Turhan EYÜBOĞLU * Bir orman gibi geçirdi yaşadığı zamanı! Hep canlı, hep üretken, hep yaşama ümidi olan... Bir doğanın yaşamı gibi geçirdi yaşadığı zamanı, kalabalık ve omuz omuza... O kalabalık ormanla eğlendi, onunla üzüldü, onunla dertlendi. Onunla yaşama kilitlendi. Rüzgar olup ormanın içinde yıllarca gezdi. Bir nehir oldu üstünde milyonlarca insanı her diyarda gezdirdi. Güneş oldu, insanların içini ısıttı. Her eve misafir oldu, güzel vakit geçirtti. Ufuk açtı, ufuk içind
Turhan EYÜBOĞLU * Bir orman gibi geçirdi yaşadığı zamanı! Hep canlı, hep üretken, hep yaşama ümidi olan... Bir doğanın yaşamı gibi geçirdi yaşadığı zamanı, kalabalık ve omuz omuza... O kalabalık ormanla eğlendi, onunla üzüldü, onunla dertlendi. Onunla yaşama kilitlendi. Rüzgar olup ormanın içinde yıllarca gezdi. Bir nehir oldu üstünde milyonlarca insanı her diyarda gezdirdi. Güneş oldu, insanların içini ısıttı. Her eve misafir oldu, güzel vakit geçirtti. Ufuk açtı, ufuk içind
Geleneksel Türk giysileri içindeki Mary Wortley Montagu'yu oğlu Edward Wortley Montagu ve hizmetlileriyle birlikte gösteren, resmin arka planında da görülen İstanbul'da 1717 dolaylarında Jean-Baptiste van Mour tarafından yapılmış yağlı boya tablo. Leydi Mary Wortley Montagu (26 Mayıs 1689, Londra - 21 Ağustos 1762, Londra), İngiliz yazardır. Osmanlı döneminde İngiltere tarafından İstanbul'a elçi olarak atanan Edward Wortley Montagu'nun eşiydi. Yaşamı Leydi Mary 1689 yılında L
BEN AFFEDEMEM * Kolay değil aşkı ve yaşamayı terketmek Her akşam böyle mahsun değilim Bir defa ayağa kalkıp konuşmaya başlarsam... Kolay kolay susmaz bu yürek Kollarını aç göğsünü aç ben geliyorum Yaşamasını isterim her çocuğumuzun Ağrıya gözyaşına pişmanlığa rağmen Sana tekrar anlatmalıyım gelecek günleri Yaşamak ve özgürlük inkar edilmeyecek Görmeyeceksin artık korkulu rüyalar Bir akşam üstü karşı karşıya oturup Her sayfasında kan ve gözyaşı olan İkinci dünya savaşının kita
HİSSEN YOK BU AKŞAMDA * Hissen yok bu akşamda senin sen öğleden beri bu renk renk bu çeşit çeşit söylenen şarkının artık haricindesin. Tankın gölgesi uzandı üstüne kadar, nerdeyse, habersiz gün batacak. Tamamen çekmiş göğsünden akan kanı büyük ve mütehammil toprak. Her şeyin ne kadar şikâyetsiz saatin hâlâ işliyor bileğinde, onu akşamdan akşama kurardın, tabii biraz sonra duracak. Bugün günlerden cumartesi, dün yazdığın mektup, ancak, dört gün sonra eline değecek karının. Sen
ZEKİ BAŞTÜRK * “Yaşamak, martı kanadında rüzgâr taşımaktır.” Ne güzel bir söz… Bir yanda özgürlüğe doğru açılan bir kanat, diğer yanda o kanadı taşıyan görünmez bir rüzgâr… Martı, rüzgâra karşı uçmaz yalnızca; rüzgârı kullanarak yükselir. Belki de yaşam dediğimiz şey tam olarak budur. Önümüze çıkan güçlükleri yok saymak değil, onların içinden geçerek yolumuzu bulabilmektir. Yaşam , her zaman sakin bir deniz değildir. Bazen dalgalar yükselir, bazen gökyüzü kararır, bazen de in
Nurten B. AKSOY * "Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…” Dizelerini hemen hemen bilmeyen yok gibidir. Kimimiz şiiri çok sevdiğimizden, kimimiz lise edebiyat derslerinden, kimimiz de şairini bilmesek bile birilerinden duyduğumuz için biliriz bu dizeleri. Bazen merdivenli bir yolun başında, bazen de artık yaşlandığımızı hissettiğimizde dolanıverir dilimize bu dizeler. Aslında pek çok şiirini
ARKADAŞ ZEKAİ ÖZGER * Sevdadır Arkadaş Zekai ÖZGÖR Göğü kucaklayıp getirdim sana kokla açılırsın Solmuşsun benzin sararmış yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün öyle bükük bakma bana Çam kolonyası getirdim sana kentli dağlıların haklı sevdasını bolu ormanlarından çarpan bir koku sanki köroğlunun ter kokusu aman kokusu, billah kokusu canlarım, canım benim Üzme kendini bu kadar sana umudu öğretemeyenlerin suçu mu var bak yeryüzü ne kadar geniş ne kadar dar Dur akıtma gö
PAZAR OKUMALARI* Şenol YAZICI * "Edebiyat bazen meçhul bir adrese gönderilen bir betik, bazen bir S.O.S yazan bir aşk mektubu, bazen yıldızlara atılan bir kementtir," diyor Cemil Meriç, Attila İlhan'a yazdığı bir mektubunda. “Fakat daima çoğalmak, bir yalnızlıktan kurtulma arzusu…” Yani aşk... Yasaklı yanı da ondan, engel aşkın doğasında zaten var. Yazının olmadığı devirde de kuşkusuz sözlü olarak etkili ve güzel söz söyleme sanatı olan edebiyat vardı. Ama sanki yazı ona sını
Şenol YAZICI * -Şiir: Şenol Yazıcı, Uyarlama: maviADA Seslendirme: Şenol Yazıcı- An, o andır; Buz çözüldü çözülecek, Nevruza iki adım var. Düşer göğün mavisine bir ışık, Açılır kör gözü yalnızlığın... Öyle bir kimsesizlik başlar ki bedeninde, Yanarsın ürpererek... Gözlerin... Kundakta cami avlusuna terk edilmiş sokak çocuğu, bir yavru kedi; bir keskin ustura... ve aç... Yol çeker gibi bakar. Uzar sessizlik... Ev, dört duvar, Üstüne gelir, sığmaz olursun. Bildik öyküler
Nurten B. AKSOY * Bugün Çanakkale Zaferinin Yıldönümü. Bu zafer; ırkı, dili, dini ne olursa olsun bu vatan topraklarında yaşayan herkesin canlarını feda ederek, kanlarını dökerek kazandıkları bir büyük zafer. Dünya ve Türk tarihini geri dönülmez çizgilerle derinden etkileyen ve değiştiren bu büyük savaşta vatanı için canını feda eden Türk askerinin karşısında İngiliz ve Fransız askerlerinin yanı sıra dünyanın yedi bucağından gelmiş, ne için savaştığının bile farkında olmayan
FADİME Y. KAROĞLU* (d. 12 Ağustos 1875, İstanbul - ö. 23 Aralık 1931) * Ne zaman güz gelip de yapraklar bordoya boyansa; hani şu değeri pek anlaşılmamış, buram buram aşk ve hüzün kokan, tek eseri ile döneme ismini yazdırmayı başarmış yazarımız, Mehmet Rauf ‘un Eylül’ü gelir aklıma… İmkansızı istemenin, ruhsal bir çözümsüzlük içinde git-gel oluşturan zorluğu… ve aşk denen güçlü duygunun esareti altında çırpınan yaralı yüreğin seğirmesi… * Mehmet Rauf kimdir? Kütahyalı H
ZEKİ BAŞTÜRK * Bir Çocuğun Günlüğünden Toplumsal Belleğe Uzanan Yolculuk Kimi romanlar salt bir öykü anlatmaz, aynı zamanda bir dönemin tanıklığını da üstlenir. Şenol Yazıcı'nın Buzdan Kaleler adlı romanı da bu nitelikte eserlerden biridir. Yazarın, kızı Mavi Işık'ın dokuz yaşında tuttuğu beş sayfalık günlüklerinden esinlenerek kurguladığı bu roman, çocuk gözünden yaşanan büyük bir felaketin ve sonrasında değişen yaşamların içten öyküsünü anlatırken, karşılaşılan insanların
ASIM ÖZTÜRK Manisa Çarşıları, Şiir, 2024, 100 Sayfa, SARISSA YAYINLARI "Asım Öztürk'ün daha çok toplumcu gerçekçilik üzerine kurulu şiir ağırlıklı otuz dokuz kitabı var. Kırların havasını lirik bir söyleyişle kente taşıdı. Kentteki yaşamları, umutları , çıkmazları, çelişkiyi, sömürü düzenini yansıttı. Emekten yana duruşuyla özgürlük, barış, insancıllık tüm şiirlerinin ana izleğini oluşturdu. MANİSA ÇARŞILARI bir şiir kitabı. Ne var ki 100 sayfalık tek bir şiirden oluşan bir k
HÜLYA TOZLU ANLATI 140 Sayfa, Ekim 2025 ARKHE YAYINLARI İSTANBUL Hülya Tozlu, umudun yazarıdır. Ona göre hiçbir insan salt kötü değildir. Okuduğum tüm kitaplarda bizi iyi insan olmaya çağıran ilginç bir kalem. TUNCA YÖNDER Hayatın içinden anlatılar. Okumaya başladın mı bırakamıyorsun, kendinden bir şeyler buluyor, ne olacağını merak ediyorsun. Hayatın zorlukları, sıkıntıları,mücadelelerve hep umut var, okur bu umuttan güç alıyor. HUMAY HASANOVA
Zeki BAŞTÜRK * Muzaffer GÜRBOĞA'nın Ezber Mutsuzluklar adlı denemeler kitabı, daha kapağından başlayarak okuru düşünmeye çağıran bir yapıt. Bernard Shaw'ın "Dışarıdaki duvarları yıkmak kolay, önemli olan içerideki duvarları yıkabilmektir." sözüyle açılan kitap, aslında bütün denemelerinin ortak eksenini de belirliyor: İnsan, önce kendi zihnindeki kalıpları ve ezberleri sorgulamalıdır. Kitabın en dikkat çekici yönü, yaşamın hemen her alanına dokunmasıdır. Eğitimden aileye, si
Doğum tarihi: 10 Şub 1898 (Augsburg) Ölüm tarihi: 14 Ağu 1956 (Doğu Berlin) Eugen Bertolt Friedrich Brecht, kısaca Bertolt ya da Bert Brecht,, Alman şair, tiyatro yazarı ve yönetmenidir. 20. yüzyıl Alman şiirinin ve tiyatrosunun en önemli isimleri arasında kabul edilir. Eserleri uluslararası alanda da saygı ile kabul görmüş ve ödüllendirilmiştir. Daha önce Erwin Piscator tarafından adı konulan "epik tiyatro", diğer bir ifadeyle "diyalektik tiyatro"’ fikrini geliştirdi ve eser
Delilik ile dahilik sıfatlarının ikisine de sahip olan İngiliz ressam, gravürcü ve şair (28 Kasım 1757 - 12 Ağustos 1827) BLAKE'nin BİR TABLOSU ASLA UĞRAŞMA AŞKINI ANLATMAYA asla uğraşma aşkını anlatmaya, aşk varolur yalnızca dile gelmeden; nasıl hareket ederse soylu rüzgar sessizce, görünmeden. anlattım aşkımı, anlattım aşkımı, anlattım ona tüm yüreğimdekileri; titreyerek dehşetli korkularla, buz gibi, ah! yanımdan ayrıldı. uzaklaştıktan az sonra benden, bir gezgin onu elde
17 - 23 Ağustos 2026 Balıkesir, EDREMİT KİTAP FUARI, AKÇAY'da Altınkum Fuar Alanında açılıyor. Kitap okurlarını, sanat edebiyat sevenleri çok ilgilendiren, esnafın da heyecanla beklediği 8. Edremit Kitap Fuarı’na sayılı günler kala fuarla ilgili hazırlıklar ve alan düzenleme çalışmaları hızla ilerliyor. 17-23 Ağustos tarihlerinde yine dopdolu bir programla yüzden fazla yerel ve ulusal yazarla kapılarını açıyor. Bütün aramalarımıza karşın belediyenin sayfasında konuk ulus
1 Yazar Onuru Marksist bakış açısıyla baktığımızda toplumsal malzemeyi; dili, dini, mitleri, imgeleri araç olarak kullanır yazar. O zaman, aracını gerecini kullandığı topluma karşı borcu vardır, diye düşünmek kuşkusuz doğal ve akılcı. Ama doğru mu? Şenol Yazıcı, Yazar ve Ütopya'dan 2 Dante’nin İlahi Komedya’sında Yedi Sur ve Yedi Kapı Sembolizmi *Deneme / Kitap/ Edebiyat 3 Cemal Süreya ve Ahmed Arif ŞİİRİNDEN ŞARKILAR: CANSUN KÜÇÜKTÜRK & VEDAT YILDIRIM ŞİİR / MÜZİK *DERLEME
Geleneksel Türk giysileri içindeki Mary Wortley Montagu'yu oğlu Edward Wortley Montagu ve hizmetlileriyle birlikte gösteren, resmin arka planında da görülen İstanbul'da 1717 dolaylarında Jean-Baptiste van Mour tarafından yapılmış yağlı boya tablo. Leydi Mary Wortley Montagu (26 Mayıs 1689, Londra - 21 Ağustos 1762, Londra), İngiliz yazardır. Osmanlı döneminde İngiltere tarafından İstanbul'a elçi olarak atanan Edward Wortley Montagu'nun eşiydi. Yaşamı Leydi Mary 1689 yılında L
BEN AFFEDEMEM * Kolay değil aşkı ve yaşamayı terketmek Her akşam böyle mahsun değilim Bir defa ayağa kalkıp konuşmaya başlarsam... Kolay kolay susmaz bu yürek Kollarını aç göğsünü aç ben geliyorum Yaşamasını isterim her çocuğumuzun Ağrıya gözyaşına pişmanlığa rağmen Sana tekrar anlatmalıyım gelecek günleri Yaşamak ve özgürlük inkar edilmeyecek Görmeyeceksin artık korkulu rüyalar Bir akşam üstü karşı karşıya oturup Her sayfasında kan ve gözyaşı olan İkinci dünya savaşının kita
HİSSEN YOK BU AKŞAMDA * Hissen yok bu akşamda senin sen öğleden beri bu renk renk bu çeşit çeşit söylenen şarkının artık haricindesin. Tankın gölgesi uzandı üstüne kadar, nerdeyse, habersiz gün batacak. Tamamen çekmiş göğsünden akan kanı büyük ve mütehammil toprak. Her şeyin ne kadar şikâyetsiz saatin hâlâ işliyor bileğinde, onu akşamdan akşama kurardın, tabii biraz sonra duracak. Bugün günlerden cumartesi, dün yazdığın mektup, ancak, dört gün sonra eline değecek karının. Sen
Nathalie Sarraute (Fransızca telaffuz: [natali saʁot]; 18 Temmuz 1900 - 19 Ekim 1999), Fransız avukat, roman ve deneme yazarı. 1956 tarihli Kuşku Çağı ile nouveau roman akımının öncülerinden biri haline gelmiştir. Yaşamı Natalya İlyiçna Çerniyak, 18 Temmuz 1900 tarihinde Moskova'ya 300 kilometre uzaklıktaki İvanovo-Voznesensk'te dünyaya geldi. Yazar Pauline (Chatounovsky) ile kimyager İlya Çerniyak'ın kızıydı. Rus toplumuna asimile olmuş varlıklı ve kültürlü bir Yahudi ailesi
ENGİN SEVİNÇ * “hiç kimse bir alışkanlığa veda etmek cesaretini gösteremez.” honore de balzac MESELE Küçük, zenci bir kadından neyin eksik olabilir ki? Bir zencinin, beyaz dişlerini göstererek dudaklarını ağzıyla öptüğü oldu mu hiç? Ağız öpmez, dudaklar birbirine dokunur dediğini duyar gibiyim. Ama yanılıyorsun. Yanıldığın nokta şu: bir kadın erkeğini asla nasıl öptüğünü bilemez. Sorsan, üst dudağını kavrayıp alt dudağını
Turhan EYÜBOĞLU * Bir orman gibi geçirdi yaşadığı zamanı! Hep canlı, hep üretken, hep yaşama ümidi olan... Bir doğanın yaşamı gibi geçirdi yaşadığı zamanı, kalabalık ve omuz omuza... O kalabalık ormanla eğlendi, onunla üzüldü, onunla dertlendi. Onunla yaşama kilitlendi. Rüzgar olup ormanın içinde yıllarca gezdi. Bir nehir oldu üstünde milyonlarca insanı her diyarda gezdirdi. Güneş oldu, insanların içini ısıttı. Her eve misafir oldu, güzel vakit geçirtti. Ufuk açtı, ufuk içind
Geleneksel Türk giysileri içindeki Mary Wortley Montagu'yu oğlu Edward Wortley Montagu ve hizmetlileriyle birlikte gösteren, resmin arka planında da görülen İstanbul'da 1717 dolaylarında Jean-Baptiste van Mour tarafından yapılmış yağlı boya tablo. Leydi Mary Wortley Montagu (26 Mayıs 1689, Londra - 21 Ağustos 1762, Londra), İngiliz yazardır. Osmanlı döneminde İngiltere tarafından İstanbul'a elçi olarak atanan Edward Wortley Montagu'nun eşiydi. Yaşamı Leydi Mary 1689 yılında L
BEN AFFEDEMEM * Kolay değil aşkı ve yaşamayı terketmek Her akşam böyle mahsun değilim Bir defa ayağa kalkıp konuşmaya başlarsam... Kolay kolay susmaz bu yürek Kollarını aç göğsünü aç ben geliyorum Yaşamasını isterim her çocuğumuzun Ağrıya gözyaşına pişmanlığa rağmen Sana tekrar anlatmalıyım gelecek günleri Yaşamak ve özgürlük inkar edilmeyecek Görmeyeceksin artık korkulu rüyalar Bir akşam üstü karşı karşıya oturup Her sayfasında kan ve gözyaşı olan İkinci dünya savaşının kita
HİSSEN YOK BU AKŞAMDA * Hissen yok bu akşamda senin sen öğleden beri bu renk renk bu çeşit çeşit söylenen şarkının artık haricindesin. Tankın gölgesi uzandı üstüne kadar, nerdeyse, habersiz gün batacak. Tamamen çekmiş göğsünden akan kanı büyük ve mütehammil toprak. Her şeyin ne kadar şikâyetsiz saatin hâlâ işliyor bileğinde, onu akşamdan akşama kurardın, tabii biraz sonra duracak. Bugün günlerden cumartesi, dün yazdığın mektup, ancak, dört gün sonra eline değecek karının. Sen