu becerinin etik ya da poetik bir sakıncalı yanı olmadığı gibi, sağlanan gerçeklik duygusuyla da doğru orantılı olarak başarılı da bulunur, alkışlanır.


1936'da yazmıştır o destanı Nazım Hikmet. Ardı ardına devrimler yapılıyor, yurtta büyük bir enerji ve umut var. Gerçekse zorluyor, henüz savaş yaraları yeni yeni sarılmaya uğraşıyor. Halkın büyük bölümü yoksul, topraksız, ağa kapısında maraba... Atatürk'ün yapmaya çalıştığı toprak reformu feodal ağalar ve onların işbirlikçileri tarafından engelleniyor. Yine de genç cumhuriyette büyük bir enerji, dip dalgası halinde umutla bekliyor. Böylesine bir ortamda, tarihin derinliklerinden çıkıp bir güçlü şairin dizelerinde vücut bulacak, öncü, ta o devirde tımar sistemine karşın serbest piyasa, özel mülkiyet kavramlarını kullanan, adalet ve özgürlüklerden söz eden halktan yana, eşitlikçi, paylaşımcı bir hukuk, tasavvuf ve din aliminin ilgi ve kabul görmesi anlaşılmayacak bir şey değildir. Hele anlatan Nazım Hikmet gibi büyük bir şair olunca...

Doğal olarak bugüne kalan birkaç eseri, torunu tarafından yazılan Menakipname olsa bile yaşadığı dönemi düşünürsek günümüze ulaşan bilgiler kısıtlıdır. 15.yy Osmanlısında üç isyandan sorumlu tutularak idam edilen Selçuklu sultanlarının soyundan gelen tasavvuf, hukuk alimi kazaskerlik yapmış ehli sünnet bir aristokrat ama devletin haksız uygulamalarına sonunda isyan eden Şeyh Bedrettin yazarlar için özgün bir konu ve paha biçilemez bir kişiliktir.

Şeyh Bedrettin’in düşünce dünyası, bugüne kadar gelen felsefesi ve adının karıştığı isyan hareketi o görüşe sahip yazarların Bedrettin’i tarihteki ilk Marksist olarak anlamlandırmasına neden olur. Şeyh Bedrettin’le alakalı bilimsel ve sanatsal çalışmalar arttıkça farklı görüşlere sahip yazarlar, Şeyh Bedrettin imajını kendi dünya görüşlerince yeniden kurarlar. Yazarın anlayışına göre Şeyh Bedrettin Marksist bir isyancı ya da haksızlığa uğramış bir sufi ya da devlete karşı gelen bir isyankar... olarak kurmaca dünyalardaki yerini alır.



Nâzım Hikmet, 1930'da destanını yayımlamadan altı sene önce 845 Satır’daki “Kablettarih” şiirinde Bedrettin’i ilk defa dizelerinde anar. Yine Kuvâyi Milliye Destanı’nın “Hikâye-i Dâstân” bölümünde Bedrettin Destanı’nın yayımından altı sene sonra, on iki sene sonra “Yatar Bursa Kalesinde” şiirinde ve son olarak on sekiz sene sonra “23 Sentlik Askere Dair”de Şeyh Bedrettin’ini yeniden işleyecektir.


Nâzım Hikmet için Şeyh Bedrettin birden çok şiirde işlenecek ve adına bir destan oluşturulacak kadar önem taşır.


Cesur şair, o güne değin egemen sınıf tarafından “zındık ve sapmış” etiketleriyle gösterilen bir tarihi kişilikte ve onun kalkışmasında ta 15. yyda ilerici bir hareketi gerçekleştiren bir devrimci görmüştür.


Ne dersiniz, edebiyatımızdaki BEDRETTİN karakterlerinin birbirinden farklı olması ve her yazarın ondan kendi kahramanını yaratması doğal değil mi?


Günümüzden bakan Yusuf Erbay'ın Şeyh Bedreddin’in Tek Renge Sığmayan Zengin Renkleri yazısı Şeyh Bedreddin’in düşünce dünyasını ve tarihsel bağlamını farklı bir bakış açısıyla oldukça ayrıntılı biçimde ele alıyor. Erbay'ın verdiği bu isim belki de her anlayışın kendince bir Bedrettin'i olmasını da açıklayabilir.








 

ERBAY,

ŞEYH'in çok renkli fikirlerini

Hukuk anlayışını (şer’i hukuk vs. örfi hukuk çatışması),

Ekonomi görüşlerini (serbest piyasa, özel mülkiyet),

Siyasi tavrını (meşruiyet, seçim, adalet),

Toplumsal duruşunu (halktan yana, eşitlikçi, paylaşımcı),

Tasavvufi yaklaşımını (doğacı, sorgulayıcı, özgürlükçü),

ve başkaldırısını (özgün, reformist, Luther benzetmesi yaparak ) detaylı biçimde inceliyor.


Hukuk ve Adalet Konusunda,

Bedreddin, adaletli yargıyı insanlığın en kutsal olgusu olarak görür. Örfi hukukun (töreye dayalı, egemen çıkarına hizmet eden) baskınlığını eleştirir. Fusuleyn adlı eserinde, yargıçların özgür vicdanlarıyla hüküm vermesini savunur.

 

Tek mezhebe bağlı kalmaz, kendi içtihadını öne çıkarır bu yönüyle Mecelle’nin öncülü sayılabilecek bir yaklaşım

sergilediğini söylemektedir.

Ekonomi ve Mülkiyet

Narh sistemine (devletin fiyat belirlemesi) karşıdır; serbest piyasa savunucusudur.

Özel mülkiyet hakkını İslam hukukuna dayandırır, tımar sistemine karşı çıkar.

Toprakların köylüye dağıtılmasını destekler Musa döneminde uygulamaya konmuştur.

 “İnfak” (paylaşma, yardımlaşma) ilkesini sosyal adaletin temeli sayar,

demektedir.

 

Siyaset ve Meşruiyet

Devlet başkanının meşruiyetini seçim ve danışma esasına dayandırır.

Zorbalıkla başa geçen sultanı “haydut” olarak tanımlar.

Zulmeden hükümdarı sadece gaspçı değil, imansız sayar.

Dört Halife dönemindeki danışmacı modelin yeniden kurulmasını istediğini söyler.

Tasavvuf ve Dünya Görüşü

Tasavvufa doğacı ve sorgulayıcı bir bakış getirir.

İbn-i Arabî ve Ebu Hanife’nin fikirlerini uzlaştırmaya çalışır.

İnanç ile aklı uyumlu hale getirmeyi amaçlar.

“Din ve hukuk insana özgürlük getiren araçlardır” düşüncesiyle öne çıkar.

 

*Başkaldırı ve Reform

Bedreddin’in hareketi, özgün bir reform girişimi olarak sunuluyor.

Luther hareketine benzetiliyor: dini ve hukuku aslına uygun hale getirme çabası.

Anadolu’daki Babai ve Celali isyanlarından daha sistemli, daha ideolojik yönüyle farklıdır.

Başkaldırısı, sadece aç köylülerin tepkisi değil; erken bir reform kalkışmasıdır.

 

Kültürel ve Tarihsel Konum

Bedreddin, bir Rumî olarak Anadolu’nun sentezci kültüründen beslenir.

O yüzyılda Sünnilik ve tasavvuf iç içeyken, onun fikirleri daha özgürlükçü bir çizgiye oturur.

Osmanlı’nın merkezileşmesiyle bu çoğulcu ruh kaybolur; Bedreddin’in tasfiyesiyle farklı seslere hoşgörü azalır,

demektedir ERBAY.


Yusuf ERBAY'ın akademik bir deneme formatındaki araştırma inceleme yazısı daha çok ağırlıkla düşünceleriyle var olmayı başarmış mutasavvıf, hukukçu Bedrettin portresi çiziyordu. Bedreddin’in düşüncelerinin modern Türk edebiyatında değişik yankılar aldığı bir gerçek. Onlarla karşılaştırmak yararlı olabilirdi. Nazım Hikmet’in Şeyh Bedreddin Destanı ile Yusuf Erbay’ın Şeyh Bedreddin’in Tek Renge Sığmayan Zengin Renkleri adlı  çağdaş bir deneme/inceleme yazısı arasında nasıl bir ideolojik ve estetik benzerlik ya da fark vardı?


Ardından daha geniş bir alanda Hilmi Yavuz ve Kemal Tahir'in anlayışlarına ve temel farklılıklarına değineceğiz.


Nazım Hikmet (Şeyh Bedreddin Destanı) Yusuf Erbay (Tek Renge Sığmayan Zengin Renkleri)

Siyasal Yorum: Nazım, Bedreddin’i halkçı, eşitlikçi, hatta proto-sosyalist bir figür olarak resmeder. Onu sınıfsal adaletsizliğe karşı çıkan bir devrimci olarak kurgular.


Erbay'sa Bedreddin’i tarihsel bağlamda değerlendirir; anakronik etiketlerden kaçınır. Onu “adalet, özgürlük ve hukuk” merkezli bir düşünür olarak sunar.


Ekonomi ve Mülkiyet: Nazım, ortak mülkiyet ve paylaşım vurgusu ön plandadır. Börklüce Mustafa’nın çizgisi Bedreddin’in düşüncesiyle özdeşleştirilir.

Y.Erbay, Bedreddin’in bireysel mülkiyet anlayışını öne çıkarır. Börklüce’nin ortak mülkiyet çağrısını Bedreddin’den ayrı bir çizgi olarak görür.

Din ve Hukuk, Nazım, Bedreddin’i mistik, halkın yanında duran bir “isyancı derviş” olarak romantize eder. Yusuf Erbay'sa Bedreddin’i hukukçu kimliğiyle öne çıkarır; şer’i ve örfi hukuk çatışmasını sistematik biçimde analiz eder.


Meşruiyet ve Yönetim, NAZIM, Bedreddin’in başkaldırısını halkın özgürlük arzusunun sembolü olarak görür.

Yusuf ERBAY'sa Bedreddin’in “meşveret” ve seçim esaslı meşruiyet arayışını vurgular; demokratik bir modelin öncüsü olarak yorumlar.


Estetik Farklar


Nazım Hikmet- Yusuf Erbay


Nazım Hikmet, epik şiir, destansı anlatım. Halk dilini, ritmi ve tekrarları kullanır.

Yusuf ERBAY'sa deneme/inceleme. Akademik ve analitik bir üslup.

Nazım, romantik, coşkulu, dramatik. Bedreddin’i bir mit ve kahraman olarak yüceltir. Yusuf ERBAY, nesnel, sorgulayıcı, tarihsel bağlamı gözeten. Bedreddin’i düşünsel bir siluet olarak çizer.

Nazım'da amaç: Halkı devrimci bir bilinçle harekete geçirmek; Bedreddin’i bir “öncü sosyalist” olarak sahneye çıkarmak.

Y.Erbay'sa Bedreddin’i ideolojik etiketlerden arındırarak, hukuk ve adalet merkezli bir düşünür olarak yeniden çizer.


Özetle Nazım Hikmet: Bedreddin’i mitik bir halk kahramanı ve “sosyalist öncü” olarak sahneye çıkarır. Onun başkaldırısını destansı bir dille romantize eder.


Yusuf Erbay: Bedreddin’i hukukçu, sorgulayıcı, özgürlükçü bir düşünür olarak ele alır. Onu anakronik etiketlerden arındırarak, tarihsel bağlamda sistematik bir analizle sunar.


Sonuç

Bedreddin’in düşünceleri modern Türk edebiyatında iki farklı yankı bulur:


Nazım Hikmet’te: Halkçı, eşitlikçi, devrimci bir mit.


Yusuf Erbay’da: Hukuk, adalet ve özgürlük üzerine kurulu, çoğulcu bir düşünsel portre.


Bu karşılaştırma bize şunu gösterir: Bedreddin’in “tek renge sığmayan zengin” fikirleri, edebiyatın farklı dönemlerinde farklı ideolojik ve estetik ihtiyaçlara göre yeniden yorumlanmıştır.


Edebiyatımızda başka Şeyh Bedrettin örnekleri de var kuşkusuz. Hepsinden söz etmemiz zor, ama Kemal Tahir ve Hilmi Yavuz'u anmadan geçmeyelim. Böylece çok rengin nasıl yankı bulduğunu da görebiliriz.


Nazım Hikmet’ten sonra Şeyh Bedreddin, Türk edebiyatında farklı ideolojik ve estetik merceklerden yeniden yorumlandı. Kemal Tahir onu devlet düzeni ve eşkıyalık bağlamında eleştirerek “romantize edilmiş bir isyancı” yerine siyasal zaafları olan bir figür olarak gördü. Hilmi Yavuz ise Bedreddin’i şiirlerinde metafizik, tasavvufi ve melankolik bir imgeye dönüştürdü; tarihsel kişilikten çok sembolik bir “şeyh” figürü yarattı.


Kemal Tahir’de Bedreddin

İdeolojik yaklaşım: Kemal Tahir, solun Bedreddin’i duygusal bir şekilde yücelttiğini düşünür. Ona göre Bedreddin’in hareketi, romantik bir halk isyanı değil, siyasal zaaflarla dolu bir girişimdir.


Devlet ve düzen perspektifi: Tahir, “Kerim Devlet” kavramını geliştirirken Bedreddin’i Osmanlı düzeni içinde bir “eşkıya” figürü olarak tartışır. Robin Hood benzeri “soylu soyguncu” imgesini reddeder; Bedreddin’i adalet dağıtan bir kahraman değil, tarihsel bağlamda başarısız bir siyasal aktör olarak görür.


Estetik fark: Romanlarında ve düşünsel yazılarında Bedreddin, destansı bir kahraman değil; Osmanlı toplum yapısının çelişkilerini açığa çıkaran bir örnek olarak işlenir. Bu, Nazım’ın epik romantizmine karşı daha sosyolojik ve eleştirel bir tavırdır.


Hilmi Yavuz’da Bedreddin

Şiirsel yaklaşım: Hilmi Yavuz’un Bedreddin Üzerine Şiirler (1975) kitabı, Bedreddin’i tarihsel bir isyancıdan çok tasavvufi bir imgeye dönüştürür. Şeyh, burada “samanyollarının sedirine uzanan” metafizik bir figürdür.


İdeolojik bağlam: Yavuz, Bedreddin’i doğrudan politik bir sembol olarak değil, tarihsel hafızanın şiirsel bir yankısı olarak işler. Nazım’ın sosyalist destanındaki kolektif kahraman yerine, Yavuz’da bireysel ve melankolik bir “şeyh” imgesi vardır.


Estetik fark: Yavuz’un dili yoğun imgeler, tasavvufi çağrışımlar ve melankolik tonlarla örülüdür. Bedreddin, burada “isyan”dan çok “hüzün” ve “varoluş”la ilişkilendirilir.


Karşılaştırmalı Tablo

Yazar/Şair Bedreddin’in Konumu İdeolojik Çerçeve Estetik Biçim

N. Hikmet Halkçı, proto-sosyalist kahraman, Marksist tarihsel materyalizm Epik destan, coşkulu şiir

Kemal Tahir Devlet düzeni içinde zaaflı figür Sosyolojik, eleştirel, “Kerim Devlet” teorisi Roman ve deneme, realist üslup

Hilmi Yavuz Tasavvufi, metafizik imge Melankolik, bireysel, sembolik Lirik şiir, yoğun imgeler

Yusuf Erbay’da: Hukuk, adalet ve özgürlük üzerine kurulu, çoğulcu bir düşünsel portre.



Sonuç:


Bence, bu yorum ve kahraman çeşitliliğinin, Bedreddin’in “tek renge sığmayan zengin renklerinden" kaynaklandığını, düşüncelerinin edebiyatta farklı ideolojik ve estetik beklentilere göre yeniden konumlandırıldığını gösterir.




Yorumlar


bottom of page