Büyük Bir Deprem ve Bir Çocuğun Adalet Arayışının Hikayesi: Buzdan Kaleler

ZEKİ BAŞTÜRK
*
Bir Çocuğun Günlüğünden Toplumsal Belleğe Uzanan Yolculuk
Kimi romanlar salt bir öykü anlatmaz, aynı zamanda bir dönemin tanıklığını da üstlenir. Şenol Yazıcı'nın Buzdan Kaleler adlı romanı da bu nitelikte eserlerden biridir. Yazarın, kızı Mavi Işık'ın dokuz yaşında tuttuğu beş sayfalık günlüklerinden esinlenerek kurguladığı bu roman, çocuk gözünden yaşanan büyük bir felaketin ve sonrasında değişen yaşamların içten öyküsünü anlatırken, karşılaşılan insanların da renkli bir panoramasını çizer.
Romanın merkezinde Marmara Depremi'ni yaşayan küçük Mavi vardır. Anne, baba ve üç kız kardeşten oluşan ailenin yaşamı, 17 Ağustos 1999 gecesi yaşanan büyük depremle altüst olur. Yalova'daki evlerini yitiren aile, önce İzmir'e ardından Bursa'ya göç etmek zorunda kalır. Böylece roman, yalnızca bir deprem anlatısı olmaktan çıkar; göçün, uyum sağlamanın, yeniden başlamanın ve aile dayanışmasının romanına dönüşür.
Eserin en dikkat çekici yönlerinden biri, çocuk bakış açısındaki sahiciliktir. İlginç bir yön daha farkettim kitabı okurken. Biz sanırız ki bir çocuğu en çok üzen, yaralayan aç kalması, çıplak kalması ya da ebeveynlerinin bir nedenle olmayışı diye düşünürüz değil mi? Şenol Yazıcı bildiğimiz ama kulak ardı ettiğimiz bir gerçeği de bize yeniden anımsatıyor; bir çocuk en çok adaletsizliklerden ve ona yakın olan sığındığı ama güvenilmez çıkan büyüklerinden yaralanıyormuş.
Mavi'nin İzmir Kemalpaşa yolunda tesadüfen ölümden kurtardığı ve yanında fanus içinde Bursa'ya taşıdığı kaplumbağası Yeşil ile Yalova'ya yaptığı otobüs yolculuğu, okuru daha ilk sayfalarda onun dünyasına davet eder. Bu dünya, yetişkinlerin karmaşık değerlendirmelerinden uzak; merak, duyarlılık ve gözlem gücüyle örülmüştür.
Romanın temel dayanağını günlükler oluşturur. Günlük, kişinin yaşadıklarını günü gününe kaydettiği, duygu ve düşüncelerini içtenlikle aktardığı bir yazı türüdür. Edebiyatımızda günlükler, bireysel tanıklıkları gelecek kuşaklara taşıyan önemli belgeler olarak kabul edilir. Buzdan Kaleler de gerçek bir çocuğun tuttuğu günlüklerden beslenmesi sayesinde güçlü bir inandırıcılık kazanır. Okur, anlatılanları yalnızca kurgusal bir olay örgüsü olarak değil, yaşanmışlığın sıcaklığıyla hisseder.
Şenol Yazıcı, günlüklerin sunduğu bu doğal malzemeyi edebi bir kurgu içinde başarıyla işler. Mavi'nin okul yaşamı, arkadaşlıkları, aile içindeki ilişkileri ve yeni kentlere uyum çabaları romanın temel izleklerini oluşturur. Böylece deprem yalnızca yıkımın değil, yeniden kurulmaya çalışılan yaşamların da simgesine dönüşür.
Eserde kullanılan dil de dikkat çekicidir. "Lacivert geceler", "gökte sapsarı bir tepsi gibi dolaşan güneş" gibi benzetmeler anlatıma şiirsel bir derinlik kazandırır. Çocuk duyarlılığıyla yapılan bu betimlemeler, romanın duygusal etkisini artırır. Yazar, çocuk gözüyle bakarak öğretmen, doktor... gibi rolleri gereği çocuklara yakın olan ama işini çok da düzgün yapmayan bazı insanları "buzdan kaleler" olarak tanımlar, bu eserin en anlamlı metaforlarından biridir. Öyle ya bir çocuğun gözünde önce aileniz sonra da öğretmeniniz, doktorunuz... sığınacağınız kaleleriniz değil midir? Ya bu kaleler güvenilmez olursa ne olur, hayat nasıl bir tabloya döner?
Buzdan bir kalede var olmaya çalışan bir çocuk... Ya da orantısız bir güçle büyüklerinden adalet arayan bir birey...
Ne kadar üşüten bir resim değil mi?
Kitap da öyle. Biraz karamsar ya da çok gerçekçi... Kimi kurumlarıyla artık güven vermeyen, çürüyen bir toplum... Bu atmosferi yaratmakta çok başarılı olduğunu görüyoruz Yazıcı'nın.
Kitabı okurken insanların kurduğu toplumsal ilişkilerin ilgi ve özenle nasıl güçlenebildiğini, adaletsizlik, ihmal ve ilgisizlikle nasıl sakatlanabildiğini, dumura uğradığını da görüyorsunuz.
Buzdan Kaleler, bir çocuğun günlüğünden yola çıkarak depremin bireyler ve aileler üzerindeki etkilerini anlatan, umut ve dayanışma duygusunu canlı tutan, çocuklarda hep var olan fırsat eşitliği beklentisini ve adalet arayışını irdeleyen bir romandır. Aynı zamanda günlük türünün edebiyata nasıl değerli malzemeler sunduğunu gösteren güzel bir örnektir.
Elimdeki kitap 2009 tarihini taşıyor. İnternete göz attığımda bazı yapıtların sessiz sedasız, reklamsız olsalar da hak ettikleri ilgiyi er ya da geç gördüğünü görecektim. Şenol Yazıcı vermeseydi haberim olmayacak BUZDAN KALELER kitabı, değişik tarihlerde üç baskı yapmış ve üçü de tükenmiş.
Bir ilk gençlik romanı gibi dursa da aslında her yaşın keyifle okuyacağı evrensel bir farkındalık sunuyor kitap: Geleceğin büyüklerine iyi davranın diyor. Onlardan birer adil yargıç yaratın, öç almaya kurulmuş birere canavar değil.
Çocukların dünyasını anlamak isteyenler kadar, yakın tarihimizin toplumsal belleğine tanıklık etmek isteyen okurlar için de anlamlı ve kalıcı bir eser niteliği taşımaktadır.

















































Yorumlar