top of page
1/2

Yaşar Kemal Ne kadar Büyük Yazardır


İnce Memed’i ben orta birinci sınıfta 1959 yılında okudum. Ama böylesine ünlü bir roman olduğunu bilmeden.O yaş ve kültürde ve o kalın hacmine rağmen kendini okuttuysa demek ki iyi bir eserdi! Sonra fakülte yıllarında da okudum.Devrimciyiz ya. Köy ağalığını zulmü ve başkaldırıyı anlatıyor ya. O halde yazar da büyüktü, yazdığı kitapta.


Son olarak 2015 yılında Bursa’da kızımın evinde başkaca kayda değer kitap olmadığından belki de İnce Memed’i bir kez daha okudum.

Konu 1930 ların trajik hikayesi. Yaşar Kemal’in de köylü olması nedeniyle ortamı kelimeler ile güzel ifade etmesi. Hele İnce Memed’in takibi, mapusane damları, hep kitap ve filmlerde de işlenen emekleyen Türk sinemasının gözde temalarıydı. Ne var ki buraya kadardı Yaşar Kemal’in büyük ustalığı. Tasvirleri sanki pelür kağıdına kopya edilmiş gibi tekrarlardı.


Adana çürümüş ot kokar, genzi yakar sivrisinekler adamı dalar filan. Yani öyle özgün bir tasvir yok. Belki de yazar haklıdır. Zira olan gözlemlenen budur. Ama İnce Memed’in dağdaki anlatımı tamamen masa başı kurgusudur. Okuyucunun nabzına şerbet vermektir. Nasıl mı? Anlatıyorum...

İnce Memed’in kullandığı tüfek beş açılan tabir edilen Kırıkkale yapımıdır. Bu tüfeğin ağırlı 4500 gramdır. Mermisi ise 40 gramdır. Su matarası alüminyum kılıfı ile 300 gram. Mataradaki su bir litre 1000 gram.Ayağındaki postal çifti 2000 gram. Parka 3000 gram. Dürbün tahmini 1000 gram

Çapraz fişeklik 3 yüz mermi Bir mermi 40 gram, üç yüz mermi 12000 gram. Fişeklik 500 gram...Toplam 24.800 yani 25 kilo üzerinde fazladan yük var. Ve İnce Memed, adı üstünde, zayıf ince kara kuru bir şey. Yani ne pehlivandır, ne güçlü bir sporcu. Bu kadar yükle dağda taşta keklik gibi sekiyor, jandarmadan kaçıyor, çatışıyor, arazi oluyor. İnanan beri gelsin. İnanmayanlar da dediklerimi google’den sorgulasınlar. Veya bir bilene sorsunlar.


Hani Türk Filmlerinin dayısı Cüneyt Arkın on metre havaya sıçrar. Kırma tabir edilen av tüfeği ile doldurmadan durmadan ateş eder ya. Öyle bir şey. Seyircide heyecandan alkışlar durur. Bu Türk edebiyatının genel bir rahatsızlığıdır. Fakir Baykurt Tırpan romanında köy ağasını anlatır. Ağa düğünde tabancasını, Simith Wesson’u çıkarır. ABD karşıtlığı zirve yapıyor ya. İlle de silah Made in USA olacak. Halbuki Türk köylülerinde, ağalarında Nagant ve Revolver vardır tabanca olarak. Biri Rus diğeri İngiliz yapımıdır.


Ağa mermileri havaya boşaltır. Çıkarır yedek şarjörü takar. ABD Simit Wesson topludur. Yedek şarjörü filan da yoktur. Taa 1980 yılı sonlarında şarjörlüsünü ürettiler.Roman 1970 de yazılmıştır.


Ağrı Dağı Efsanesi bizim yöredir. Iğdır adı da birkaç yerde geçer. Roman zaten bir efsaneye dayandığından fazlaca şey söylenemez. Anlatım dili yetkindir, şiirseldir. Ama ayakları yere değmez yazarın, zira bir köy ağasının atına, göz koyduğu kıza öyle karşı çıkılamaz. Adamı oyarlar.Ama bizdeki bütün devrimcilik ağalara karşı çıkmaya dayandırıldığından bu fasit dairede yazarlar kaybolur.


Ahmet’in Gülbahar ile yatarken arasına evlenmedikleri için kılıcını koyup sınırı çizmesi bölgemizin şaşmaz ve illaki uyulan acayip bir töresidir. Pratikte geçerliliği nedir. Ben uymadım bilemem. En komik yanı da Gülbahar'ın bir saçının telini zindancı Memo’ya vermesini hazmetmeyen Ahmet tipindedir. Bir bağ ot ya da bir karabaş için olsa hadi neyse, ama bir saç teli için bizim buralarda kimse ne ölür ne öldürür. Belki bir miktar diyet verir o kadar.


Bunu da geçeyim ama Küp Gölü sanıldığı gibi Ağrı ilinin değil Iğdır ilinin sınırları içerisindedir. Defalarca da gitmişimdir. Küp Gölü ilkbaharda en fazla 5-10 metre çapında bir çukura kar sularının dolmasıyla oluşmuş bir gölettir. Yazar da bir harman yeri kadar olarak göl alanını belirtir zaten. Köylüler hayvanlarını sularlar. Temmuz ayından sonra da göletin suyu kurur. Derinliği ise hiçbir zaman bir metreyi bulmaz ki Ahmet gölün sularında kaybolsun.


Son zaman dizilerine de bu tür tutarsızlıklar bulaştı. Malikanede otururlar, altlarında en son jep. Hepsi Avrupa’da tahsil etmişlerdir ama ne hikmetse tipik köylü aksanından kurtulmamışlardır. Ve o koca malikanede bir bilemedin iki hizmetli çalışır. Yahu Hulusi Kentmen’in malikanelerinde aşçı, aşçı yamağı, bahçıvan, şoför, kabzımal, ortalığa da bakan en az iki hizmetçi yani altı yedi insan çalışırdı. Bunlar ne kadar da pintiler. Nasıl olsa okuyucu da seyirci de yiyor.

Yiyor mu acep?


24 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör