Niyazi UYAR * Kuş oldun, polen oldun Karışıp gittin rüzgarlara Uçup gittin uçsuz bucaksız diyarlara. Ay’ımdın, güneşimdin, Karaya boyayıp gittin günümü. Ne kavgalar, ne savaşlar verdim, Sana kavuşmak adına. Kuş oldun, polen oldun, Toz olup gittin, Havaya karıştın, Havasız, soluksuz koydun beni. Bulut olup, Suyumu selimi kestin. Gecemdin, gündüzümdün. Gün yirmi dört saat, Umut ışığımdın! Sen, Sen sevgili Kuş oldun, polen oldun Kapılıp gittin rüzgarlara. Umuda, arzuya dai
PAZAR OKUMALARI* Şenol YAZICI * "Edebiyat bazen meçhul bir adrese gönderilen bir betik, bazen bir S.O.S yazan bir aşk mektubu, bazen yıldızlara atılan bir kementtir," diyor Cemil Meriç, Attila İlhan'a yazdığı bir mektubunda. “Fakat daima çoğalmak, bir yalnızlıktan kurtulma arzusu… ” Yani aşk... Yasaklı yanı da ondan, engel aşkın doğasında zaten var. Yazının olmadığı devirde de kuşkusuz sözlü olarak etkili ve güzel söz söyleme sanatı olan edebiyat vardı. Ama sanki yazı ona s
Şenol YAZICI * -Şiir: Şenol Yazıcı, Uyarlama: maviADA Seslendirme: Şenol Yazıcı- An, o andır; Buz çözüldü çözülecek, Nevruza iki adım var. Düşer göğün mavisine bir ışık, Açılır kör gözü yalnızlığın... Öyle bir kimsesizlik başlar ki bedeninde, Yanarsın ürpererek... Gözlerin... Kundakta cami avlusuna terk edilmiş sokak çocuğu, bir yavru kedi; bir keskin ustura... ve aç... Yol çeker gibi bakar. Uzar sessizlik... Ev, dört duvar, Üstüne gelir, sığmaz olursun. Bildik öyküler
Nurten B. AKSOY * Bugün Çanakkale Zaferinin Yıldönümü. Bu zafer; ırkı, dili, dini ne olursa olsun bu vatan topraklarında yaşayan herkesin canlarını feda ederek, kanlarını dökerek kazandıkları bir büyük zafer. Dünya ve Türk tarihini geri dönülmez çizgilerle derinden etkileyen ve değiştiren bu büyük savaşta vatanı için canını feda eden Türk askerinin karşısında İngiliz ve Fransız askerlerinin yanı sıra dünyanın yedi bucağından gelmiş, ne için savaştığının bile farkında olmayan
Nurten B. AKSOY * Mektuplar; kimi zaman iki sevdalının birbirine yazdığı, kimi zaman bir anne ya da babanın evladına, kimi zaman da bir evladın anne-babasına yazdığı mektuplar… Belki tarihin tozlu sayfalarında kaybolan, belki bir kutuda sararıp solan ama tarihe ışık saçan mektuplar… İşte o mektupların belki de en hüzünlüsü… Yüreğindeki sevgiyi acıyla harmanlayan eğitimci bir babanın, çok genç yaşta vatanı ve idealleri uğruna darağacında can veren bir fidanın babasının, yani
Şenol YAZICI * -"Başta 17 Ağustos 1999 Marmara, 6 Şubat 2023 Maraş Depremleri olmak üzere sayısız felaket ve sayısız mağdur yaratan, kurgusu ilkel, aynı, ama hep faili meçhul kalan cinayetler anısına… - İnandıkların da terk etti seni, şimdi en büyük fırtınasına yakalanmış bir sahra çölü gibi... öyle yalnızsın. Bu yalnızlığı ancak çocuklar anlar. Bir çocuklar bilmez; Gün olur, hak edilmiş bir ayrılıktır zaman. Hoş gör. Mavzer
Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907 - 2 Nisan 1948 AYCAN AYTORE * 25 Şubat 1907 - 2 Nisan 1948 "Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi? " Sabahattin Ali SABAHATTİN ALİ'nin öngördüğü ama herhalde bu kadar da olmaz diyerek o denli ciddiye almadığı o tehlike, en korkunç haliyle yazarı Istranca dağlarında bulacak, devletin adamı olduğu iddia edilen bir
Fuat ÖZGEN * “Kuş Yemi” Reşat Nuri Gültekin’in iç acıtan bir öyküsü. Öyküde şehit maaşı çıkmayan anneanne ile torununun zorlu yaşamının bir kesiti anlatılmakta. Evdeki eşyaları teker teker satan anneanne sonunda torununun kuşunu (kafesiyle) satmak zorunda kalıyor. Anlatıcısı kuşu satın alıyor. Kuşu satılan çocuk paranın bir kısmıyla kuşyemi alıp yeni sahibine veriyor. Bu kez kuşu satın alan, bakamayacağı bahanesiyle, parasını verdiği kuşu çocuğa öylece bırakıyor. Öyküde anlat
ŞENOL YAZICI Dünyanın doruğunda, hoplaya zıplaya, ama kaplumbağa kadar yavaş giden traktörün römorkunda kaç kişiydik anımsamıyorum, ama balık istifi üst üste yığılmıştık. Hepsi de dünyanın araziye en güzelinden uyan, görünmeyi sevmeyen renklerinden yapılmış eski giysilerine bürünmüş şapkalı, nikotinden sararmış sakallı, posbıyıklı, kavruk insanlarıydı. Herhalde kente inmenin onuruna bolca dökündükleri kolonyalara, ağır bir ter kokusu da ekleniyordu. Anlamakta zorlandığım bir