
Arama Sonucu
maviADA'ya DÖN
Search this site
Boş arama ile 4969 sonuç bulundu
ETKİNLİK (1)
- 21 Ocak 2020 | 11:00Yalova Belediyesi Güzel Sanatlar Merkez Rüstem Paşa Gazi Paşa Cd. No:23 77200 Yalova Merkez/Yalova Türkiye
BLOG POSTA (4815)
- GARİBALDİ
Giuseppe Garibaldi (d. 4 Temmuz 1807 - ö. 2 Haziran 1882), İtalyan general, yurtsever, lider ve yazar. İtalya Devleti'nin kurulmasına öncülük etmiştir. İtalyanlar tarafından İtalya'nın en büyük kahramanı ve yurtseverlerinden biri olarak kabul edilir. İtalya'nın birleşmesindeki en önemli kişidir. Avrupa ve Güney Amerika'daki pek çok askeri mücadeleyi yönetmiş, bu yüzden "İki Dünyanın Şövalyesi" unvanı almıştır. Hayatı Gençliği Garibaldi 1807'de Nice (Nizza) şehrinde doğdu. O zaman şehir İtalyandı ve Sardinya Krallığı'na aitti. Daha sonra şehir Fransa'ya verildi ve günümüzde kullanılan Nice ismini 1859'da aldı. Şehir birleşme hediyesi olarak İtalya'dan Fransa'ya verilmiştir. Garibaldi'nin ailesi deniz taşımacılığı işi ile uğraşıyordu ve deniz hayatı için yetiştirilmişti. 1832'de tüccar denizci kaptanı belgesi aldı. Giuseppe Garibaldi'nin 1831'de İstanbul'da yaşarken oturduğu evin Casa Garibaldi binasındaki levhası Karadeniz'e gitmekte olan bir gemide çalışırken uğradığı İstanbul'da inerek 1828-1831 tarihleri arasında 3 yıl kadar yaşadı. Günümüzde Casa Garibaldi İstanbul adıyla tanınan Societá Operaia İtaliana (İtalyan İşçi Birliği) derneğinin kurucu başkanı oldu. Garibaldi'nin hayatını değiştiren olay Nisan 1833'te Taganrog, Rusya'da başına geldi. Portakal yüklü gemisi Clorinda göletinde on gün için palamara bağlanan Garibaldi sahilde denizci hanında, Oneglialı Giovine Battista Cunco ile karşılaştı. Cunco İtalyan politik bir göçmen ve La Giovine Italia "Genç İtalya" hareketinin gizli üyesi idi. Kurucusu Giuseppe Mazzini, İtalya birliğinin politik ve sosyal reformlara doğru Liberal Cumhuriyet ateşli savunucusuydu. Garibaldi bu oluşuma katıldı ve ülkesinin Avusturya hakimiyetinden bağımsızlığı için hayatı boyunca mücadele edeceğine yemin etti. Garibaldi, Ekim 1833 Cenevre'de Mazzini'nin kendisiyle tanıştı. Başlayan ilişkileri daha sonra problemli bir bir duruma gelecekti. Gizli devrimci birliğine katıldı. Şubat 1834'te, Mazzini'nin Piyemonte'deki başarılı olmayan ayaklanmasına katıldı. Ceneviz mahkemesi tarafından gıyabında ölüme mahkûm oldu ve Marsilya'ya kaçtı. Güney Amerika maceraları Tunus'tan sonra Garibaldi Brezilya'ya gitti. "Rio Grande do Sol" (eski Brezilya'nın Sâo Pedro Do Rio Grande do Sol bölgesi) Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı olayına açıldı. Gaucho (Portekizce bir terim olup Güney Amerika'daki "Pampas"ta yani ağaçsız geniş ovalarda yaşayanları tanımlamak için kullanılır) isyancı grubuna katıldı. Onlar Farrapos (Tatters: parça, çaput) olarak biliniyordu ve yeni olan Brezilya ulus bağımsızlığına karşıydı. Garibaldi bu savaş sırasında, Tatter ordusunun Brezilya'da "Santa Catarina" bölgesinde diğer bir Cumhuriyet ilan etmeye çalıştığında bir kadına rastladı. Anita Ribeiro da Silva (en iyi "Anita" olarak tanınıyordu.) Ekim 1839'da Anita kocası Manuel Duarte Agular'ı terk etti. Rio Pardo'da gemisinde Garibaldi'ye katıldı. Bir ay sonra sevdiği kişinin tarafında Imbituba ve Laguna savaşlarına katıldı. 1841'de çift Montevideo'ya (Uruguay) hareket etti. Garibaldi orada tüccar ve okul müdürü olarak çalışıyordu. Takip eden yılda evlendiler. Dört çocukları oldu. Monetti 1840, Rosita 1843, Terasita 1845 ve Ricciotti 1847'de doğdular. Kadın at biniciliğinde ustalaşmış Anita'nın Garibaldi hakkında onun Güney Brezilya ve Uruguay Gaucho kültürüne sahip olduğunu düşündüğü söylenir. 1842'de Uruguay filosu komutanlığını aldı ve Arjantin diktatörü Juan Manuel de Rosa'a karşı İtalyan lejyonunu mevziledi. Ülkenin savaşı (Guerra Grande)için Lejyon İtalya yas gününü temsil eden siyah bayrağı benimsedi. Merkezindeki volkan, vatanındaki uyuyan, uyuşuk güçleri temsil ediyordu. Uruguay'daki lejyon Montevideo'da bir fabrikadan temin edilen kırmızı gömlekleri giyiyordu. Fabrika gömlekleri Arjantin'deki bir mezbahaya ihraç etmeyi tasarlıyordu. Garibaldi ve onun takipçilerinin sembolü haline geldi. 1842 ve 1848'de Garibaldi Montevideo'yu, eski Uruguay diktatörü Manuel Oribe'nin liderlik ettiği Arjantin kuvvetlerine karşı savunuyordu. Gerilla savaşında ustaca bir taktik belirleyerek 1846'da Cerro ve Sant'Antonio savaşlarında iki kutlanacak zafer elde etti. Her ne kadar bazı Uruguay gemilerini yönettiğinde az başarı elde etmiş olduğu halde. Vatanının alın yazısı, her durumda Garibaldi'yi ilgilendirmeye devam ediyordu. 1846'daki papa IX. Pius'un seçimi İtalya yurtseverleri içinde sansasyona sebep olmuştu. Hem İtalya'da hem de dışarıda. Papanın başlangıç reformlarında Vicenza Giobetti (5 Nisan 1801-26 Ekim 1852) hakkında onun İtalya'nın birliği için liderliği temin edeceği kehanetinde bulunuyordu. Bu haber Montevideo'ya ulaştığında Garibaldi papaya bir mektup yazar. İtalya'ya dönüşü ve ikinci sürgün Giuseppe ve Anita Garibaldi San Marino'ya kaçıyorlar Garibaldi İtalya'ya 1848 devriminin karışıklığı içinde döndü. Charles Albert'in (Carlos Alberto: 2 Ekim 1798-28 Temmuz 1849 Sardinya Kralı "1831-1849") hizmetine önerildi. Kral bazı liberal eğilimler gösteriyordu. Fakat Garibaldi'ye karşı soğuk ve güvensiz davranıyordu. Piyemonte'den ters cevap aldı, o ve onun takipçileri Lombardiya'ya geçtiler. Onlar Avusturya işgaline karşı ayaklanmışlar ve Milan hükûmeti eyaletine yardım sunuyorlardı. Takip eden bu yönde, Başarısız İlk İtalyan Bağımsızlık Savaşında, Luino ve Morazzone'deki iki küçük zaferde ordusunu yönetiyordu. Novara'daki Piemonte yenilgisi (23 Mart 1849) izdihamından sonra Garibaldi Cumhuriyeti desteklemek için Roma'ya hareket etti ki Papalığa ait bir devlet ilan ediliyordu. Fakat, Luis Napeleon (Gelecekteki III. Napeleon) onu devirmek için bir Fransız kuvveti gönderdi. Manzini'nin zorlamasıyla Garibaldi Roma'nın savunmasının komutanlığını aldı. Karısı Anita onunla birlikte savaştı. Tüm gayretlerine rağmen şehir 30 Haziran 1849'da düştü. Garibaldi ve onun kuvvetleri Avusturya, Fransa, İspanya ve Napoli orduları tarafından avlanıyordu. Venedik'e ulaşmak amacıyla kuzeye kaçtığında, ayaklananlar hala Avusturya'nın kuşatmasına direniyordu. Destansı bir yürüyüşten sonra, San Marino'da kendisini hala takip eden 250 adamıyla geçici göçmenlik aldı. Anita, onların beşinci bebeğini taşıyordu, geri çekilme sürecinde Comacchio yakınlarında öldü. Amerika Garibaldi sonunda, La Spezia yakınındaki Portovenere'ye ulaşmayı başardı. Fakat Piyemonte hükûmeti onu tekrar yurt dışına göç etmeye zorluyordu. Tangier'de kalmasından sonra Staten Island'a (New York) hareket etti. 30 Temmuz 1850'de oraya vardı ve kendini açığa vurmaktan kaçınmak için sürgünde. Ev sahibi, zamanının çoğunu atölyesinde mum yaparak harcadığı mucit Antonio Meucci idi. Fakat sonuçtan memnun değildi. Sonraları gemi kaptanı olarak Pasifik'e çeşitli seyahatler yaptı. Bunlardan en uzunu, 1851 Nisanından başlayıp iki yıl süren ve Peru'daki Andlı kadın kahramanı Manuela Sâenz'i ziyaret ettiği olandı. Garibaldi New York'u son olarak Kasım 1853'te terk etti. Garibaldi 21 Mart 1854'te İngiltere'nin kuzey doğusunda Tyne Nehri ağzında ulusal gemi kaptanı olarak seyir halindeydi. Gemi Baltimor'dan kalkmıştı ve rıhtıma yanaşıp yükünü South Shield'e (İngiltere'de sahil kasabası) boşalttığında Amerikan bayrağı dalgalanıyordu. Garibaldi, Newcastle Courant civardaki yüksek rütbeli kimselerin akşam yemeği davetini reddettiğini haber yapmasına rağmen, Tyne nehri kıyısında popüler bir şahsiyetti ve yörenin işçi sınıfı tarafından coşkuyla karşılanıyordu. Onun bulunması hatırasına bir kılıç Garibaldi'ye sunuluyordu. Ondan yaklaşık olarak yarım yüzyıl sonra torunu Güney Afrika'da İngiliz ordusunda gönüllü olarak Boer savaşında çarpışırken o kılıcı taşıyordu. Garibaldi 1854 Nisanının sonunda oradan ayrılarak, toplamda Tyne Nehri kıyısında bir aydan biraz daha fazla bir süre kalmış oluyordu. İkinci İtalyan bağımsızlık savaşı Garibaldi 1854'te İtalya'ya yeniden döndü. Ağabeyinin ölümünden kalan küçük mirası kullanarak İtalyan Caprera (Kuzey Sardinya) adasının yarısını satın aldı ve kendini tarıma verdi. 1859'da İkinci İtalyan bağımsızlık savaşı (Avusturya-Sardinya savaşı olarak da bilinir) Sardinya hükûmetindeki iç entrikalar ortasında patlak verdi. Garibaldi tümgeneral atandı ve "Alplerin Avcıları" adlı bir birlik kurdu. Bu olaydan sonra sadece Sardinya Piyemonte Krallığının etkin biçimde başaracağını varsayarak, İtalya'nın kurtuluşunun hakkındaki Manzini'nin Cumhuriyetçi fikrini terk etti. Gönüllüleri ile Varese, Como ve diğer yerlerde Avusturyalılara karşı zaferler kazandı. İtalyan şehri Nice'nin Fransızlara elzem olan askeri yardım karşılığında teslim edilmesi Garibaldi'nin canını çok sıktı. Mektupları Giuseppe Garibaldi (1870) Joseph Cowen (Kohen)'e yazdığı mektup Ship commonwealth, Tynemouth 12 Nisan 1854 -Değerli Dostum Cowen(Kohen)- Cömertliğin ve fedakârlığınla beni onurlandırdın ve bu, hayatta bir dost medeniyetin vatandaşından gelebilecek en büyük kıymettir. Ben insanlık adına doğdum ve insanlık adına aydınlanırım. Kalbim sadece özgürlük için çarpmaktadır. Dünyadaki tüm ulusların evrensel haklar bakımından özgürlüğü için; Ora e sempre, Şimdi ve sonsuza dek. İngilizler büyük ve güçlü bir Millettir. İngiltere, İnsanlık Medeniyetinin ilerleyişinde liderdir ve yeryüzünde özgürlük isteyenler için bir yardım elidir. İngiltere despotluğun düşmanıdır, İngiltere güvenilir bir dost ve sığınaktır, ezilenlerin dostudur, ama İngiltere'nin, Ana Vatanınızın, müttefiklerini koruyabilmesi için artık yeni kaynakları ve yöntemleri olmalı. Ve hangi İtalyan benimle birlikte bu konuda bir adım öne çıkmaz ki! Hükümetin, otokrat bir tavırla Avusturyalılara iyi bir ders verdi. Avrupa despotlar sebebiyle İngiltere'ye karşı. Bu sebeple İngiltere her ihtimale karşı, bizimle her zaman ittifak içinde olmalı. Asalet ve Kudret dolu kılıcımız, bu konuda İngiltere ile omuza omuza mücadele için her zaman kınından çıkmış bir halde hazırdır. İngiltere'deki iyi ve fedakâr devlet adamlarına şükranlarımı sunduğumu ilet. Üzgünüm, gerçekten derinden üzgünüm elinizi sıkmadan gideceğim için. Veda ediyorum kıymetli dostum, ama bu bir (Adieu) Elveda değil. Kalbinizde benim için bir yer açın. Esenlikler diliyorum. G.Garibaldi. Osmanlı'ya karşı Balkan halklarına yazdığı ayaklanma mektubu Garibaldi'nin 7 Ekim 1875'te Osmanlı'ya karşı Balkan halklarına yazdığı dünyaca ünlü mektubunun 22 Aralık 1875 tarihinde dönemin ünlü gazetelerinden Border Watch'da yayınlanan bir nüshası Caprera, 6 Ekim. Hersekli ve mazlum Doğu Avrupalı kardeşlerime. Türkler Bursa'ya sürülmelidir. Bir kurt gibi gelip Bosphorus'u (İstanbul Boğazı)'nı geçtiler, yıktılar, katlettiler ve tecavüz ettiler. Bize tarihte Pelasgi şehrini armağan eden halkları yok ettiler. Belki de o halklar Avrupa'daki ilk medeni toplumlardır. Osmanlılar, artık mahvettikleri bu coğrafyada var olmamalı. Bursa'da ve Bursa'nın da ötesindeki ıssızlığın ve azabın içinde tüm görgüsüzlükleri, yağmacılıkları ve zulümleriyle yeteri kadar Anadoluluyu bulacaktır. Artık ayaklanmalısınız Karadağ'ın, Hersek'in, Bosna'nın, Sırbistan'ın, Tarabya'nın, Makedonya'nın, Yunanistan'ın, Epir'in, Arnavutluk'un, Bulgaristan'ın, Romanya'nın kahraman evlatları! Hepiniz şanlı bir tarihe sahipsiniz. Leonidas, Achilles, Büyük İskender, Scanderbeg ve Spartaküs sizin toplumlarınızda doğmuşlardır. Ve bugün sizler içinizde halen Spartaküsler ve Leonidaslar bulabilirsiniz. Diplomasiye güvenmeyin. Bu kalpsiz yaşlı kadın sizleri aldatıyor. Ama tüm dünyanın erkeklerinin kalbi sizlerle. Bugüne kadar Türkleri destekleyen İngiltere artık tüm fedakârlığı ve içtenliğiyle sizleri destekleyecek ve özgür insanlardan kuracağınız birliği, Hilal'in İmparatorluğuna tercih edecektir. Artık Türkler Bursa'ya sürülmelidir! Ancak o zaman bağımsız ve özgür olabilirsiniz. Osmanlılar, İstanbul Boğazı'nın bu yakasında (Doğu Avrupa topraklarında, Balkanlarda) var olduğu sürece her zaman savaş sebebi olmaya devam edecektir ve sizler insan olmanın kutsallığına asla sahip olamayacaksınız. G. Garibaldi. Ölümü İtalyan Parlamentosuna tekrar seçilmesine rağmen sonraki yıllarının çoğunu Caprera'da geçirdi. 1879'da, kiliseye ait taşınmazları yürürlükten kaldırıp düzenli bir ordu kurup, genel oy kullanma hakkını ileri sürerek "Demokrasi Ligi"ni kurdu. Eklem iltihabı onu yatağa gitmeye zorladı. Calabria ve Sicilya'ya seyahatler yaptı. 1880'de, ondan evvelce üç çocuğu olan, Francesca Armosino ile evlendi. Ölüm döşeğinde iken yatağının zümrüt yeşili ve safir mavisi denizi görebileceği bir yere taşınmasını istedi. 2 Haziran 1882'de, 75 yaşında öldü. KAYNAK: vikipedi
- YENİK YÜZLER
ASIM ÖZTÜRK * - Malkaça-Urla- Kanatlarının gölgesi duruyor yerlerde Malkaça çarşısına konmayan kumruların, Yitirmiş sesini yazlar Urla’da Şapkaları sarı tütün kokan köylüler yok Kahvelerin dilinde kekremsi bir tat Yaşanmamışlıkların kırık sesini rüzgârlar sürüklüyor, Toprak yollardan gelen at arabaları Tekerleklerin seslerini unutup gelmiş Bağ aralarında, Evlerin sarı kavunları, taş avlular Yılların o güzel kokusuyla büyütmüş çocukları, Serinliğe salınmış kuyularda Erken olmasını beklediğimiz akşamlar İner gelir kuytu bir yerden sardunyalarıyla, Rakıları koyduğumuz kokularıyla masalara; Uzaklardan yel eserken gelen denizin kokusu Köpükleri kuzulamış kıyılara Sırtını vermiş uyuyor mor dağlar, Kanatlarını Malkaça çarşısında unutmuş kumrular Gecenin içinde ötüyor, bir bilinmez sevdasıyla; Çarşının kıyısında küçük dükkânlar, Çekingen, utangaç Fahri Erdinç, Tenekeci Süleyman dayısını soruyor, Yüzler unutkan, bakışları dağınık insanların; Yenik şimdi o eski güzellikler zamanın aynasında. ASIM ÖZTÜRK 14.6.2022 9519
- 12 EYLÜL 1980: “BİZİM OĞLANLAR BAŞARDI!”
Zeki Sarıhan * BEN O GÜN… 12 Eylül 1980 Cuma günü evde yalnızdım. Millî Kütüphaneye gitmek üzere evimizin bulunduğu Ankara Bülbülderesi Caddesine indiğimde bütün cadde boyunca belirli aralıklarla eli tetikte askerlerin sıralandığını gördüm. “Acaba gene ne oldu?” dedim kendi kendime. Çünkü devrimci ve ülkücü çatışmalarının sınırında oturuyorduk. Üst tarafımız Seyranbağları devrimcilerin, alt tarafı ise Ülkücülerin egemenliği altındaydı. Aslında bu bölünme Türkiye’deki durumun bir benzeri idi. Acaba askerler, bu bölgedeki çatışmayı önlemek için mi dizilmişlerdi. İçlerinden biri bana “sokağa çıkma yasağı var. İhtilal oldu’” dedi. Buna da şaşırmadım. Çünkü darbe aylardır “Ben geliyorum!” diyordu. Türkiye zaten sıkıyönetim altındaydı. Solcu örgütler, sıkıyönetimden rahatsızdılar. Oysa her gün evlatlarından birkaçını terör eylemlerinde kaybeden halk sıkıyönetimi zorunlu görüyordu. Nerden mi biliyorum? 1979’da Fatsa’ya gittiğimde çeşitli mekânlarda rast geldiğime sordum ve büyük çoğunluğun ülkedeki bu gerici kargaşanın sona ermesi için sıkıyönetimi zorunlu gördüğünü saptadım. Hem de Devrimci Yol’un hâkim olduğu Fatsa’da! Solun bölünmesine koşut olarak Öğretmen hareketi de paramparçaydı ve TÖB-DER kapalıydı. İçinde bulunduğum Yurtsever Öğretmenler Grubu darbeden 9 ay önce, 1 Ocak 1980’de Öğretmen Dünyası’nı yayın hayatına sokmuştuk. Çıkış bildirgemizin en önemli maddeleri bu kargaşanın durması, okullarda demokrasi idi. Bu nedenle halk kitleleri gibi 12 Eylül darbesini olumlu karşıladık. Bunu Konsey’e çektiğimiz bir telgrafla bildirerek bir an önce demokrasiye geçilmesi dileğimizi de ekledik. “YAT, KALK, SÜRÜN!” Darbeciler (ki başlarında bulunan Kenan Evren bu göreve Ecevit tarafından getirilmişti) kısa zamanda beklentileri boşa çıkardı. Anayasayı feshetti. Siyasi partileri kapattı. On binlerce kişiyi tutuklattı. Binlerce dava açtı. Astı, kesti… Yolunu bulan solcular yurt dışına çıktı. Ülkenin bütün demokratik birikimi heba edildi. Kitleler korkutuldu, sindirildi. Yeni hükümetin antidemokratik uygulamalarına muhalefet ettiğimiz için faşizmin kadrajına girmemiz uzun sürmedi. Millî Eğitim Bakanı Tuğgeneral Hasan Sağlam, bir mülakat için gittiğimiz odasından dergi yöneticilerini adeta kovdu. Kardeşimle ikimiz 1402 sayılı yasa ile öğretmenlikten çıkarıldık, Öğretmen Dünyası dergisi okullarda yasaklandı! 1973-1975’te Fatsa Ortaokulu öğretmeniyken 4 öğretmen 1986’da tutuklanıp yargılandık. Neyse ki hâkim davayı zaman aşımı gerekçesiyle düşürdü. Bu bahsi burada uzatmayacağım. Zira kitaplarımda anlattım. Öğretmen Dünyası Kitabı’nda da anlatacağım. Zaten o dönemi yaşamış olanların anlatacak pek çok 12 Eylül öyküsü var. 12 EYLÜL VE LENİN “Bu da nerden çıktı!” demeyin. Zira Lenin 1924’te öldü, 12 Eylül’ün tarihi ise 1980. Arada 56 yıl var. Gene de aralarında şöyle bir ilişki var: 1960’lı yılların ikinci yarısında Türkiye devrimci bir durum yaşadı. Fakat bir halk devrimine önderlik edecek bir önder çıkaramadı. Bu boşluğu 1971’de asker şefleri doldurarak halka demokrasi vaat eden bir darbe yaptılar ve çok geçmeden iktidarı sivil kadrolara teslim etmek zorunda kaldılar. 1980’e doğru ilke yukarıda değindiğimiz bir karmaşanın içine düştüğünde bunu bir halk devrimine dönüştürecek önder ve kadrolardan yoksundu. Lenin, Birinci Dünya Savaşı’nda yorgun düşen Rusya’da savaştan bezmiş kitleleri örgütledi ve devrime hazırladı. 1917 Nisanında partisinin bir kısım üyeleri “Şimdi devrim yapalım, durum devrime elverişli" diyorlardı. Lenin ise özetle (mealen söylüyorum: “Sakın ha! Devrimin zamanı gelmedi, devrim yapmaya kalkarsak güçlerimizi ve şansımızı kaybederiz!” dedi ve yazdı. Ancak 1917’nin Ekim ayına gelindiğinde “İşte şimdi devrimin zamanıdır” dedi. Sovyetlerde Ekim devrimi dediğimiz dünyayı sarsan o büyük deprem oldu. (Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi) İşin bu yanı üzerinde hiç duran oldu mu bilmiyorum. Devrimin öyle beş on yılda bir yapılmayacağını, her ülkenin tarihi, sosyal, politik koşullarının farklı olduğunu elbet de biliyorum. Getirdikleri sosyal düzen farklı olmakla birlikte devrimin zamanını doğru belirlemede Lenin ile Atatürk benzerlik gösterirler. Türkiye ne 1960’larda ve 1970’lerde bir Lenin çıkaramadı! “BİZİM OĞLANLAR BAŞARDI!” 12 Eylül darbesi yapıldığında Türkiye’deki Amerikan yetkililerinin, hükümetlerine “Bizim oğlanlar başardı” diye mesaj gönderdiği çok söylenmiştir. Bunun mantıklı bir yanı vardır çünkü Türkiye bir NATO ülkesi ve Amerika Birleşik Devletlerinin sıkı bir müttefiki olmakla birlikte emperyalist Batı ile “sosyalist” Sovyetler Birliği’nin çıkarlarının çatıştığı bir bölgede bulunuyordu. Türkiye sağı Amerika’yı, solu ise Sovyetler Birliği’ni tutuyordu. Türkiye solunun bir kısmı Sovyet-Çin çatışmasından mülhem olarak Sovyetler Birliğinin revizyonist, hegemonyacı, sosyal emperyalist ve sosyal şoven” bir ülke olduğunu ileri sürse de Türk solunun büyük kısmı, Amerika gibi, bunu savunan örgütlere de düşmandı. Bu sol başa geçmeyi başarsaydı, Türkiye NATO’dan çıkacak, muhtemelen Varşova Paktı’na girecekti. Türkiye’nin siyasi ve ekonomik çehresi tamamen değişecek, ilkede muhtemelen Varşova Paktı ülkelerinde olduğu gibi “Komünist” damgalı, sosyalist rejimi çürütmüş bir parti iktidarda bulunacaktı. Türkiye o sistem içinde ancak 9-10 yıl kalabilirdi. Çünkü Sovyet İmparatorluğu, patır kütür yıkıldı ve bağımsızlıklarına kavuşan ülkelerin yöneticileri, devlet mallarını kısa sürede üstlerine geçirdiler ve Batı Avrupa’nın, Amerika’nın kapısını çaldılar. NE AMERİKA NE RUSYA Bu nedenle 1970’li yılların en doğru sloganı, ara sıra hatırlatmak zorunda kaldığımız gibi “Ne Amerika, Ne Rusya, Tam Bağımsız Türkiye!”dir. Ne yazık ki, günümüzde kitle gösterilerinde bu sesi duyamıyoruz. Bugünün sağcıları gene Amerikancıdır, solcularının bir kısmı ABD’ye muhalefet gerekçesiyle açıkça Rusya tarafına geçmiştir. “İki süper devlete karşı” politikasının yerini “İki süper devletten biri” anlayışı almıştır. Bu iki süper devletin ikisi de kapitalist ve emperyalisttir! Bu yılki 12 Eylül, bana bunları hatırlattı. (Ankara, 12 Eylül 2026)
SAYFA (60)
- Kitap | maviADA Dergisi | Türkiye
Sitede konu edilen, okunan, eleştirilen, tanıtılan kayda değer KİTAPlar... Büyük Bir Deprem ve Bir Çocuğun Adalet Arayışının Hikayesi: Buzdan Kaleler ZEKİ BAŞTÜRK * Bir Çocuğun Günlüğünden Toplumsal Belleğe Uzanan Yolculuk Kimi romanlar salt bir öykü anlatmaz, aynı zamanda bir dönemin tanıklığını da üstlenir. Şenol Yazıcı'nın Buzdan Kaleler adlı romanı da bu nitelikte eserlerden biridir. Yazarın, kızı Mavi Işık'ın dokuz yaşında tuttuğu beş sayfalık günlüklerinden esinlenerek kurguladığı bu roman, çocuk gözünden yaşanan büyük bir felaketin ve sonrasında değişen yaşamların içten öyküsünü anlatırken, karşılaşılan insanların Yusuf BAŞTÜRK 31 Tem 3 dakikada okunur Asım Öztürk'ün Nehir Şiirleri ASIM ÖZTÜRK Manisa Çarşıları, Şiir, 2024, 100 Sayfa, SARISSA YAYINLARI "Asım Öztürk'ün daha çok toplumcu gerçekçilik üzerine kurulu şiir ağırlıklı otuz dokuz kitabı var. Kırların havasını lirik bir söyleyişle kente taşıdı. Kentteki yaşamları, umutları , çıkmazları, çelişkiyi, sömürü düzenini yansıttı. Emekten yana duruşuyla özgürlük, barış, insancıllık tüm şiirlerinin ana izleğini oluşturdu. MANİSA ÇARŞILARI bir şiir kitabı. Ne var ki 100 sayfalık tek bir şiirden oluşan bir k maviADA 26 Tem 1 dakikada okunur Hülya Tozlu'dan Denemeler ve Derlemeler HÜLYA TOZLU ANLATI 140 Sayfa, Ekim 2025 ARKHE YAYINLARI İSTANBUL Hülya Tozlu, umudun yazarıdır. Ona göre hiçbir insan salt kötü değildir. Okuduğum tüm kitaplarda bizi iyi insan olmaya çağıran ilginç bir kalem. TUNCA YÖNDER Hayatın içinden anlatılar. Okumaya başladın mı bırakamıyorsun, kendinden bir şeyler buluyor, ne olacağını merak ediyorsun. Hayatın zorlukları, sıkıntıları,mücadelelerve hep umut var, okur bu umuttan güç alıyor. HUMAY HASANOVA maviADA 26 Tem 1 dakikada okunur EZBERİ BOZAN BİR DÜŞÜNCE YOLCULUĞU: Ezber Mutsuzluklar Zeki BAŞTÜRK * Muzaffer GÜRBOĞA'nın Ezber Mutsuzluklar adlı denemeler kitabı, daha kapağından başlayarak okuru düşünmeye çağıran bir yapıt. Bernard Shaw'ın "Dışarıdaki duvarları yıkmak kolay, önemli olan içerideki duvarları yıkabilmektir." sözüyle açılan kitap, aslında bütün denemelerinin ortak eksenini de belirliyor: İnsan, önce kendi zihnindeki kalıpları ve ezberleri sorgulamalıdır. Kitabın en dikkat çekici yönü, yaşamın hemen her alanına dokunmasıdır. Eğitimden aileye, si Zeki BAŞTÜRK 19 Tem 2 dakikada okunur Daha Güzel Bir Dünya Zeki BAŞTÜRK * YAZMAK, DÜŞÜNMEK VE DAHA İYİ BİR DÜNYAYI TASARLAMAK * -Şenol Yazıcı'nın "Yazar ve Ütopya" Kitabı Üzerine- * Kimi kitaplar yalnızca okunur, kimi kitaplar ise okurunu düşünmeye zorlar. Şenol Yazıcı'nın "Yazar ve Ütopya" adlı yapıtı, ikinci grupta yer alan, okuruyla sürekli konuşan, ona sorular yönelten ve her sorunun ardından yeni düşünce kapıları açan bir eser. Kitabın en dikkat çekici yönü, kesin yargılar vermekten çok sorular sormasıdır. "Kitaplar çok mu masu Zeki BAŞTÜRK 1 Tem 2 dakikada okunur YAZAR ve ÜTOPYA Asiye ARSLAN * Şenol Yazıcı'nın Gufo Yayınlarından Mayıs 2026'da yayınlanan YAZAR ve ÜTOPYA, yazarın ideolojilerin sözcüsü değil, insanlığın vicdanı olması gerektiğini vurguluyor. Yazar ve Ütopya, edebiyatın toplumsal ve felsefi işlevini tartışan kapsamlı bir incelemedir. KİTAP, kimsenin o denli özgür olmadığını, sıra insanın ideolojilere mecburiyetini, yazarın ise dil aracılığıyla toplumsal düzeni sorgulama, ütopyalar kurma ve insanı özgürleştirme dolaysıyla ideolojilere ka Asiye ARSLAN 24 Haz 2 dakikada okunur Okumaz Yazmaz Bir Millet Zeki Sarıhan * Biraz abartılı gelse de Türk milleti için okumaz yazmaz bir millet dememiz mümkün. Her yıl binlerce kitap yayımlanıyor, devlet kitaplıklarında, özel kütüphanelerde bir hayli kitap var. Kitapseverler, okumak umuduyla aldığı kitapları evlerinde koyacak yer bulamıyorlar. Bütün bunlar gerçek olmakla birlikte, okur yazar nüfusumuzun sayısına oranlarsak kitap varlığımızın çok az olduğunu, mevcut kitapların okunma sayılarının da çok düşük olduğunu görüyoruz. Neden ac Zeki SARIHAN 19 Haz 3 dakikada okunur Cumhuriyetin Akademisyen Öğretmeni: MİNA URGAN Hasan GÜLERYÜZ * Bir Dinozorun Anıları kitabını iki binlerde aldım, çeyrek asır sonra güncelliğini geciktirerek okudum. Kitabı elime aldım, beni döve döve okuttu. Hem okuyor, hem de ben neredeyim, benim yücelttiğim adları yaşam dünyasından kesitler öğreniyor, karşılaştırmalar yapıyorum. Ortak yanımız onun arkadaşları, bizim yazarlarımız, aydınlarımızdı. Ortak olmayan yanımız o bir ket soylu, küçük burjuvaydı ve biz köylü olmanın avantajına, köylü kalmamanın avant Hasan Güleryüz 15 Haz 8 dakikada okunur maviADA'nın 25. Yıl Armağanı MELAS * Şenol YAZICI'dan Bir İmkansız Aşk Hikayesi * (Devamını okumak için RESME TIKLA) ŞENOL YAZICI * "Selam Söyleyin Ay Işığına" * "Burada doğdum. Karadeniz’in ucunda, Trabzon’dan başlayıp içerilere doğru, dere boyu uzayan ve birden bire duvar gibi yükselip geçit vermez Zigana’ya dönüşen vadinin dibinde, Sümela’da. Melas’ı, dağa bir salıncak gibi asılı duran yüz odalı manastırı kadim devirlerde, Osmanlı bu coğrafyada yokken, atalarım yaptı. Ben orda eğitim görüyorum, din Şenol YAZICI 7 Haz 1 dakikada okunur Mavi Yazılar Atlası Şenol Yazıcı’nın Mavi Yazılar Atlası, edebiyatın yalnızca estetik bir uğraş değil, aynı zamanda tarihsel ve toplumsal bir tanıklık olduğunu kanıtlayan metinler toplamıdır. Yazar, Yaşar Kemal’in Nobel tartışmalarından Anita Ekberg’in aşk ikonluğuna, deprem kentlerinin yıkımından Julio Iglesias’ın ölümsüzlüğüne kadar geniş bir yelpazede, bireysel deneyimi sosyo ekonomik bağlamla harmanlıyor. maviADA 31 May 2 dakikada okunur Uçun Kuşlar Uçun Bir Gezi Kitabından Ötesi.. Daha fazlası için RESME tıklayınız UÇUN KUŞLAR UÇUN Şenol Yazıcı GUFO YAYINLARI Liste Fiyatı: 350 L İndirimli fiyat : 225-300 L Yayın Tarihi 23.05.2026 ISBN:9786255628190 Dil: Türkçe Sayfa sayısı:172 Cilt: Karton kapak Boyut:13.5 x 21 cm İlgili Kategoriler: Edebiyat, GEZİ/DENEME “Uçun Kuşlar Uçun, yalnızca yolculukların değil, ruhun kanatlanışının kitabı. Uludağ’ın serap gibi doruklarından Amasra’nın cennet kıyılarına, Afrodisyas’ın taşlarında saklı güzellikten Marmara Adası’ Şenol YAZICI 29 May 1 dakikada okunur Bir Mavi Serencam Daha Fazlası için RESME tıklayın AYCAN AYTORE Şenol Yazıcı'nın yeni kitapları çıktı. Bunlardan biri Bir Mavi Serencam. Bir tür YAZICI'nın yazarlık ve maviADA dergisinin macerasını birinci ağızdan anlatan bir kitap... Şenol Yazıcı BİR MAVİ SERENCAM GUFO YAYINLARI Yayın Tarihi: 22.05.2026 ISBN: 9786255628213 Dil: TÜRKÇE Sayfa Sayısı: 246 Cilt Tipi: Karton Kapak Kağıt Cinsi: Kitap Kağıdı Boyut: 13.5 x 21 cm İlgili Kategoriler: Kitap, Edebiyat, Türanlatı * Edebiyatın En Büyük Sır maviADA 26 May 2 dakikada okunur Kitap, çizgiROMAN Okuyun, Film İzleyin maviZAMAN'a gitmek için Resme TIKLAYIN
- Bir SekSek Oyunu I Nurten Bengi Aksoy I maviADA
albüm:seksek oyunu / Nurten Bengi Aksoy Doğu Anadolu, İstanbul gibi ...bölgelerden resimler Galeri GİRİŞ YAP HAYAT BİR SEKSEK OYUNU Nurten Bengi AKSOY PAYLAŞ
- EN ÇOK OKUNANLAR
EN ÇOK OKUNANLAR * Örneklerine göre daha çok emek verildiği belli olan yazıların itibarını artırmak, okurlardan daha çok ilgi,beğeni gören, görece olarak daha çok ziyaret edilen yazılara farkındalık yaratmak için başlatılan bir çalışmadır. Şimdilik ölçüt 101 ziyaretçidir. maviADA bu sayılarda dilediği değişikliği dilediği zamanda gerçekleştirme hakkını saklı tutar. franz vilimsky'nin hikayesi Engin SEVİNÇ * “insanoğlunun vücudundan daha uzun yaşaması ne kadar trajik.” sigmund freud 4 Mart 1946 sabahı Franz Vilimsky, beton blokları arasından demir şeritlerle döşenmiş tramvay yolunun ortasında yürümekteydi. Cebinden sarkan beyaz mendilini birkaç dakika arayla alnına götürüp terini siliyordu. Yorgun değildi. Sabahları içtiği sıcak viyana kahvesi ve birlikte yediği francala, onu tok tutuyordu. Uykularını düzenli uyuyor, muntazam giyindiği kıyafetlerini caddenin EDEBİYAT engincix 8 saat önce 1 2 3 4 5 YAZARLAR maviADA 2 Bahar Ödülleri maviADA KÜNYE maviADA 13 Mar 2025 maviADA YAZARLAR maviADA KÜNYE maviADA 18 Şub 2025 Okur Yaratmak maviADA KÜNYE maviADA 5 Şub 2025 Bir Derginin İstinat Noktası maviADA KÜNYE maviADA 4 Şub 2025 maviADA'da Yazar Olmak maviADA KÜNYE maviADA 4 Şub 2025 1/12 ÇOK OKUNANLAR Ahmet Haşim Akşam Kızıllığının ve Yalnızlığın Şairi Nurten B. AKSOY * "Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…” Dizelerini hemen hemen bilmeyen yok gibidir. Kimimiz şiiri çok sevdiğimizden, kimimiz lise edebiyat derslerinden, kimimiz de şairini bilmesek bile birilerinden duyduğumuz için biliriz bu dizeleri. Bazen merdivenli bir yolun başında, bazen de artık yaşlandığımızı hissettiğimizde dolanıverir dilimize bu dizeler. Aslında pek çok şiirini EDEBİYAT Nurten B. AKSOY 5 Haz Sevdadır ARKADAŞ ZEKAİ ÖZGER * Sevdadır Arkadaş Zekai ÖZGÖR Göğü kucaklayıp getirdim sana kokla açılırsın Solmuşsun benzin sararmış yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün öyle bükük bakma bana Çam kolonyası getirdim sana kentli dağlıların haklı sevdasını bolu ormanlarından çarpan bir koku sanki köroğlunun ter kokusu aman kokusu, billah kokusu canlarım, canım benim Üzme kendini bu kadar sana umudu öğretemeyenlerin suçu mu var bak yeryüzü ne kadar geniş ne kadar dar Dur akıtma gö EDEBİYAT maviseçki 5 May Aşkın Yasaklı Tarihi PAZAR OKUMALARI* Şenol YAZICI * "Edebiyat bazen meçhul bir adrese gönderilen bir betik, bazen bir S.O.S yazan bir aşk mektubu, bazen yıldızlara atılan bir kementtir," diyor Cemil Meriç, Attila İlhan'a yazdığı bir mektubunda. “Fakat daima çoğalmak, bir yalnızlıktan kurtulma arzusu…” Yani aşk... Yasaklı yanı da ondan, engel aşkın doğasında zaten var. Yazının olmadığı devirde de kuşkusuz sözlü olarak etkili ve güzel söz söyleme sanatı olan edebiyat vardı. Ama sanki yazı ona sını EDEBİYAT Şenol YAZICI 29 Mar Nevruz Şenol YAZICI * -Şiir: Şenol Yazıcı, Uyarlama: maviADA Seslendirme: Şenol Yazıcı- An, o andır; Buz çözüldü çözülecek, Nevruza iki adım var. Düşer göğün mavisine bir ışık, Açılır kör gözü yalnızlığın... Öyle bir kimsesizlik başlar ki bedeninde, Yanarsın ürpererek... Gözlerin... Kundakta cami avlusuna terk edilmiş sokak çocuğu, bir yavru kedi; bir keskin ustura... ve aç... Yol çeker gibi bakar. Uzar sessizlik... Ev, dört duvar, Üstüne gelir, sığmaz olursun. Bildik öyküler EDEBİYAT Şenol YAZICI 21 Mar Çanakkale'den Mektuplar Nurten B. AKSOY * Bugün Çanakkale Zaferinin Yıldönümü. Bu zafer; ırkı, dili, dini ne olursa olsun bu vatan topraklarında yaşayan herkesin canlarını feda ederek, kanlarını dökerek kazandıkları bir büyük zafer. Dünya ve Türk tarihini geri dönülmez çizgilerle derinden etkileyen ve değiştiren bu büyük savaşta vatanı için canını feda eden Türk askerinin karşısında İngiliz ve Fransız askerlerinin yanı sıra dünyanın yedi bucağından gelmiş, ne için savaştığının bile farkında olmayan HAYAT Nurten B. AKSOY 18 Mar 1/21 İLGİ GÖRENLER Sabahattin ALİ Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907 - 2 Nisan 1948 AYCAN AYTORE * 25 Şubat 1907 - 2 Nisan 1948 "Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi? " Sabahattin Ali SABAHATTİN ALİ'nin öngördüğü ama herhalde bu kadar da olmaz diyerek o denli ciddiye almadığı o tehlike, en korkunç haliyle yazarı Istranca dağlarında bulacak, devletin adamı olduğu iddia edilen bir HAYAT Aycan AYTORE 3 Nis KUŞYEMİ Fuat ÖZGEN * “Kuş Yemi” Reşat Nuri Gültekin’in iç acıtan bir öyküsü. Öyküde şehit maaşı çıkmayan anneanne ile torununun zorlu yaşamının bir kesiti anlatılmakta. Evdeki eşyaları teker teker satan anneanne sonunda torununun kuşunu (kafesiyle) satmak zorunda kalıyor. Anlatıcısı kuşu satın alıyor. Kuşu satılan çocuk paranın bir kısmıyla kuşyemi alıp yeni sahibine veriyor. Bu kez kuşu satın alan, bakamayacağı bahanesiyle, parasını verdiği kuşu çocuğa öylece bırakıyor. Öyküde anlat HAYAT Fuat ÖZGEN 5 Oca Köy Öğretmeni ŞENOL YAZICI Dünyanın doruğunda, hoplaya zıplaya, ama kaplumbağa kadar yavaş giden traktörün römorkunda kaç kişiydik anımsamıyorum, ama balık istifi üst üste yığılmıştık. Hepsi de dünyanın araziye en güzelinden uyan, görünmeyi sevmeyen renklerinden yapılmış eski giysilerine bürünmüş şapkalı, nikotinden sararmış sakallı, posbıyıklı, kavruk insanlarıydı. Herhalde kente inmenin onuruna bolca dökündükleri kolonyalara, ağır bir ter kokusu da ekleniyordu. Anlamakta zorlandığım bir HAYAT Şenol YAZICI 24 Kas 2025 Hangi Şiir? Hangi Şiir * Şenol YAZICI Şiir edebiyatın hem en has, hem en tartışmalı alanı. Herkesin bir yanıyla bulaştığı, kendi tarihinde şöyle ya... EDEBİYAT Şenol YAZICI 27 Eyl 2025 Bergama, Pergamon, Pergamum Şenol YAZICI PERGAMUM, PERGAMON, BERGAMA Anadolu birçok kadim uygarlığın yerleşim yeri olmuş; insanlığın bir çok İLKLERİ burada yaşanmış.... HAYAT Şenol YAZICI 8 Ağu 2025 1/6 Hepsini Görmek İÇİN SUPER POSTA Derviş'in Duası YUSUF ERBAY * Açılış 1 "İyya ke na'büdü" bir tılsımdır, Yatsıyla şafak arası. Çözülür yakazada, Işığın izi, şüphenin karası. -Karışırım suallere, cevaplara. 2 "İyya ke nestain" bir mevsimdir, Sonbaharla kış arası. Yaslanır son yokuşa, Sarının hüznü, toprağın karası. -Karışırım bir varmışa, bir yokmuşa. 3 "Sırat-ı müstakim" bir soluktur, Yürekle kafes arası. Gözümün nurunda söner, Varlığın alaca karası. -Karışırım yeryüzüne, gökyüzüne. EDEBİYAT Yusuf Erbay 20 Ara 2025 Kırık Bir Sevda Havası ZUHAL BAŞ P INAR * Güneşin perdesini açıyor kadın radyoda kırık bir sevda havası alaturka bir sabaha uyanıyor anılar duvarda asılı eski... EDEBİYAT Zuhal BAŞPINAR 14 Şub 2025 Bir Fotoğrafın Hikayesi Niyazi UYAR * On dokuz yıl onurla görev yaptığım Bornova Anadolu Lisesi’nin her karışını kim bilir kaç sefer arşınlamışımdır? Okulun... EDEBİYAT Niyazi UYAR 2 Oca 2025 KENGER KÖYÜ’nde... Niyazi UYAR* * 13 Ekim Pazar günü rutinin dışına çıkıp bir farklılığa imza attım. Manisa’nın Kula ilçesi Kenger Köyü’nde Selvili Dede... HAYAT Niyazi UYAR 18 Eki 2024 BEYAZ KAMYON Niyazi UYAR * 1975 Model BMC marka kamyonda şoför yamağı olarak tanımıştı kamyonların şoför mahallini. Şoför mahalline köyün... EDEBİYAT Niyazi UYAR 26 Eyl 2024 1/3 HEPSİNİ GÖRMEK İÇİN hepsini görmek için
FORUM POSTA (93)
- maviOKUMALARSANAT ve HAYAT içinde·4 Ocak 2021OSCAR WİLDE Dorian Gray'ın Portresi Roman Basım yılı: 1891 * Yeni bir proje geliştiriyoruz. Kış başımızda, pandemi kapıda, hayatımızın alıştığımız akışı kesilmiş, geleceğe olumsuz bakıyoruz, felaket de canımız sıkılıyor. Ne yapılır şimdi, kış günü evde boyanmaz ki... Ama kitap okumak için şahane bir fırsat. Evet kitap okuyoruz? Sonra da bu okuduklarımızı, kazanımlarımızı, gördüğümüz ilginçlikleri, hatta beğenmediğimiz yanları buraya aktarıyor, gelecekte okuyacaklar için de eşsiz bir kaynak yaratıyoruz. Öyle ciddi bir kitap tanıtımı yazın filan demiyoruz. Bütünlüklü bir yazı yazarsanız elbette daha da anlamlı, ona dergide bağımsız olarak yer veririz, ama o zaman işi. Siz gördüğünüz her özgün fikri ya da acemiliği ya da neyse esininiz onu not edin, buraya ekleyin... Ne zaman isterseniz uğrayın, ne kadar eklerseniz ekleyin, gördüğünüz neyse adınıza not düşün. Bakın sonunda ne kadar muhteşem bir yazı iskeleti oldurdunuz. Yazmak isterseniz sadece ona göre biçeceğiniz bir elbise bulup giydirmeniz gerek hepsi o? En önemlisi yazdıklarınız kalıcı olacak ve birilerinin işine yarayacak; hatalı yazdığınızı da silme, düzeltme, değiştirme şansı var. maviADA'ya da büyük bir katkınız da olacak. Çalışma herkese açık, isteyen katılır. İlk kitabımız bizim önerimizle; sonra da siz önerin. Oscar WİLDE'nin muhteşem romanı; Dorian Gray'ın Portresi... Şimdi buraya tıklayarak gidin önce kitap ve yazarla ilgili bilgi edinin, sonra da armağan kitabınızı alın. Sahi söylemedik değil mi; ilk kitabınız bizden... Lütfen TIKLA *818143
- "Ecevit Mavisi"SANAT ve HAYAT içinde·27 Mayıs 2020Yarın doğum günü... Hakkını teslim etmeli... Sadece renk skalasına 'ecevit mavi'sini eklemekle kalmadı, toplumcu ama militarist değil, aksine insanı tam kalbine yerleştirdiği " ... pek o kadar göremesek de uzağı kuşların uçuşundan belli bir şeyler olacak yarın öbürgünden önemsiz yarından önemli ..." şiirleriyle de gönlümüzde taht kurdu. "Karaoğlan" olup dağı taşı fethetti... Bir kuşağı bin yıllık uykularından sarsarak uyandırdı. Hepimizi cennete götürecekti. Sam Amca'nın tehditlerine papuç bırakmadı; "haşhaş yasağını" kaldırdı, "kıbrıs barış harekatını" başlattı. ...ve karanlık tahamül edemedi ona, beklenen oldu; cennetin kapıları cehenneme açıldı. BÜLENT ECEVİT yarın 95 yaşında...611122
- Cengiz AytmatovSANAT ve HAYAT içinde·7 Haziran 2020* Dünyanın en büyük yazarlarından biriydi. 12 Aralık 1928 tarihinde Kırgızıstan'da doğdu. Literatürün yaşadığı dönemde bu unvanı verdiği ender yazarlardan biri... Kırgızıstanlı bu dev yazar, okumayla ilgisi olan çok kişi üzerinde derin izler bırakan yapıtlar yazdı. Nesnelerle ilişki kuran büyülü dili çoğumuza okumayı sevdirdi. Toprak Ana, Cemile, Öğretmen Duyşen, Elveda Gülsarı, Beyaz Gemi... gibi 20 den fazla yapıt kaleme aldı. 10 Haziran 2008'de aramızdan ayrıldı. II. Dünya Savaşı sonrası yazarları arasında yer alan Aytmatov, Cemile'den önce birkaç kısa hikâye ve Yüzyüze'yi yazdı. Ancak yazarın kendini kanıtlamasını sağlayan kitap Cemile oldu; Louis Aragon Cemile'yi "dünyanın en güzel aşk hikâyesi" olarak tanımlamıştır. Aytmatov'un bir çok eseri filme de alındı. Biz de büyük ilgi gören "Selvi Boylum Al Yazmalım" onun yapıtından uyarlamadır. Selvi Boylum Al Yazmalım, Atıf Yılmaz tarafından yönetilen, başrollerinde Kadir İnanır ve Türkân Şoray'ın oynadığı, 1977 tarihli film, Türk sinemasının başyapıtlarından biri olarak sayılmaktadır. Cengiz Aytmatov'un 1970 yılında yayımlanan romanından uyarlanmıştır. Eserlerinde mitoloji ye oldukça yakın durdu; ancak onunki antik anlamından farklı olarak mitolojiyi çağdaş bir zeminde sentezlemek ve yeniden yaratmaktı. Eserlerinde mitlere, efsanelere ve halk hikâyelerine göndermeler yapmıştır. 1966'dan sonra eserlerini hep Rusça kaleme almıştır. Eserleri 176 dile çevrilmiştir. maviADA için onu daha da değerli yapan bir yönü de vardı: Bir dönem maviADA'nın yakın dostu oldu, bir etkinliğimize gelmeye söz verdi, dosya çalışmamızda yer aldı. Dosya çalışmamız sayesinde maviADA, DÜNYA LİTERATÜRÜNDE , FAN KULÜPLERDE ve KIRGIZISTAN'ın adına yaptığı resmi sitede yer aldı. www.aytmatov.org sitesine girip görülebilir. 10 Haziran 12. ölüm yıldönümünde kendisiyle ilgili bir maviADA'da DOSYA çalışması yapılacaktır. İsteyen herkes bu çalışmaya katılabileceği gibi isteyen de buraya Aytmatov ya da eserleriyle ilgili çalışmaları, notları, düşünce ve yorumlarıyla katkıda bulunabilir.51072











