top of page

Arama Sonucu

maviADA'ya DÖN

Boş arama ile 4816 sonuç bulundu

ETKİNLİK (1)

  • 21 Ocak 2020 | 11:00
    Yalova Belediyesi Güzel Sanatlar Merkez Rüstem Paşa Gazi Paşa Cd. No:23 77200 Yalova Merkez/Yalova Türkiye
Hepsini Görüntüle

BLOG POSTA (4662)

  • 0lgun Aşk Bir Direniştir.

    Konuşacak bir şeyiniz ve paylaşacak birkaç anınız olması değerlidir. ŞENOL YAZICI * Edebiyat, gençlik aşklarını anlatmaya bayılır: ilk bakış, ilk öpüşme, ilk ihanet. Oysa olgunluk aşkı, edebiyatın en az işlediği ama belki de en sahici alanıdır. Edebi metinlerde bu eksiklik ironik bir biçimde görünür: Kırk yaşından sonra aşkın “emekliliğe ayrıldığı” söylenir, ama tam da o yaşlarda aşkın en derin biçimleri yaşanır. AŞKın ilgi, dostluk, yoldaşlık duyguları geç dönemde ortaya çıkar, genç aşkın doğasına aykırı olsa da bir geçiş döneminin de ender işaretlerindendir. Olgunluk aşkı, gençlikteki fırtınadan farklıdır. Artık hormonların değil, zamanın ağırlığı vardır. Artık coşku çağı bitmiş, hikmet çağı başlamıştır. Birlikte yaşanmış yılların, kayıpların, hüznün, yalnızlıkların içinden doğan bir sevgi. Sermaye, aşkı kırk yaşında emekli ederken, olgunluk aşkı, toplumsal klişelere meydan okur: “Aşk ölür mü?” sorusuna verilen en güçlü cevaptır. Bu aşk, gösterişli değildir. Çoğu zaman balkonda içilen bir çay, birlikte dinlenen bir şarkı, bir bakışın içindeki bilgeliktir. ironiyle söyleyelim: aşk tek başına yapılamaz; ötekini ister. Olgunlukta bu öteki, artık bir beden değil, bir hayat arkadaşıdır. Birlikte yaşanmış zamanın yükü, aşkı daha kırılgan ama daha sahici kılar. Edebiyat, gençlik aşkını dramatize ederken olgunluk aşkını çoğu kez görmezden gelir. Oysa olgunluk aşkı, insanın en büyük direnişidir: yaşlanmaya, kayıplara, yalnızlığa karşı bir direniş. Aşk basit bir içgüdüden doğar ama insan onu etik ve estetikle kutsallaştırır. Olgunlukta bu kutsallık daha da belirginleşir: aşk, artık sadece çoğalma değil, birlikte yaşlanma, birlikte direnme halidir. Olgunluk aşkı aynı zamanda ironiktir. Gençlikteki gibi “sonsuz” değildir; zamanın sınırlılığını bilir. Ama tam da bu sınırlılık, ona derinlik kazandırır. Bir bakış, bir dokunuş, bir an, artık sonsuzluk kadar değerlidir. Yazıcı’nın “O da Hasretim Olsun”da anlattığı gençlik aşkı, bir düş kırıklığıyla biter; ama olgunluk aşkı, düş kırıklıklarını da içine alarak sürer. Sonuçta olgunluk aşkı, edebiyatın en az işlediği ama en çok ihtiyaç duyduğu temadır. Çünkü aşkın en sahici hali, gençliğin fırtınasında değil, olgunluğun hüznünde ve bilgeliklerinde yaşanır. İroniyle söyleyelim: aşkın yaşı yoktur, ama insanın yaşı vardır ve belki de aşk, en çok kırkından sonra başlar. En çok o yaştan sonra Cahit Sıtkı diyesi taşın sertliğini daha çok fark edersiniz. * Olgunlukta aşk, artık hormonların değil, zamanın ağırlığının ürünüdür. Bu da ona bir felsefik derinlik katar. “En güzel deniz: henüz gidilmemiş olanıdır. En güzel çocuk: henüz büyümedi. En güzel günlerimiz: henüz yaşamadıklarımız…” - Nazım Hikmet Olgunluk aşkı, işte tam da bu “henüz”ün bilincidir. Geçmişin yükünü taşırken geleceğin ihtimalini hâlâ içinde saklar. Gençlikte aşk “sonsuz” diye bağırır; olgunlukta aşk, zamanın sınırlılığını bilir. Ama tam da bu sınırlılık, ona derinlik kazandırır. Ataol Behramoğlu’nun dizeleri olgunluk aşkının dersidir: “Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi; Dostluksa, bütün yüreğinle…” Olgunlukta aşk, artık bir gövde değil, bir yürek meselesidir. Birlikte yaşanmış zamanın yükü, aşkı daha kırılgan ama daha sahici kılar. Ahmet Arif’in “Hasretinden prangalar eskittim” dizesi, olgunluk aşkının sabrını ve direncini anlatır. Çünkü olgunlukta aşk, bekleyiştir; ama aynı zamanda bekleyişin içindeki bilgeliktir. Olgunluk aşkı aynı zamanda bir direniştir. Yaşlanmaya, yalnızlığa, kayıplara karşı bir direniş. Gençlikte aşk bir fırtına ise, olgunlukta aşk bir dağdır: sessiz, ağır, ama sarsılmaz. Ve belki de aşk, en çok kırkından sonra başlar.

  • Ölümsüz Aşk

    ÖLÜMLÜ İNSAN * ŞENOL YAZICI * Aşk, insanlık tarihinin en eski ve en yeni konusu. Mitlerden modern filmlere, halk hikâyelerinden tüketim toplumunun reklamlarına kadar her çağda yeniden tanımlanmış, yeniden paketlenmiş bir duygu. Literetür metinlerinde aşk, hem bireysel bir deneyim hem de toplumsal bir koşullandırma olarak görünür. Bir yandan Kerem ile Aslı’nın, Leyla ile Mecnun’un aşkı vardır: ölümsüz, saf, insanı dönüştüren. Öte yandan sinema afişlerinde parlatılan, kırk yaşından sonra “emekliliğe ayrılan” tüketim toplumunun aşk modeli. Tasavvuf anlayışında ise aşk ilahi bir biçim alır. Edebiyat bu çoklu teoremi ironik bir dille açığa vurur. Daha doğrusu yeni bir kilit kurar: Aşkın yaşı var mıdır, aşk ölür mü? Sermaye, aşkı hormonlara ve pazarlama stratejilerine indirgerken, edebiyat aşkı insanın en derin paydası olarak yeniden sunar. Aşk, insanın en eski icadı. Belki de en basit içgüdüsünü en karmaşık ritüellere dönüştürme becerisinin adı. Bir bakış, bir dokunuş, bir hormon patlaması… Ama yetmez. İnsan, bu basit dürtüyü yasayla, törenle, yasakla süsleyerek aşkı yaratmış. Ne garip: aşkı tanımlamak için binlerce yıl uğraştık, ama hâlâ emin değiliz. Kerem ile Aslı’nın aşkı mı gerçek, yoksa moda yıldızların afişlerde parlatılan bedenleri mi? Leyla ile Mecnun’un çölü mü, yoksa Sevgililer Günü’nde satılan kırmızı çamaşır mı? Aşkın iki yüzü vardır: biri doğal hali içgüdü, çoğalma, biyoloji; öteki yanı ise bir kutsallığa ulaşır; etik, estetik, şiir. Hâlbuki insan, basit bir dürtüyü kutsallaştırmış aşkı yaratmıştır. Bu yaratım, hem en büyük başarısı hem de en büyük trajedisidir. Çünkü aşk, bir yandan insanı özgürleştirir, bir yandan da toplumsal kurallara, ritüellere, yasaklara bağlar. AŞK çoğu kez bir gençlik eylemi olarak tanımlanır. Hani AŞK ÖLÜMSÜZDÜ? Doğrudur, ne var ki İNSAN ÖLÜMLÜDÜR . Aşkın yaşı var mı? Hayatın gerçeğinde bu doğanın eşsiz bağışı için o malum yargı görünür; “kırktan sonra emeklilik” der. Oysa eşini yitirmiş yaşlı teyzelere “Ağzında dişin var mı?” sorma ödevi düne kadar Tanrı emri gibi duruyordu, yoksa mahalle efsanesi miydi? Aşk, gençliğin fırtınası kadar yaşlılığın bilgeliklerinde de vardır. Ama toplum, aşkı kendi çıkarına göre biçimlendirir. Bir gün kırk yaşında biter der, ertesi gün aşkı kırkbir yaşında yeniden başlatır. İroni burada devreye girer: Aşkın yaşı yoktur, ama toplumun yaşı vardır. Toplum da aşkı kendi çıkarına, anlayışına göre biçimlendirir. Oysa aşk, iki insanın gönülle paylaştığı bir an, bir hayat, bir sırdır. Bazen yirmilerde, bazen seksenlerde... Gerçekten aşkın yaşı var mı? Yaşamın gerçeğinde yanıt çok basittir; sağlığın yerindeyse sonsuza kadar... Bir nokta daha var ki önemli: Aşkın da aynı beklenti ve sağlıkta olmalı... Aşk, tek başına yapılamaz; dostluk da, yol arkadaşlığı da... Hep ötekini ister. Bazen bir hayatı paylaşmak, bazen bir anı. Bazen yirmilerde, bazen seksenlerde... Türküsü türküne, adımı adımına, yolu yoluna uymalı... Aslında olayın bilinip de görmezlikten gelinen bir yanı var. Hormonlar yaşla ilgilidir, doğru, ama aşkın doğasında olan yol arkadaşlığı, sevgili, dostluk, gençliğin fırtınası kadar yaşlılığın bilgeliklerinde, beklentilerinde de vardır. Aşkın bulaşmadığı bir alan, insan üretimi olup da girmediği bir köşe bucak yok denilebilir. Dahası önce aileyi, toplulukları, ulusları olduran aitlik denen duygunun yaratılmasında da aşkın önemli bir element olduğunu söylersek çok da yanlış olmayacaktır. AŞKın eskiden de alınan, satılan yanları, paraya dayalı ya da "herkese benzemeyen " hikayeleri hep vardı. Kimilerinin bataklık dediği bu alandan, SAPPHO gibi çıkıp da adını literatüre yazdırmayı başaranları ayrıca anmak gerek. Ne var ki günümüzde buna bir üçüncü boyut daha eklendi: AŞKI BİR METAYA ÇEVİREN AŞK ENDÜSTRİSİ. ...ve her yılbaşı öncesi arşa çıkardıkları kırmızı iç çamaşırlarını yasaklayıp gündemi oralara çeken ülkeleri ve siyasileri de unutmayalım, o da aşkın konusu. Sonuçta aşk, insanın hem en basit hem de en karmaşık halidir. Basit çünkü içgüdüdür; karmaşık çünkü şiirleşmiştir. Metinler, bu ikiliği ironik bir berraklıkla gösterir: aşk, hem yeme içme gibi insanın vazgeçilmezi, hem de insanın en derin hüznünü ve en büyük coşkusunu taşıyan bir sır, bir şiirsel destandır. Bu Bizi Aşkın Türlerine Taşır. Antik Helen'in güzel kadın şairi şairi SAPHO, sıcak coğrafyanın ya da antik dönemin futursuzluğuyla aşkta erkekten beklentisini rahat açıklar. "Söyleyemiyorum istediğimi utancım önlüyor beni" Sonradan AŞKa bir kutsallık ve elbette mahremiyet de giydiren edebiyat ve ŞİİR başka şeyler anlatmaya başlayacaktır. Belki aklımızı da karıştıran bu: Çağlar öncesinden dünyanın en güzel Türkçesiyle "Bana seni gerek seni" diyen bir Anadolu ereni Yunus Emre'nin sözünü ettiği aşktır konumuz. “Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi; Sevda ise, bütün gövdenle…” der Ataol Behramoğlu, belki aşkın en saf halini anlatır. Aşk, insanın en eski icadı. Basit bir içgüdüyü en karmaşık ritüellere dönüştürme becerisinin adı. Ama yetmez. İnsan, bu basit dürtüyü şiirle, yasayla, törenle, yasakla süsleyerek aşkı yaratmış. Ama o dürtü sadece bedensel bir aksiyon değil, başka yönleri de var. Aşkın aldı benden beni, Bana seni gerek seni. Ben yanarım dünü günü, Bana seni gerek, seni. İLAHİ BİR AŞKI da anlatabilir Yunus Emre'deki gibi... Nazım Hikmet, “Sevdalınız komünisttir / yüreği işçi sınıfının yüreğiyle bir atar,” derken aşkı yalnızca bireysel bir tutku değil, toplumsal bir dayanışma olarak da tanımlar. Çünkü aşk, yalnızca iki kişiyi değil, bütün bir dünyayı dönüştürme gücüne sahiptir. Toplum, aşkı kendi çıkarına göre biçimlendirir. Bir gün kırk yaşında biter der, ertesi gün elli yaşında yeniden başlatır. Oysa aşk, ÖTEKİYLE, bazen bir hayatı paylaşmaktır, bazen bir anı ölümsüz kılmak. “Hasretinden prangalar eskittim.” diyen Ahmet Arif, aşkın doğasının bir başka yanına işaret eder. Aşk, bekleyiştir, sabırdır, zamanın zincirlerini aşma çabasıdır ve ironinin en güzel yanı şudur: Aşkı tanımlamaya çalıştıkça elimizden kayar. Belki de aşk, tanımlanamaz olduğu için aşktır.

  • Sait Faik Abasıyanık

    ŞİMDİ SEVİŞME VAKTİ * Çıplak heykeller yapmalıyım, Çırılçıplak heykeller Nefis rüyalarınız için Ey önünden geçen ak sakallı kasketli, Yırtık mıntanından adaleleri gözüken Dilenci Sana önce Şiirlerin tadını Aşkların tadını Kitaplardan tattırmalıyım Resimlerden duyurmalıyım. resimlerden... Şu oğlan çocuğuna bak Fırça sallıyor Kokmuş manifaturacının ayağına Dörtyüzbin tekliğinden On kuruş verecek Seni satmam çocuğum Dörtyüzbin tekliğe, Ne güzel kaşların var Ne güzel bileklerin Hele ne ellerin var, ne ellerin. Söylemeliyim, Yok Yok... meydanlarda bağırmalıyım. Bu küçük Güllerin buram buram tüttüğü Anadolu şehri kahvesinde Kiraz mevsiminin Sevişme vakti olduğunu. Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım Baygınlık getiren şiirler Kiraz mevsimi, kiraz Küfelerle dolu pazar. Zambaklar geçiriyor bir kadın. Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını Belediye kahvesinde hâlâ o eski, o yalancı O biçimsiz bizans şarkısı. Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem, Nasıl etsem nasıl yapsam da Meydanlarda bağırsam Sokak başlarında sazımı çalsam Anlatsam şu kiraz mevsiminin Para kazanmak mevsimi değil Sevişme vakti olduğunu... Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını, Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam Boş geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğunun Oğlu bir şiir okusa Karacaoğlan'dan Orhan Veli'den Yunus'tan, Yunus'tan... *** SAİT FAİK ABASIYANIK * Sait Faik Abasıyanık, Türk edebiyatının önemli hikaye yazarlarından ve modern Türk hikayeciliğinin öncülerinden biri olarak görülür. Şimdi Sevişme Vakti adıyla bir şiir kitabı da vardır. CEHOV tarzı durum öykülerinin bizdeki öncüsü kabul edilir. 23 Kasım 1906'da Adapazarı'nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954'te 48 yaşında sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi'ne geçti, 1928'de buradan mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde bir süre eğitim gördü. Ekonomi öğrenimi için İsviçre Lozan'a gitti. Kısa süre kaldı ve Fransa'ya geçti. 3 yıl Fransa'da Grenoble'da yaşadı. Eğitimini yarım bırakarak 1933'te İstanbul'a döndü. Kısa bir süre Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi'nde Türkçe grup dersleri öğretmenliği yaptı. Babasının desteğiyle girdiği ticarette de başarılı olamadı. Daha sonra hiçbir işle uğraşmadı. Geçimini babasından kalan mirasla sürdürdü. Yaşamını Şişli'de Bulgar Çarşısı'ndaki apartman ve Burgaz Ada'daki köşklerinde annesiyle geçirdi. Şiir yazmaya İstanbul Sultanisi'ndeki öğrencilik günlerinde başladı. Öyküye Bursa'daki öğrencilik zamanında geçti. İlk öyküsü "Uçurtmalar" 9 Aralık 1929'da Milliyet gazetesinin sanat sayfasında yayınlandı. 1934-1940 arasında Varlık, Ağaç, Servet-i Fünun, Uyanış, Ses, Yeni Ses, Yaprak, Yenilik gibi dergilerde yayınlanan öykülerinle tanınmaya başladı. Sait Faik ilk ürünlerini ortaya koyarken, Türk öykücülüğünde durum şöyleydi: Bir yanda Ömer Seyfettin'in "milli hikayecilik" etkisi sürüyordu. Refik Halit Karay'dan F. Celalettin'e uzanan gülmece ağırlıklı "fıkra-öyküler yönelimi" vardı. Sabri Ertem ve Sabahattin Ali ile yerine oturan "gerçekçi yönelim" ve Memduh Şevket Esendal'ın içten ve yalım anlatımı. Sait Faik bu ortamda ilk öyküleriyle gözlemci bir yazar olarak belirdi; ama kısa sürede öyküyü olaydan sıyırmaya yöneldi. Bu yönelişinde onun gerçeği ya da durumu bir anlatıcıdan, kendi "ben"inden geçirme eğiliminin de büyük payı vardı. Bu, öykülerinde doğal bir öznelleşme süreci hazırladı. O "ben" evrensel bir insanlık duygusunun odağı olduğu için, insanlığın tüm çelişkilerini, bunalımlarını öyküsünün temeline yerleştirdi. Ona göre her şey insanı sevmekle başlar. İlk dönem ürünü öykü kitaplarında Adapazarı ile İstanbul'daki çocukluk ve ilk gençlik yıllarını anlattı. Sonraki yapıtları giderek bir şiirsellikle doldu. "Lüzumsuz Adam", "Mahalle Kahvesi", "Havada Bulut" gibi eserlerinde esnaf, işsizler gibi dertli insanlara, toplumun acı çeken kesimlerine yöneldi. "Kumpanya" ile öykülerine giren karakterler arttı. Gezgin tiyatro topluluğu, cambazhane çalışanları, emekli miralay, Galata, Samatya, Yedikule'deki deri işçileri, meyhaneler, sabahçı kahveleri, çımacılar, garsonlar. "Son Kuşlar"da bir tür düş kırıklığı hissedilir. Sait Faik, toplumsal düzenin çirkinlikleri, sahtelikler, adaletsizlikler karşısında direnen insanın yalnızlığını keşfeder. Sonraki kitaplarında bu karamsarlık artar. "Alemdağda Var Bir Yılan"la gerçeküstücülüğe yöneldi. Hikayedeki konu ve olay akışını iyice ortadan kaldırdı. Öykülemeyi ruhsal değişiklikler yoluyla yaptı. Gerçeküstücü öğelerle kişinin yalnızlığı ve bunun yarattığı acıları irdeledi. Öykü, roman ve şiirlerini yaşamın hakkını vermek için yazdı. Sürekli kullandığı ana tema yaşama sevinci oldu. Sıradan insanlar, işsizler, hamallar, balıkçılar, sokak kadınları, kimsesiz çocuklar, emekçiler ve küçük burjuvalar onun insanlarıdır. O bu insanlarda evrensel insanı yakaladı. Aynı zamanda bir İstanbul öykücüsüdür. Doğa güzellikleri karşısında başı döner. Toplumsal sorunlar onu bireysel planda bir hayıflanmaya sürükler. Böyle anlarda karamsar bir tablo çizer. Toplumsal çelişkiler karşısındaki tavrı öfke, yenilgi ve kaçış olur. Ölümünden sonra Burgaz Ada'daki evi müze haline getirildi. Annesi "Sait Faik Hikaye Ödülü" oluşturdu. Çağdaş edebiyata katkılarından dolayı Amerika'daki Uluslararası Mark Twain Derneği'nin onur üyeliğine seçildi. SAİT FAİK ABASIYANIK'IN YAPITLARI ÖYKÜ: Semaver (1936) Sarnıç (1939) Şahmerdan (1940) Lüzumsuz Adam (1948) Mahalle Kahvesi (1950) Havada Bulut (1951) Kumpanya (1951) Havuz Başı (1952) Son Kuşlar (1952) Alemdağ'da Var Bir Yılan (1954) Az Şekerli (ölümünden sonra, 1954) Tüneldeki Çocuk (1955) Mahkeme Kapısı (Adliye röportajları) (1956) Balıkçının Ölümü-Yaşasın Edebiyat (1977, derleyen Muzaffer Uyguner) Açık Hava Oteli (1980, Konuşmalar-mektuplar derleyen Muzaffer Uyguner) Müthiş Bir Tren (1981, deleyen Muzaffer Uyguner) ŞİİR: Şimdi Sevişme Vakti (1953) ROMAN: Medar-ı Maişet Motoru (1944, ikinci baskı 1952'de "Birtakım İnsanlar" adıyla) Kayıp Aranıyor (1953) Yaşamak Hırsı

Hepsini Görüntüle

SAYFA (60)

  • maviADA Dergisi | Türkiye

    maviADA KÜLTÜR SANAT DERGİSİ / "HAYAT ve SANATA DAİR HER ŞEY..." * maviADA BİR YOLCULUKTUR Büyük düşleri, umutları, ütopyaları, paylaşacak ya da anlatacak şeyleri olanlar için; * KimseSİZ (2002), maviADA( 2006), Güneş Ülkesi 2016 ve sonrası. HAYAT ve SANAT. Türk ve Dünya Yazını. Yazarlar, Şairler, Kitaplar, seçkin örnekler... YAZARLAR YENİ Zeki SARIHAN'ın Yeni Kitapları Ezber Bozuyor ŞENOL YAZICI * SARIHAN'IN 49. KİTABI "CENNETTEN MEKTUPLAR" ÇIKTI! * Bir derginin en büyük mutluluğu nedir bilir misiniz? iyi yazılar bulması, çok abonesi olması dersiniz şimdi. Doğru mantık; işlerin yolunda gitmesi için tarla iyi olmalı, sonra da tohum, sonra da o ürünün hazır alıcıları... Öyle ya marifet iltifata tabidir. Ama herkese uymayan Aristo mantığı o. Ticari açıdan bakarsanız doğrudur bu. Kuşkusuz bizim EZBERLERİMİZİ hesaba katmıyor bu bakış. Şaşıracaksınız ama ben DUVAR Şenol YAZICI 10 saat önce 1 2 3 4 5 maviADA YAZARLAR maviADA KÜNYE maviADA 18 Şub 2025 Şenol Yazıcı maviADA KÜNYE Şenol YAZICI 11 Oca 2025 Aycan Aytore maviADA KÜNYE maviADA 1 Eyl 2024 1/18 Cem KARACA Aycan AYTORE 8 Şub 6 dakikada okunur Barış Manço maviADA 3 Şub 18 dakikada okunur Lois ARAGON Louis ARAGON 25 Ara 2025 3 dakikada okunur 1/16 KUŞYEMİ Derviş'in Duası FARKLI YAZILAR Senin Kadar Yürekli Olmak İsterdim Orhan Veli’nin Yarım Kalan Şiiri Victor Hugo 1/2 HAYAT SANAT Zeki SARIHAN'ın Yeni Kitapları Ezber Bozuyor Şenol YAZICI 10 saat önce Günümüzde İRAN Şenol YAZICI 1 gün önce AL SENİN OLSUN niyazi uyar 2 gün önce Millattan Önce İRAN Şenol YAZICI 2 gün önce Yusuf AKÇURA maviADA 2 gün önce KİTAP OKUYALIM Nurten B. AKSOY 3 gün önce TRUMP DİYE BİRİ... Şenol YAZICI 4 gün önce Dağ Başında A. KADİR 5 gün önce İSTANBUL AĞRISI Attila İLHAN 5 gün önce Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun! maviADA DERGİSİ 6 gün önce 1/429 SON YAYINLANANLAR HAYAT Günümüzde İRAN İRAN ARMASI Rıza Han PEHLEVİ HANEDANI Pehlevî Hanedanı , İran Devleti'ne 54 yıl boyunca hükmetmiş kuzeyde Hazar denizi kıyılarında yaşayan Mazenderan k ökenli hanedandır. Tarihçe İran Kazak Tugay'nın eski bir tuğgenerali olan Rıza Han , 1919 yılında Pehlevi soyadını alır. 1921'de 3.000-4.000 kişilik güçlü müfrezesi ile Tahran'a girip Kaçar Hanedanı içinde iktidarı ele geçirir, 1925 yılında Ahmed Şah Kaçar'ı tahttan indirip kendini Şah ilan eder. Böylece 54 yıl sürecek P HAYAT Şenol YAZICI 1 gün önce Millattan Önce İRAN * PERSOPOLİS - Pers İmparatorluğunun başkenti İran, batı Asya'da , 1.648.195 km² alanda, yaklaşık 92 milyonluk çok etnikli nüfusuyla, coğrafi büyüklük ve nüfus bakımından dünyada 17. sırada yer almaktadır. Kuzeybatıda Türkiye ve Irak, kuzeyde Azerbaycan, Ermenistan, Hazar Denizi ve Türkmenistan, doğuda Afganistan, güneydoğuda Pakistan, güneyde Umman Körfezi ve Basra Körfezi ile komşudur. İran, 31 eyalet ile beş bölgeye ayrılmaktadır. Tahran, ülkenin başkenti, en büyük şehri v HAYAT Şenol YAZICI 2 gün önce Yusuf AKÇURA Yusuf Akçura Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri Yusuf Akçura (d. 2 Aralık 1876 Ulyanovsk, Simbrist, Rusya – ö. 11 Mart 1935 İstanbul), Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden olan Tatar yazar ve siyaset adamı. Rusya’da Simbrist’te doğdu (1876). Babasının ölümü üzerine annesiyle birlikte İstanbul’a geldi. Ortaöğrenimini Bursa Askeri Lisesi’nde, yükseköğrenimim Harbiye Mektebi’nde tamamladı (1896). Harp Akademisinde okurken, gizli “İttihat ve Terakki” örgütüyle ilg HAYAT maviADA 2 gün önce TRUMP DİYE BİRİ... TRUMP BAŞKA BİR İŞARET... DEVLET ADAMINDAN DAHA ÇOK RACON KESEN BİR KÜLHANBEYİ, TABAN İSYANDA... ve DÜNYA BOYUN EĞİYOR... NE VAR Kİ BU KEZ DÖNEMİNDE ROMA'NIN BİLE KORKTUĞU BİR ULUSA, PERSLERE ÇATTI. * Seçim şovlarına bakmamalı. Belki çok iyi bir insan, iyi bir aile babası, iyi bir yurttaş, iyi bir bilmem ne... Umalım öyledir. Hem olmasa bize ne, karısı sevinsin diyeceğim de hangisi bu adamın asıl eşi?.. İyisi mi ülkesi sevinsin. Hem de öyle sevsin ki, hiç salmasın başka ülke HAYAT Şenol YAZICI 4 gün önce Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun! * Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın başlangıcı, 8 Mart 1857 yılında Amerika'nın New York kentinde tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadının düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için grevler yapması olarak kabul edilmektedir. 1857 yılındaki KADINLARIN direnişi sırasında çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can vermiş HAYAT maviADA DERGİSİ 6 gün önce ÇOK OKUNANLAR Babasından Deniz Gezmiş'e Mektup Nurten B. AKSOY * Mektuplar; kimi zaman iki sevdalının birbirine yazdığı, kimi zaman bir anne ya da babanın evladına, kimi zaman da bir evladın anne-babasına yazdığı mektuplar… Belki tarihin tozlu sayfalarında kaybolan, belki bir kutuda sararıp solan ama tarihe ışık saçan mektuplar… İşte o mektupların belki de en hüzünlüsü… Yüreğindeki sevgiyi acıyla harmanlayan eğitimci bir babanın, çok genç yaşta vatanı ve idealleri uğruna darağacında can veren bir fidanın babasının, yani HAYAT Nurten B. AKSOY 2 Mar Hak Edilmiş Bir Ayrılıksa Zaman... Şenol YAZICI * -"Başta 17 Ağustos 1999 Marmara, 6 Şubat 2023 Maraş Depremleri olmak üzere sayısız felaket ve sayısız mağdur yaratan, kurgusu ilkel, aynı, ama hep faili meçhul kalan cinayetler anısına… - İnandıkların da terk etti seni, şimdi en büyük fırtınasına yakalanmış bir sahra çölü gibi... öyle yalnızsın. Bu yalnızlığı ancak çocuklar anlar. Bir çocuklar bilmez; Gün olur, hak edilmiş bir ayrılıktır zaman. Hoş gör. Mavzer HAYAT Şenol YAZICI 6 Şub Öyküleriyle Kış Çiçekleri Nurten B. AKSOY * Kış mevsiminin ortalarındayız, bu yıl havalar çok soğuk olmasa da güneş yüzünü fazla göstermemek için direniyor. Bir yandan kar bekliyoruz çocuklar gibi, bir yandan baharı özlüyoruz, o sıcacık yaz günlerini özlüyoruz, açan çiçekleri özlüyoruz… Ama biliyoruz ki kışın da ayrı bir güzelliği var. Soğuğa ve kara inat rengarenk açan çiçekleri var kış mevsiminin de. İşte bu soğuk günlerde biz de o güzelim kış çiçekleri ve pek de bilinmeyen öyküleriyle renklendireli HAYAT Nurten Bengi Aksoy 17 Oca Aşkın İki Yüzü Aycan AYTORE * -Günümüz insanının zoru var aklıyla ve aşkla; sorarsan her şeyi netleştirecek, akla dayalı köklerini bulacak... Bir de yaş haddi koymuşlar; 40'tan sonra emekli... Kimsenin deneyime filan metelik verdiği yok. Bana sordun mu? Oysa kitapta yeri var; seksenlik nineye bile her bayram soracaksın, ağzında dişin var mı? Karmaşık mı karmaşık, sermaye her şeye olduğu gibi aşka da ayar çekiyor; insan varolduğundan bu yana tek tanımı olan aşk, şimdi muz gibi, herkese gör EDEBİYAT Şenol Yazıcı 1 Oca Nardugan-Yeni Yıl Bayramı Nurten B. AKSOY * Acısıyla tatlısıyla koca bir yılı daha geride bırakıp yeni bir yıla başlayacağız. Her ne kadar “acısıyla-tatlısıyla” desek de geride bıraktığımız yılın hem dünyada hem ülkemizde çok da tatlı anılar bıraktığını söyleyemeyiz. Bu yıl da daha önceki yıllar gibi savaşlarla, terör olaylarıyla, doğal afetlerle, kazalarla ve yitirilen canlarla acı dolu ve kötü bir yıl olarak anılarımızdaki yerini alacak. Daha güzel günler ve yarınlar için umutla karşılayacağız yeni HAYAT Nurten B. AKSOY 21 Ara 2025 KİTAPLIK Zeki SARIHAN'ın Yeni Kitapları Ezber Bozuyor ŞENOL YAZICI * SARIHAN'IN 49. KİTABI "CENNETTEN MEKTUPLAR" ÇIKTI! * Bir derginin en büyük mutluluğu nedir bilir misiniz? iyi yazılar bulması, çok abonesi olması dersiniz şimdi. Doğru mantık; işlerin yolunda gitmesi için tarla iyi olmalı, sonra da tohum, sonra da o ürünün hazır alıcıları... Öyle ya marifet iltifata tabidir. Ama herkese uymayan Aristo mantığı o. Ticari açıdan bakarsanız doğrudur bu. Kuşkusuz bizim EZBERLERİMİZİ hesaba katmıyor bu bakış. Şaşıracaksınız ama ben DUVAR Şenol YAZICI 10 saat önce Yusuf AKÇURA Yusuf Akçura Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri Yusuf Akçura (d. 2 Aralık 1876 Ulyanovsk, Simbrist, Rusya – ö. 11 Mart 1935 İstanbul), Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden olan Tatar yazar ve siyaset adamı. Rusya’da Simbrist’te doğdu (1876). Babasının ölümü üzerine annesiyle birlikte İstanbul’a geldi. Ortaöğrenimini Bursa Askeri Lisesi’nde, yükseköğrenimim Harbiye Mektebi’nde tamamladı (1896). Harp Akademisinde okurken, gizli “İttihat ve Terakki” örgütüyle ilg HAYAT maviADA 2 gün önce KİTAP OKUYALIM Nurten B. AKSOY * BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK ve TESPİH AĞACININ GÖLGESİNDE Yıllar önce, çocukluğumda okuyup unuttuğum, ama zihnimin bir köşesine yerleşmiş bazı kitaplar vardır, bazen bir sahaf dükkanında ya da eskicinin tezgahında rast geldiğimde, birden yüreğimi hızla çarptıran. İşte o an eski bir tanıdığa rastlamış gibi heyecanla o kitabı elime alıp sarılırım ona. Bir yıl önceydi, bir sahafın kapı önü tezgahında rastladım Harper Lee'nin BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK kitabına. Şöyle bir elime al EDEBİYAT Nurten B. AKSOY 3 gün önce B.G. ŞAVLI ve G-10 KOĞUŞU B.G. ŞAVLI, Yürürken yeri, konuşurken insanı, yazarken kalemi incitmekten sakınırdı. *12 Eylül 1980 Darbesinden Notlar *Burhan Garip Şavlı, Ürün Yayınları, 2007, Ank. * DOĞAN SOYDAN * Burhan Garip Şavlı (1927–2019) Muş doğumludur. Terme, Ayaş, Silifke ve Kandıra ortaokul ve liselerinde öğretmenlik, yöneticilik yapmış. Emekli olduktan sonra Kocaeli Belediyesinde Başkan Yardımcılığı, 1977–1980 arasında da CHP listesinden 16. Dönem Muş Milletvekili olarak Parlamentoya girmiş. KİTAPLIK Doğan Soydan 2 Mar Balaban’ın Fırçasında Nâzım’ın Soluğu… MEHMET ŞAMİLOF * Bazı kitaplar vardır ki kapağını açtığınız an oda kararır, sadece kitabın sayfalarından bir ışık süzülür. Haziran 2003’te Berfin Basın Yayın mutfağından çıkan, Yayın Yönetmeni kadim dostum İsmet Arslan’ın büyük bir titizlikle ve edebiyat sevdasıyla bizlere ulaştırdığı "Nâzım Hikmet’le Yedi Yıl" işte böyle bir ışıktır. Bu kitap, raflarda bir "stok" olarak kalmayı değil, her evin en mahrem köşesinde başucu eseri olmayı hak ediyor. Çünkü bu eser; sadece bir ress KİTAPLIK Mehmet ŞAMİLOF 1 Mar SANAT Pantürkist Ressam ve Türkolog Çoros Gurkin Nurten B. AKSOY * Türkçe ön adı ile Çoros (Grigoriy) Gurkin, Sadece Altay Türklerinin değil Sibirya’daki bütün Türk boylarının çok iyi tanıdığı ve hatta efsaneleştirdiği bir önderidir. Onu dünyaya tanıtan ressamlığı olsa da Çoros Gurkin aynı zamanda bir Türkolog ve etnograftır. Günümüz Sibirya Türkleri için Gurkin’in başka bir önemli yönü de bağımsızlık kahramanı olmasıdır. 4000’e yakın eserle verimli bir sanat hayatı yaşayan, resimleri şu anda; Gorno Altay, Bamaul, Novosibir SANAT Nurten B. AKSOY 7 gün önce Michelangelo Michelangelo 'nun tavanını türlü tablolarla resimlediği ünlü Sistina Şapeli Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni veya kısaca Michelangelo (6 Mart 1475 - 18 Şubat 1564) Rönesans döneminin İtalyan heykeltıraşı, ressamı, mimarı ve şairidir. Floransa Cumhuriyeti'nde doğan Michelangelo'nun eserleri, Klasik Antik Çağ modellerinden esinlenerek ortaya çıktı ve Batı sanatı üzerinde kalıcı bir etki bıraktı. Michelangelo'nun yaratıcı yetenekleri ve çeşitli sanatsal alanlardaki HAYAT maviADA 6 Mar ÖMER SEYFETTİN KERAMET * öykü * ÖMER SEYFETTİN * Yangın yarım saatten beri devam ediyordu. Fakat mahallenin ahalisi iki ev sonra söneceğine kaildiler. Çünkü bir zat-ı şerifin türbesi vardı. Mümkün değil, o, tutuşmazdı! Şiddetli bir kıble rüzgârı esiyor, alevleri, kıvılcımları saçan tahta parçalarını, türbenin üzerine, türbenin altındaki evlerin çatılarına fırlatıyordu. İtfaiye bölüğü, tulumbalar son gayretlerini sarf ediyorlardı. Polisler etrafı ablukaya almışlar, kaçırılan eşyanın yağmasın HAYAT maviADA 6 Mar Ümran Baradan Ümran Baradan, (d. 4 Şubat 1945; İzmir, Türkiye - ö. 3 Mart 2011, İzmir, Türkiye), Türk seramik sanatçısı, ressam. Hayatı Dedesi şair İsmail Hakkı Baradan, babası Klasik Türk müziği sanatçısı Ulvi Baradan'dır. Girit - Selanik göçmeni bir ailenin çocuğudur. Sinema ve tiyatro sanatçısı, gazeteci Hüseyin Baradan'ın yeğenidir. Gazeteci Uğur Dündar'ın kayınvalidesidir. İlköğrenimini Alsancak'taki Gazi İlkokulu'nda, liseyi de yine İzmir'de tamamlamasının ardından Ankara Üniversites HAYAT maviADA 4 Mar Suat Yalaz Suat Yalaz'ın yarattığı KARAOĞLAN Suat Yalaz (1 Ocak 1932; Çiçekdağı, Kırşehir - 2 Mart 2020,) Türk çizgi romancı, film yönetmeni, senarist ve yapımcı. Yazıp çizdiği çizgi roman Karaoğlan ile tanınmıştır. Karaoğlan'ı yapımcı, senaryo yazarı ve yönetmen olarak yedi kez de sinemaya aktardı. Hayatı 1 Ocak 1932 tarihinde Kırşehir ilinin bir ilçesi olan Çiçekdağı'nda doğdu. Memur çocuğu olduğu için, gençliğinin ilk yılları Denizli, Adana ve Kayseri illerinde geçti. İlk karikatür HAYAT maviADA 3 Mar EDEBİYAT AL SENİN OLSUN * Niyazi UYAR Kazandın bu savaşı, Kazıyıp geçtin yeşili, Kazıyıp geçtin maviyi, Karşı duran insana, Mahlukata Savaş açtın… Al senin olsun, Kara, kapkara bir tabiat, Al senin olsun, Kirli, kipkirli bir deniz, Al senin olsun, Para pul, mal mülk Al senin olsun. Ne kaldı ki, Kuruttun sevgiyi, Yok ettin, Yeşili maviyi, Al senin olsun Oğulsuz uşaksız Bir dünya. Biz gidiyoruz, Biliyoruz, Tez zamanda sen de geleceksin, Sana da kalmadı, Sana kalmayacak bu dünya. Al senin olsun, EDEBİYAT niyazi uyar 2 gün önce KİTAP OKUYALIM Nurten B. AKSOY * BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK ve TESPİH AĞACININ GÖLGESİNDE Yıllar önce, çocukluğumda okuyup unuttuğum, ama zihnimin bir köşesine yerleşmiş bazı kitaplar vardır, bazen bir sahaf dükkanında ya da eskicinin tezgahında rast geldiğimde, birden yüreğimi hızla çarptıran. İşte o an eski bir tanıdığa rastlamış gibi heyecanla o kitabı elime alıp sarılırım ona. Bir yıl önceydi, bir sahafın kapı önü tezgahında rastladım Harper Lee'nin BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK kitabına. Şöyle bir elime al EDEBİYAT Nurten B. AKSOY 3 gün önce Dağ Başında A. KADİR * Beni bir dağ başında böyle yapayalnız kodular, rüzgarlara, kuşlara, bulutlara yakın, senin etinden, tırnağından ayrı, senin kokundan uzak. Benim güzelim, benim ceylan bakışlım, benim kafamın ateşi, yüreğimdeki. Mümkün mü şu anda rüzgar olmak, kuş olmak, şu anda üç dört portakal almak, getirmek sana, sana tuzlu badem, kabak çekirdeği. Şu anda hiçbir şey mümkün değil. Şu anda her şeyden ayrı, her şeyden uzağım ben. Şu anda sadece yalnızlık ve kahır. Hayır, güzelim, h EDEBİYAT A. KADİR 5 gün önce İSTANBUL AĞRISI İstanbul dünyanın en güzel ama yaşaması en zor ve belki en kadersiz şehri. Asırlardır doğal afetlere, saldırılara, işgallere, savaşlara maruz kalmış, ama hep direnmiş ve yaşamaya devam etmiş. Şairlerin, yazarların gizemli şehri olarak şiirlere, şarkılara ve daha nice sanat eserine ilham kaynağı olmuş. Deniziyle, tepesiyle, erguvanlarıyla ve her gün bağrına saplanan hançerlerle yaşamaya devam etmiş ve ediyor. Özellikle son dönemlerde üst üste yapılan beton saldırılarıyla yaral EDEBİYAT Attila İLHAN 5 gün önce Tapınak Fotoğraf: Y. Erbay YUSUF ERBAY * Boşlukta uzayıp tüten selvinin Gece kaybolan saf gölgesini Siper edip sarı sürgün ışığa Kendince yaşayıp kendince göçen Ölüleri aramaya çıktığım bu akşam Uğramayacağım tek yer mezarlıktır… Sağır dilsiz mermerlerin özünden Çatlayıp yürüyen asi damara Hasretle kavuşup kutlu yolunda Günah korkusuyla yakarıp duran Korkak çağrılardan kurtulacağım… -Tanrıyı aramaya çıktığım bu şafak, Sığınmayacağım tek yer tapınaktır. EDEBİYAT Yusuf Erbay 7 gün önce HAYAT maviADA 2023 Yıllığı KENDİNİ YARATMAK / DOSYA: Anlatının Dayanılmaz Sihri * İÇİNDEKİLER -Alfabetik Sırayla- Aycan AYTORE ... HAYAT maviADA 14 Şub 2023 1 dakikada okunur maviADA 2022 YILLIĞI "Karantina Günlükleri" * Ortak Kitap 2 YILLIK 2 * Karantina Günlükleri Türanlatı 84 sayfa, ADA KİTAP Bursa, Cemre 2022 Seçki YER... KİTAPLIK maviADA 15 Mar 2022 1 dakikada okunur maviADA 2021 Yıllığı CEMRE / Ortak Kitap 1 YILLIK 1 ** CEMRE Türanlatı 90 sayfa, ADA KİTAP Bursa, Cemre 2022 Seçki YER ALANLAR Arsen Everekliyan 5 Aycan... HAYAT maviADA 1 Ara 2021 1 dakikada okunur her hafta bir dergi / maviADA ADA 40 KIŞ 2020 / Eskiden albümler vardı, sık sık alıp anılara baktığımız. Salonda özellikle konuklara açık dururdu En çok da... KİTAPLIK maviADA 17 Tem 2021 1 dakikada okunur Her Hafta Bir Dergi maviADA Dergileri * YAZ 2019 Sayı:33 * Dergiyi Okumak İsterseniz Buraya ya da Resme TIKLAYIN KİTAPLIK maviADA 10 Tem 2021 1 dakikada okunur Pantürkist Ressam ve Türkolog Çoros Gurkin SANAT Nurten B. AKSOY 7 gün önce Michelangelo HAYAT maviADA 6 Mar ÖMER SEYFETTİN HAYAT maviADA 6 Mar Ümran Baradan HAYAT maviADA 4 Mar 1 2 3 4 5 AL SENİN OLSUN EDEBİYAT niyazi uyar 2 gün önce KİTAP OKUYALIM EDEBİYAT Nurten B. AKSOY 3 gün önce Dağ Başında EDEBİYAT A. KADİR 5 gün önce İSTANBUL AĞRISI EDEBİYAT Attila İLHAN 5 gün önce 1 2 3 4 5 Günümüzde İRAN İRAN ARMASI Rıza Han PEHLEVİ HANEDANI Pehlevî Hanedanı , İran Devleti'ne 54 yıl boyunca hükmetmiş kuzeyde Hazar denizi kıyılarında yaşayan Mazenderan k ökenli hanedandır. Tarihçe İran Kazak Tugay'nın eski bir tuğgenerali olan Rıza Han , 1919 yılında Pehlevi soyadını alır. 1921'de 3.000-4.000 kişilik güçlü müfrezesi ile Tahran'a girip Kaçar Hanedanı içinde iktidarı ele geçirir, 1925 yılında Ahmed Şah Kaçar'ı tahttan indirip kendini Şah ilan eder. Böylece 54 yıl sürecek P HAYAT Şenol YAZICI 1 gün önce Millattan Önce İRAN * PERSOPOLİS - Pers İmparatorluğunun başkenti İran, batı Asya'da , 1.648.195 km² alanda, yaklaşık 92 milyonluk çok etnikli nüfusuyla, coğrafi büyüklük ve nüfus bakımından dünyada 17. sırada yer almaktadır. Kuzeybatıda Türkiye ve Irak, kuzeyde Azerbaycan, Ermenistan, Hazar Denizi ve Türkmenistan, doğuda Afganistan, güneydoğuda Pakistan, güneyde Umman Körfezi ve Basra Körfezi ile komşudur. İran, 31 eyalet ile beş bölgeye ayrılmaktadır. Tahran, ülkenin başkenti, en büyük şehri v HAYAT Şenol YAZICI 2 gün önce Yusuf AKÇURA Yusuf Akçura Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri Yusuf Akçura (d. 2 Aralık 1876 Ulyanovsk, Simbrist, Rusya – ö. 11 Mart 1935 İstanbul), Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden olan Tatar yazar ve siyaset adamı. Rusya’da Simbrist’te doğdu (1876). Babasının ölümü üzerine annesiyle birlikte İstanbul’a geldi. Ortaöğrenimini Bursa Askeri Lisesi’nde, yükseköğrenimim Harbiye Mektebi’nde tamamladı (1896). Harp Akademisinde okurken, gizli “İttihat ve Terakki” örgütüyle ilg HAYAT maviADA 2 gün önce TRUMP DİYE BİRİ... TRUMP BAŞKA BİR İŞARET... DEVLET ADAMINDAN DAHA ÇOK RACON KESEN BİR KÜLHANBEYİ, TABAN İSYANDA... ve DÜNYA BOYUN EĞİYOR... NE VAR Kİ BU KEZ DÖNEMİNDE ROMA'NIN BİLE KORKTUĞU BİR ULUSA, PERSLERE ÇATTI. * Seçim şovlarına bakmamalı. Belki çok iyi bir insan, iyi bir aile babası, iyi bir yurttaş, iyi bir bilmem ne... Umalım öyledir. Hem olmasa bize ne, karısı sevinsin diyeceğim de hangisi bu adamın asıl eşi?.. İyisi mi ülkesi sevinsin. Hem de öyle sevsin ki, hiç salmasın başka ülke HAYAT Şenol YAZICI 4 gün önce 1 2 3 4 5

  • maviADA MİSYON | maviada

    MİSYON: maviADA'nın tarihi, misyonu, bir okul olmaya çalışması ve bunu başarmak için mücadelesi, büyük ölçekte başarıp bugüne değin ayakta kalması nın kısa hikayesidir. About Us Finding Inspiration in Every Turn This is your About Page. This space is a great opportunity to give a full background on who you are, what you do and what your website has to offer. Double click on the text box to start editing your content and make sure to add all the relevant details you want site visitors to know. maviADA TARİHİ ve MİSYONU TARİHİ 2002 yılında yoğun bir istenç ama tamamen rastlantı olarak Şenol Yazıcı öncülüğünde kuruldu. YAZICI'nın eşgüdümüyle yirmiye yakın yazan çizenin örgütlendiği KİMSESİZ dergisi, ilk sayıdan itibaren sergilediği yükseliş ivmesine karşın, çok başlılığının verdiği sorunlarla başedemeyip bir yıl üstüne Şenol YAZICI'nın dergiden ayrılmasıyla kapandı. Dergi katılanlarının bir kısmının yoğun ilgi ve isteğiyle acemice de olsa mynet ten kiralanan bir sayfada bugünkü maviADA'nın çekirdeği olacak ADA KÜLTÜR SANAT 2004'te kuruldu ve Sabri Özdemir'le birkaç kişinin ilk şiir ve yazılarını yayınlamaya başladı. Büyük bir ilgi görünce Şenol YAZICI, 2005 yazında birkaç arkadaşıyla ADA basılı dergisini kurmaya karar verdi. KimseSİZ dergisinin Samsun temsilcisi Nurettin TAŞÇI'nın bir dergi çıkarmak ve ad önerisi isteği üzerine ADA adını ona verdiğinden, maviADA adıyla 2006 Ocak ayında yayın hayatına başladı. *maviADA'nın kuruluş günlerinin anlatıldığı bir yazı okumak isterseniz TIKLAyın. MİSYON maviADA'nın kuruluş dergisinin KimseSİZ gibi iç kıyıcı bir adı seçmesinin bir nedeni vardı. Birilerine güvenmenin kötü sonuçlarını gösteriyor ediyor, dergi gibi tümüyle gönüllü bir işte kendine güvenmenin ne kadar önemli olduğuna işaret ediyordu. NİÇİN KİMSESİZ başlığıyla 1 Kasım 2002'de yayınlanan yazıyı okumak isterseniz TIKLAyın. 2006'DA başlayan maviADA, Önceki deneyimlerinden ders almış, sorunlarından arınmış bağımsızlığına düşkün, kimsenin dümen suyunda olmayacağını duyurarak yayın hayatına güçlü bir kadroyla başladı. İlk sayıda bile bütün ANADOLU DERGİLERİNİ imrendirecek bir potansiyelle işbaşı yapan dergi, Can Dündar, Zülfü Livaneli, Demirtaş Ceyhun, Bedri Baykam ... gibi dönemin en ünlü kalemleriyle çalıştı. Ayda 1000 aboneyle bir imece dergi için yakalanamayacak bir rekora imza attı. 60 sayfalık dergi bazen taleplere yetemiyor, bazı ünlülere yer veremediği oluyordu. Bunların bazılarının maviADA'ya açtıkları savaşın, karalama kampanyalarının , linç girişimlerinin izlerini internette bulabilirsiniz. Her yaptığından yeni bir şey öğrenen YAZICI, hayatın inceliklerini yani aslında çok önemli olan küçük ayrıntıları ğreten bir okul olmadığını fark edecek ve kazndığı her türlü bilgi birikimini paylaşmaya karar verip, maviADA'yı yayıncılık, dergicilik ve bir yazar okulu yapacaktı. MİSYON buydu, maviADA YAŞADIĞI GÜNCE DE gençlere, yenilere, kimseSİZ yazarlara bir okul olacaktı . KimseSİZ GÜNLERİ 2002 YILINDA HENÜZ Üç kitabı olan YAZICI, KAZAEN DÜŞTÜĞÜ DERGİCİLİKTE, yayıncılıkta hiçbir deneyimi olmadığı gibi , masaüstü yayıncılıkta da bir bilgi birikimine ve beceriye sahip değildi. Oysa bir dergi yönetmek yazmanın yanında görsellik ve tasarım ürünü yayıncılığı bilmeyi gerekli kılıyordu. Bunları bilen birini de maddi nedenlerle çalıştırma olanağı yoktu. KimseSİZ'in ilk sayısı bu deneyimsizlikle alabıldığıne kötü çıktı. YAZICI yılmadı, inanılmaz bir emek ve gayretle masaüstü yayıncılığın bütün gizlerini öğrenmeye çalıştı, dergi ikinci sayısında büyük bir başarıya imza attı. 3. sayıda 300 aboneye ulaşacak, yıl sonunda 600 aboneyle dergi yönetmenliğini bırakacaktı. Gerisini getiremeyen KimseSİZ , kısa süre sonra da kapanacaktı. * NİÇİN KİMSESİZ başlığıyla 1 Kasım 2002'de yayınlanan yazıyı okumak isterseniz TIKLAyın. maviADA GÜNLÜKLERİ Bir yıllık dönemde dergide yazı ve parasal olarak katkı sunan insanlara bile güvenemeyeceğini çok iyi anlayan Şenol Yazıcı, a rtık deneyimlerinden aldığı derslerle, dergiciliğin ve yayıncılığın temel becerilerini öğrendiği için yeni dergiyi büyük bir özgüvenle tasarladı ve planlayarak uygulamaya koydu. maviADA 'ya başlarken derginin adını edebiyat gündemine taşımak için İstanbul konumlu bir yayın evinin yayın yönetmenliğine de başlayacak, kalıcı kılmak ve maddi yanını çözmek için maddi destek sağlamak amacıyla kısmen diğer maviADAlıları da kattığı bir kültür sanat evi planlayacak ve yapacaktı. Ne var ki dergicilikte öğrenmeye zamanı olmuştu, bu kez öğrenecek kadar zaman vermeyen esnaflıktan başarısız olacak batacaktı. Yine de dergi bir başına hızla ivme kazanacak, 2. sayının sonunda abone sayısı bu tip dergiler için bir rekor sayılabilecek 1000 aboneye ulaşacaktı. Dergide artık onlarca insan yazıyor çiziyordu, ama tasarım, dizgi, postalama işleri sadece Şenol Yaxı'ya bakıyordu. *maviADA'nın kuruluş günlerinin anlatıldığı bir yazı okumak isterseniz TIKLAyın.

  • DUVAR | maviADA Dergisi | Türkiye

    ÜYELERİN Etkinlikleri, Yeni çıkan yayınları, Kitapları, Dergileri, Sergileri Duyuruları, Tanıtımları... DuvaR mavADA DOSTLARININ kitap, dergi,etkinlik, söyleşi,sergi...benzeri tanıtım duyuruları yer alır. KATILMAK İÇİN TIKLAYIN Zeki SARIHAN'ın Yeni Kitapları Ezber Bozuyor Şenol YAZICI 10 saat önce 4 dakikada okunur Yusuf AKÇURA maviADA 2 gün önce 4 dakikada okunur KİTAP OKUYALIM Nurten B. AKSOY 2 gün önce 3 dakikada okunur B.G. ŞAVLI ve G-10 KOĞUŞU Doğan Soydan 2 Mar 3 dakikada okunur Balaban’ın Fırçasında Nâzım’ın Soluğu… Mehmet ŞAMİLOF 1 Mar 2 dakikada okunur Yaşar Kemal'i Anıyoruz! maviADA 28 Şub 1 dakikada okunur FARELER ve İNSANLAR maviADA 27 Şub 1 dakikada okunur Muhteşem Okurlarına Muhteşem Bir Armağan KİTAP; Bir Şeyh Bedrettin Hikayesi maviADA 22 Şub 1 dakikada okunur Gerçeğin Efsanesi İnsan Bedreddin Yusuf Erbay 15 Şub 2 dakikada okunur CEMİLE maviADA 14 Şub 1 dakikada okunur EMİRNAME maviADA 13 Şub 6 dakikada okunur Montesquieu maviADA 11 Şub 4 dakikada okunur 1 2 3 4 5

Hepsini Görüntüle

FORUM POSTA (93)

Hepsini Görüntüle
bottom of page