KURBAN MI KATİL Mİ?

Zeliha AYDOĞMUŞ
*
Yalnızca 2026 yılının dokuz ayında, ülkemizin farklı şehirlerinde bulunan okullarda altı silahlı saldırı gerçekleşti. Saldırganlar öğrenci, saldırılanlar yine öğrenci. Bu durumda insan sormadan edemiyor:
Bir çocuk nasıl olur da bir gün okul sırasından kalkıp eline silah alır? Bu sorunun cevabı kolay değil. Çünkü karşımızda yalnızca işlenmiş bir suç değil, bir çocuğun hayatına, ailesine, okuluna ve arkadaşlarına kadar uzanan bir yapılandırma süreci vardır.
Böyle cinayet haberleri gördüğümüzde hepimiz, “Bu yaştaki bir çocuk bunu nasıl yapabildi?” diye soruyoruz. Belki de aslında şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Çocuklarımız bu noktaya gelene kadar biz neredeydik?”
Burada bir parantez açıp şunu söylemek isterim; yazdığım bu yazıyla kesinlikle çocuğun işlediği suçu hafifletmeye çalışmıyorum. Cana kıymak, birey hangi yaşta olursa olsun ağır bir suçtur. Bir ailenin evine ateş düşer, bir çocuğun hayatı söner ve geride kapanması mümkün olmayan yaralar kalır. Ancak suçun ağırlığını kabul etmekle birlikte, yasaklar koyup ceza vermekle suçun önüne geçilemediği de apaçık ortadadır.
Şu an derdimiz olanlar değil, bugün değil...Şu an derdimiz gelecekte olabilecekler, suça bulaşabilecek çocuklar. Bu düşünceden hareketle şunu söylemeliyim ki çocukların her öfkesi cinayete, her yalnızlığı şiddete dönüşmez. Ancak şiddetin ortaya çıktığı yerde yalnızca son ana bakmak da hata olacaktır. Çünkü çocukların felaketi, sınıfta, evde, arkadaş grubunda, bilgisayar ekranının karşısında ya da çocuğun defalarca haykırdığı ama kimsenin duymadığı sessiz çığlıklarda başlar.
Sonra bir gün herkes şaşırır, “Böyle bir şey yapacağını hiç ummazdık.” der. Belki de en acı cümle budur, çünkü çocukların hayatında bazen “hiç ummazdım” dediğimiz şeylerin işaretleri vardır.İçe kapanma gibi, ani öfke, arkadaşlardan uzaklaşma, sürekli kavga çıkarma, ölüm ve şiddet üzerine yoğunlaşma gibi...Yalnızca bizler görmeyiz.
Bunların hiçbiri tek başına bir çocuğun suça sürükleneceği anlamı taşımaz elbette. Ancak bir çocuğun yardım çağrısı olabileceğinden dolayı ciddiye alınmalıdır.
Derinlemesine bakarsak, kimi çocuğun yardım istemeyi, öfkesini anlatmayı ya da yaşadıklarıyla baş etmeyi bilmediğini, kimi çocuğun zorbalığa uğrayıp okulda ya da evde kendini duyacak birini bulamadığını görürüz.
Çocuklarla ilgili yaşanan her olayda, işlenen her suçta; anne babalar kadar okulların, öğretmenlerin, rehberlik servislerinin, arkadaşların, hatta sosyal çevrenin de içinde olduğu bütün yetişkinlerin sorumluluğu büyüktür. Çünkü karşımızdaki yalnızca bir çocuktur ve hiçbir çocuk dünyaya suçlu olarak gelmez.
Hiç fark ettiniz mi, biz anne babalar, öğretmenler ve toplumun birer üyesi olarak hepimiz, çoğu zaman çocukların davranışlarına, başarılarına, kıyafetlerine, telefonlarına bakıyor, iç dünyalarına uğramayı unutuyoruz. “Derslerini yaptın mı?”, “Telefonu bırak”, “Niye böyle davranıyorsun?”, “Büyütme”, “Geçer” diyoruz. Oysa çocukların bütün bu söylemlercden önce ihtiyacı olan cümle şudur:
“Büyümenin ne denli zor olduğunu biliyoruz ve bu süreçte baş edemediğin her ne varsa biz yanındayız.”
Buraya kadar duyarlı bir ruhla okumuş, anlamış ve payımıza düşeni almışsak ne mutlu. Bu arada başka bir tehlikeye dikkatinizi çekmek istiyorum:
Bilgisayar oyunları.
Çocuklar ne yazık ki bilgisayar oyunlarında gördüklerine dayanarak ölmeyi, öldürmeyi oyun sanıyor. Anne babalarından daha çok bunlarla zaman geçiren çocuk için bu oyunlar, yaşamı öğrenmede birincil örnek olma özelliği taşıyor. Çünkü çocuk beyni doğduğu andan itibaren kopyala yapıştır tekniği ile yaşamda yer edinmeye çalışır.
Sözün özü, çocuğun elindeki silaha bakmadan önce, o silaha kadar uzanan yolu da görmemiz gerekiyor. Bunun için de “Nasıl yapabildi?” diye sormak yerine, “Nasıl oldu da bunun olmasına engel olamadık?” diye sormamız gerekiyor. Bence asıl yüzleşmemiz gereken soru budur.
Çünkü bu söylediklerimle şimdi yüzleşirsek, yarınlarda çocuklarımızın yanlış yollara sapmasına engel olabiliriz.


















































Yorumlar