top of page


İSTANBUL'DA BİR GÜN
Niyazi UYAR * 06.30 saatin ziliyle uyandım. Biraz sağa sola dönmek, keyif yapmak geçti içimden. Yapamadım, fırlattım attım yorganı. Yatak da sıcacık kalkmak ıstırap geldi, delik deşik olmuştu uykum, uyuyamamıştım zaten. Ama sabaha karşı biraz dalmışım. İstemeye istemeye hazırlanmaya koyuldum. Uğur'a baktım, uyuyordu daha, kıyamadım "birkaç dakika daha uyusun yavrucak." Annemiz kahvaltıyı hazırlamaya başlamıştı çoktan, yardım etmeliyim, yetişemeyiz yoksa, yaşam paylaşmaktır, d

Niyazi UYAR
30 Ara 20257 dakikada okunur


ÇİNGENELER
Doğan SOYDAN * Arka arkaya dizilmiş dört at arabası ile bu arabaların sağında solunda salkım saçak yürüyen bir kalabalık, köye doğru geliyordu. Onları daha köyün uzağındayken tanıyan kır bekçisi Yahya, “Vay eviniz yıkıla, şunların gelişine bakın hele! Gelin gelin bu köyde Osmanlı’nın hazinesi var!” diyerek ortaya bağırdı. Harman yerinde oturanlar kalkıp o yöne doğru bakıştılar. At arabaları ve yanında yürüyenler, “İtsöğüdü” denilen yere gelince kim oldukları açık seçik orta
Doğan Soydan
29 Ara 20257 dakikada okunur


Şapkamı Çıkarmam
Doğan SOYDAN * ÖYKÜ * (Halkın kıyafetini modern dünya ile uyumlu hale getirmek için 25 Kasım 1925'te "Şapka İktisası Hakkındaki Kanun" kabul edilmişti. 1934'te çıkarılan bir kanunla da din görevlilerinin ibadet yerleri dışında dini kıyafetlerle gezmeleri yasaklanmıştı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında yapılan her yenilik gibi, TÜRKİYE'yi muasır medeniyetler seviyesine yükselmek içindi. Ne var ki aynı dönemde farklı bir kanunla resmi yerlerde şapka ve benzeri başlıklarla re
Doğan Soydan
1 Ara 20255 dakikada okunur


087956'IN SIFIRI
Tarık BUĞRA * ÖYKÜ * Fatih taraflarında -amca derim- bir uzak akrabam oturur. Hali vakti yerindedir. Üstelik bir radyosu, küçücük, bebek yastığı gibi bir kedisi ve on altı, on yedi yaşlarında da bir kızı vardır: Kumral saçlı, taptaze, kadife tenli, iri, yeşil gözlü, canlı, cana yakın bir şey. Adı da İclâl. Bana gelince, ben işte böyle, yirmi üç yaşımda, bütün varlığı ve avuntusu sık saçlar, sağlam dişler ve kırmızı bol, kocaman düğümlü kravatı olan, pansiyoner bir tıp taleb

Tarık BUĞRA
28 Kas 20255 dakikada okunur


Dülger Balığının Ölümü
Sait Faik ABASIYANIK * ÖYKÜ * Hepsinin gözleri güzeldir. Hepsinin canlıyken pullan kadın elbiselerine, kadın kulaklarına, kadın göğüslerine takılmaya değer. Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar? Mümkün olsaydı da balolara canlı balık sırtlarının yanar döner renkleriyle gidebilselerdi bayanlar; balıkçılar milyon, balıklar şan ve şeref kazanırdı. Ne yazık ki soluverir ölür ölmez, öyle ki büzülmüş böceklere döner balık sırtının pırıltıları. Benim, size ö
Sait Faik Abasıyanık
26 Kas 20254 dakikada okunur


Öğretmen Duyşen
KİTABI OKUYUN Dünyanın En Güzel Öykülerinden Biri ÖĞRETMEN DUYŞEN / CENGİZ AYTMATOV * 25 Sayfa ,Tekmili Birden * resme TIKLAYIN * Bu PAZAR ÖĞRETMENLER GÜNÜ ÖNCESİ harika bir armağan okuyun PİŞMAN OLMAYACAKSINIZ... / resme TIKLAYIN 06.12.2020

maviADA
24 Kas 20251 dakikada okunur


CİNCİ HOCA
Niyazi UYAR * Şükriye enine boyuna sınıfın en kuvvetli öğrencisiydi. Ablası ebeydi. “Ebe Hanım!” Yeni atanmıştı köye, bir de babaları vardı: Muhittin Hoca! Muhittin Hoca, az konuşan biriydi. Köy halkının yabancılara olan sempatisinden dolayı kafasına uygun, konuşup anlaşabileceği birilerini bulmuştu. Defineciliğe meraklıydı. Köye dair topladığı bilgilerden köye beş kilometre mesafede Lidyalılara ait tarihi bir mekânın olduğunu öğrenince, çok sevinmişti. Yağmurdan sonra köylü,

Niyazi UYAR
30 Eki 20256 dakikada okunur


ARABA ŞEYSİ!
Suat DELİBAŞ * 25 yıl önce, eski model ....marka ilk arabamı almıştım. Arabaya gözüm gibi bakıyorum, tek laf ettirmiyorum. "Böyle rahat, şöyle konforlu, çok geniş, bir yol tutuşu var anlatamam, manevra desen... say say bitiremiyorum." Haftada bir yıkamacıya götürüyor, elimde göğüs parlatıcı, jant cilasıyla arabayı okşayıp duruyorum. Bir müddet sonra, arabada bir arıza, iki arıza, tekleme, aşırı benzin yakma derken sanayiden çıkamaz oldum. Tamirci arkadaşlar: — Ya Suo, oğlum,

Suat DELİBAŞ
19 Eki 20252 dakikada okunur


Gündüzünü Kaybeden Kuş
CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI * Martılardan bahsediyorum. Onları sayısız çığrış ve çırpınışlarıyla kıyılarda görür, duyar ve görmesini de severiz. Fakat bildiğimiz o martılardan çok daha büyük ve kanatları çok daha uzun bir açık deniz martısı vardır. Onlara Güney Akdeniz'de "Miho" derler. İşte onlardan söz etmek istiyorum. Sanki kuş değildir de, kanatlanış bir köpük parçası -ne bileyim- bir ıssızlık parçasıdır. Denizin o hırlayan uçurumları, tepetakla dönmüş Niyagara çavlanı gibi ha

Halikarnas Balıkçısı
15 Eki 20253 dakikada okunur


Yusuf ATILGAN
EVDEKİ * YUSUF ATILGAN * ÖYKÜ * Bugün karşı arsaya yığılı kalasları kaldırdılar. Kocaman kamyonlar onca kalası iki saat içinde aldı...
YUSUF ATILGAN
9 Eki 20255 dakikada okunur




Mal Ayrılığı ve Şampanya Kovası
SEVGİ SOYSAL * Bütün kızlar, şampanya adını duymuş bütün sıradan kızlar, sevgili bir erkeğin kendilerine pembe şampanya ısmarlamasını düşünmüşlerdir. Gümüş kova içinde, buzlar arasında pembe şampanya, sonra belki de kuş cıvıltıları. Başlarına tuğla düşmemiş bütün kızlar. Tuğla düşene kadar. Tuğla düşünce, tek düşünce ölmemek olur, yaşamak olur elbet. Şampanya gibi usul usul, kibar kibar kabardı erkek. -Ev tuttun ha? -Bir tane sana, bir tane de bana, dedi kadın, şampanya yudum

maviADA
30 Eyl 20254 dakikada okunur

Hayat ve Sanat
DERGİSİ
Emek veren herkesin ADAsı
bottom of page







