top of page
1/1094

MATRUŞKA BEBEKLERİ

Nurten B. AKSOY

*

İnsan yaşamı gizemlerle, sürprizlerle, acılarla, mutluluklarla dolu tuhaf bir öykü sanki. Nerede, ne zaman, kimin çocuğu olacağınızı bilmeden, hiçbir seçim yapamadan, size biçilmiş bir kaftanın içinde, sizi nelerin beklediğini bilmeden açıveriyorsunuz gözlerinizi hayata.


Yol almaya başlıyorsunuz minik, titrek adımlarla… Bazen ayağınız takılıyor sendeliyorsunuz, bazen de düştüğünüz yerden bir avuç toprak alıp dikiliyorsunuz yine ayağa. Çocukluğunuz ne kadar zor ve acı geçse de çocuksu sevinçlerle fark etmiyorsunuz pek bir şey, bir yanlarınız minik minik törpülenirken, sanki güle oynaya büyümeye çalışıyorsunuz.


Okul yılları başlıyor derken; başarılar, başarısızlıklar, heyecanlar... Kâh bir kelebek olup uçarken, kâh bir ökseye tutuluveriyorsunuz yüreğiniz pır pır ederken. Sonra birden hayatın yükleri omuzlarınıza binmeye başlıyor; mücadele, kavga, sorumluluklar...


Aman okulumu bitireyim, aman bir iş bulayım, aman yuvamı kurayım diye planlar yaparken, aslında doğarken size biçilmiş kaftanın sizinle birlikte büyümediğini elinizi, kolunuzu bağladığını ve sizi daha bir sıkı sarmaladığını hissediyorsunuz ve bütün olanları, olacakları hep mütebessim bir ruh haliyle bekliyorsunuz, pembe hayaller kurarak, her şeyin hep güzel olacağını düşünerek.


Yuvanızı kuruyorsunuz mutlu olacağınızı düşünerek, çocuklarınız oluyor mutlulukların en büyüğünü yaşayacağınızı zannederek... Aslında omuzlarınızdaki yükün ağırlığının arttığını hissetmeden, hiç şikayet etmeden koşturuyorsunuz, nefes nefese, her şeye yetmeye çalışarak...


Hep önünüzdeki zor günlerin bitip rahat bir nefes alacağınız günlerin hayaliyle yaşıyorsunuz. Aman Allahım! Bir ev alabilsek, diyorsunuz. Şu çocuklar üniversiteyi bir kazansa, diye dualar ediyorsunuz. Sonra okullarını bitirseler, iyi bir iş bulsalar, mutlu bir yuva kursalar... diye bitmez tükenmez dileklerinizi, dualarınızı yineliyorsunuz günler boyu.


Aslında bilmiyorsunuz ki ne hayallerinizi, ne beklentilerinizi gerçekleştirmek sizin elinizde. Hani doğarken bize giydirilen o kaftan var ya, onun içinde, ceplerinde her şey. Siz ne yaparsanız yapın, ne kadar debelenirseniz debelenin o kaftanı sırtınızdan sıyırıp atamıyorsunuz. Her gün omuzlarınız biraz daha ağırlaşıyor, dizleriniz biraz daha bükülüyor.


Tamam artık, üstüme düşenlerin hepsini yaptım, bundan böyle "oh" diyeceğim dediğiniz anda ise mecalinizin kalmadığını, gücünüzün tükendiğini, sırtınızdaki kaftanın artık eskidiğini lime lime olduğunu fark ediyorsunuz. Bir şeylerin elinizden kayıp parçalandığını görüyorsunuz. Sonra dikkatle baktığınızda o parçalananın aslında hiçbir şekilde müdahale edemediğiniz yaşamınız olduğunu anlıyorsunuz.

İsteyerek gelmediğiniz yaşamdan isteyerek gidemeyeceğiniz günlerin hesabını yapıyorsunuz "Neydi, ne oldu hâlim; çektiklerim vebalim" diyerek..

35 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Buz Kesiği

KAR

Comments


1/2
osman-hamdi-bey-kaplumbaga-terbiyecisi-alt (1).jpg

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı