top of page

HASTANEDE ODA ARKADAŞLIĞI

2 saat önce
2 dakikada okunur

ZEKİ BAŞTÜRK


*

Bursa Şehir Hastanesi…

Göğüs Hastalıkları Servisi, 5112 numaralı oda.


Sabah, oda arkadaşım taburcu oldu. Bir anda odada tek başıma kaldım. Öğleye kadar yalnızdım. Kitabımı aldım elime. Okudum, düşündüm, biraz da oyalanmaya çalıştım.


Hastane odasında zamanın da kendine göre bir akışı var. Dakikalar bazen ilerlemek bilmiyor. İnsan, bir an önce iyileşip buradan çıkmayı beklerken, saatlerin ağır ağır yürüdüğünü hissediyor.


Öğleden sonra odaya yeni bir hasta getirildi. Ameliyattan henüz çıkmıştı. Kendine gelmesi, çevresinin farkına varması ve konuşabilecek duruma gelmesi biraz zaman aldı.

Akşamüzeri ancak “Geçmiş olsun” diyerek tanışabildik.



Akşam saat 21.00 suları…

Yeni oda arkadaşım birden bana dönüp sordu:

— Siz Tophane Endüstri Meslek Lisesinde çalıştınız mı?

Bir an şaşırdım.

— Evet, çalıştım.

— Soyadınızdan (Baştürk) anımsadım.

Sonra kendisini tanıttı:

— Ben Mustafa Karaçocuk. Makine Ressamlığı Bölümü, 1983 yılı mezunuyum.


Bir anda hastane odasının havası değişti. Yıllar öncesinden bir öğrenci, karşımdaki yatakta yeniden karşıma çıkmıştı. Aradan geçen onca yıla karşın bir öğretmenin soyadı, eski bir öğrencinin belleğinde yerini korumuştu.


O anda ne okul vardı ne derslik ne de sınav kâğıtları…

Ne öğretmen bendim ne de öğrenci Mustafa. Artık aynı odada, aynı hastane koridorlarının sessizliğini paylaşan iki insandık. İkimizin de amacı aynıydı: Bir an önce iyileşmek ve sağlıklı bir biçimde bu hastaneden ayrılmak.


Yaşam bazen insanı hiç ummadığı yerlerde eski dostluklarla, eski öğrencilerle karşılaştırıyor.

Bir zamanlar sınıfta öğretmen-öğrenci ilişkisi içinde başlayan bir tanışıklık, yıllar sonra bir hastane odasında yeniden kurulabiliyor.


Ve insan bir kez daha anlıyor:

Öğretmenlik, ders bittiğinde bitmiyor. Yıllar geçiyor, öğrenciler büyüyor, yollar ayrılıyor. Ama bazı izler bellekte kalıyor. Kimi zaman bir isim, kimi zaman bir yüz, kimi zaman da yalnızca bir soyadı, yılların arasından çıkıp geliyor.


Mustafa ile şimdi aynı odada, aynı kaderi paylaşan iki hastayız. Belki de hastane odasının en güzel tarafı bu:

İnsan burada unvanlarını, makamlarını, geçmişini bir kenara bırakıyor. Geriye yalnızca insan kalıyor.


Ve biz, yıllar önce öğretmen-öğrenci olan iki insan, şimdi 5112 numaralı odada iyileşmeyi bekleyen iki oda arkadaşıyız.


Zeki BAŞTÜRK

 
 
 

İlgili Yazılar

Hepsini Gör
Haberin Görünmeyen Kahramanları…

SULTAN DENLİ * Sabahın ilk ışıkları daha şehrin üzerine düşmeden telefon çalar. Kimi zaman bir yangın ihbarı, kimi zaman bir kaza, kimi zaman da onlarca insanın hayatını değiştirecek bir olay… O an ne

 
 
 

1 Yorum


Zeliha AYDOĞMUŞ
Zeliha AYDOĞMUŞ
2 dakika önce

Geçmiş olsun...şifa dilerim.

Beğen
bottom of page