SULTAN DENLİ * Sabahın ilk ışıkları daha şehrin üzerine düşmeden telefon çalar. Kimi zaman bir yangın ihbarı, kimi zaman bir kaza, kimi zaman da onlarca insanın hayatını değiştirecek bir olay… O an ne yarım kalan uyku düşünülür ne de soğuyan çay. Kamera omuza alınır, not defteri çantaya konur ve yola çıkılır. Çünkü gazetecilik, mesai saati olan bir meslek değil; gerçeğe yetişme mücadelesidir. Sahada çalışan gazeteciler, haberi masa başında değil; asfaltın sıcağında, enkazın t
Zeki BAŞTÜRK * Cumartesi günü öğle saatleriydi. Her şey, birdenbire başlayan baş dönmesiyle başladı. Ardından denge kaybı… Dünya sanki kendi ekseni etrafında dönmekten vazgeçmiş, benim etrafımda dönmeye karar vermişti. Bunun üzerine ambulans çağrıldı. Böylece uzun zamandır binmediğim bir araca, üstelik bu kez bilet almadan, ücretsiz ve oldukça hızlı bir şekilde bindim. İlk durağımız Mudanya Devlet Hastanesi'ydi. Acil servise giriş yaptım. Ardından klasik hastane serüveni başl
Zeki Sarıhan * BEN O GÜN… 12 Eylül 1980 Cuma günü evde yalnızdım. Millî Kütüphaneye gitmek üzere evimizin bulunduğu Ankara Bülbülderesi Caddesine indiğimde bütün cadde boyunca belirli aralıklarla eli tetikte askerlerin sıralandığını gördüm. “Acaba gene ne oldu?” dedim kendi kendime. Çünkü devrimci ve ülkücü çatışmalarının sınırında oturuyorduk. Üst tarafımız Seyranbağları devrimcilerin, alt tarafı ise Ülkücülerin egemenliği altındaydı. Aslında bu bölünme Türkiye’deki durumun
Zeki Sarıhan * Mevsim döndü, güneşin feri azaldı, okullar açılıyor, öğretmenler ve öğrenciler işbaşı yapacak. Ayvalık’ın içi ve sahilleri bu yıl da kalabalıktı. Orada 84 evlik bir tatil sitesinde bizim de 1994’ten beri bir yazlığımız var. Ağustos ayında orada bulunuyoruz. Bu yıl da eşim ve büyük oğlumla Ankara’dan yola çıkıp 2 Ağustos günü akşamı Ayvalık’a ulaştık. Birkaç gün sonra bir hafta kadar Yunan adalarında tatil yapan Macar gelinimizle Macaristan’dan gelen küçük
Sultan DENLİ * Gazetecilik bana şunu öğretti: İnsan en çok sustuğu yerden anlaşılır. Yıllardır sokaktayım. Kalabalıkların içinde, miting alanlarında, adliye koridorlarında, hastane bekleme salonlarında… Mikrofonu uzattığım yüzlerin çoğunda aynı ifadeyi görüyorum: Kontrollü bir gülümseme. Ne tam mutlu ne tam mutsuz. Sanki duygu dozajı ayarlanmış. Sanki fazla bir şey belli etmek tehlikeli. “Ne hissediyorsunuz?” diye soruyorum. “İyiyiz,” diyorlar. O “iyiyiz” kelimesinin içine sı
ZEKİ BAŞTÜRK * Mevsim güz… Ağaçlar, yaz boyunca taşıdıkları yaprakları birer birer bırakıyor. Sararan yapraklar rüzgârın önünde savrulurken doğa, bize sessizce bir şey anlatıyor: Hiçbir şey sonsuza dek aynı kalmıyor. Güz biraz hüzündür aslında. Günlerin kısalması, akşamların erken inmesi, havanın serinlemesi… Bir zamanlar dalları dolduran yemyeşil yaprakların toprağa düşüşünü izlemek, insana ister istemez geçen zamanı anımsatır. Ama güz yalnızca hüzün değildir. Güz, aynı zam
Sultan DENLİ * Kaçıncı Haber, Kaçıncı Kadın Çığlığı? Bugün yine kadın haberi yazdım. Bir kadın öldürüldü. Kütahya’da başka bir kadın, eski eşi tarafından sekiz bıçak darbesiyle ağır yaralandı. Yoğun bakımda, hayati tehlikesi sürüyor. Ben ise bütün bunları bir gazeteci olarak yazdım. Ama bugün yalnızca gazeteci değildim. Ben bir kadındım. Ve içimdeki öfkeyi artık haber dilinin birkaç soğuk cümlesinin arkasına saklayamıyorum. Çünkü bu ülkede kadın olmak, her gün başka bir kadın
ZEKİ SARIHAN * Hepimizin önyargıları vardır. Önyargıları düzeltmek çok zordur. Çünkü uzun süre alan yaşanmışlıkların sonunda oluşmuşlardır. Fakat önyargıları masum saymak da mümkün değildir. Biraz araştır, doğrusunu öğren, saplantıların olmasın. Bu yılki Edremit Kitap Fuarında, orta yaş üstü olduğunu sandığım bir kadın, özürlü arabasında oturan, bir şeyler söylemeye çalışan fakat ne dediği de anlaşılamayan yetişkin bir kızı taşıyordu. Masadaki kitaplara şöyle bir baktı, geçer
KENDİNİ YARATMAK * Zuhal BAŞPINAR * Şenol YAZICI'nın yeni kitabı Eylül 2026'da çıkıyor. Bir şiir kitabı da olan Edebiyat fakültesi mezunu olsam da ilk kez bir kitabın “son okuru” oldum. Yenidüzen yayınevlerinde böyle bir düzen varmış; bir tür kitaba, yazıya olur veriyorlar "sonokur"lar, artık yola çıkabilir diye. Onur duyulacak bir uğraştı okumam. Hele o kitap, insanın kendine yolculuğunu ve kendinden yeni bir insan oldurmayı başarılı bir biçimde anlatmayı başarmış, keyifle,
Özkan Sümer(1940-2020) TURHAN EYÜBOĞLU * Bugün 20 Ağustos 2026 Perşembe... Maçka'da uzun zamandır göremediğimiz yağmur intikam alırcasına yağmaya başladı. Mezar ziyaretine gidip onu düşündükçe, onu hiç anlayamadığımızın ağır tokadını her seferinde yüzümde hissediyorum. Oradan bana bakışını görüyor, ancak bir şey yapamıyorum. Trabzonspor'un ruhunun nasıl ölüme terk edildiğini, bir kupa uğruna etik ahlak kurallarının nasıl yerlerde süründüğünü düşünüyorum. Etik deyince anlaşıla
SULTAN DENLİ * Ah insan… Nasıl da ahkâm keser hiç sınanmadığı acılar üzerine… Ne kolay küçümser hiç bilmediği yolları, ne güzel yargılar hiç tatmadığı çaresizlikleri… İnsan, en çok bilmediği hayatlar hakkında konuşuyor. Uzakta duran her yara kolay görünüyor çünkü. Bir başkasının gözyaşı, dışarıdan bakınca sadece birkaç damla su sanılıyor. Oysa kimse bilmiyor o gözyaşının kaç gece biriktiğini… Kaç dua edip cevapsız kaldığını… Kaç kere “iyiyim” deyip içten içe dağıldığını… Biz