top of page

HASTANE SERÜVENİ ve ZORUNLU ÇEKAP

1 saat önce
2 dakikada okunur

Zeki BAŞTÜRK

*


Cumartesi günü öğle saatleriydi.


Her şey, birdenbire başlayan baş dönmesiyle başladı. Ardından denge kaybı… Dünya sanki kendi ekseni etrafında dönmekten vazgeçmiş, benim etrafımda dönmeye karar vermişti.


Bunun üzerine ambulans çağrıldı. Böylece uzun zamandır binmediğim bir araca, üstelik bu kez bilet almadan, ücretsiz ve oldukça hızlı bir şekilde bindim.


İlk durağımız Mudanya Devlet Hastanesi'ydi.


Acil servise giriş yaptım. Ardından klasik hastane serüveni başladı:


Tahliller… Tetkikler… Filmler…


Bir süre sonra insan kendisini hasta olmaktan çok, kapsamlı bir bilimsel araştırmanın deneklerinden biri gibi hissetmeye başlıyor.


Baş dönmesinin nedeni aranıyordu.


Ama baş dönmesi bulundu, nedeni bulunamadı!


Doktorlar işi biraz daha büyütmeye karar verdiler.


“Bursa Şehir Hastanesi'ne sevk edelim.”


Yine ambulans…


Yine siren sesleri…


Yine acil servis…


Cumartesi günü başlayan yolculuğum, böylece Mudanya'dan Bursa'ya uzanan küçük bir sağlık turuna dönüşmüştü.


Şehir Hastanesi'nde ise adeta tam teşekküllü bir “ÇEKAP programı” başladı.


Beyin tomografisi…


Kalp elektrosu…


Göğüs röntgeni…


MR…


Sintigrafi…


Kan tahlilleri…


İdrar tahlilleri…


İnsanın bütün organları sıraya girmiş, “Acaba sorun bende mi?” diye birbirini sorguluyor gibiydi.


Sonuç?


Şimdilik sonuç yok!


Gece yarısından sonra yatışım yapıldı.


O andan itibaren hastane odam, geçici ikametgâhım oldu.


Sabahları tansiyon ölçümüyle güne başlıyor, serumla devam ediyor, kan alınmasıyla günü sürdürüyor, arada bir de kan sulandırıcı iğneyle sağlık hizmetlerinin eksiksiz sunulduğunu hissediyorum.


Hemşire geliyor:


“Kolunuzu uzatır mısınız?”


Uzatıyorum.


Bir başkası geliyor:


“Biraz kan alacağız.”


“Tabii.”


Bir diğeri:


“Serum takacağız.”


“Peki.”


Sonra tansiyon…


Sonra yeni bir tetkik…


Sonra başka bir film…



İnsan bir süre sonra kendi bedenini hastane personelinden daha az tanır hâle geliyor. Benim de artık hastanede bir görev tanımım oluştu:


Hasta Zeki Baştürk.


Görev yeri: Oda.


Görev süresi: Perşembeye kadar.


Görev tanımı: Beklemek, tetkik olmak, sonuç beklemek…


Kısacası yaşam bana birkaç günlük zorunlu bir tatil programı hazırlamış.


Ne deniz var…


Ne kitap fuarı…


Ne televizyon programı…


Ne dostlarla

İlgili Yazılar

Hepsini Gör
12 EYLÜL 1980: “BİZİM OĞLANLAR BAŞARDI!”

Zeki Sarıhan * BEN O GÜN… 12 Eylül 1980 Cuma günü evde yalnızdım. Millî Kütüphaneye gitmek üzere evimizin bulunduğu Ankara Bülbülderesi Caddesine indiğimde bütün cadde boyunca belirli aralıklarla eli

 
 
 
Gülümseyen Yüzlerin Ardındaki Sessizlik

Sultan DENLİ * Gazetecilik bana şunu öğretti: İnsan en çok sustuğu yerden anlaşılır. Yıllardır sokaktayım. Kalabalıkların içinde, miting alanlarında, adliye koridorlarında, hastane bekleme salonlarınd

 
 
 

Yorumlar


bottom of page