AŞKIN YAŞI VAR MIDIR?

Tuğba ÇELİK
*
Aşk denilince aklınıza ilk ne gelir? En başta iki genç...
Belli bir yaştan sonrası için sanki özel bir yasak vardır. Hele hele Orsan Wels'in ünlü şarkısı I Know What It Is To Be Young'ta seslendirdiği gibi bir aşksa eğer, onları çarmıha geriyorlar, haberiniz olsun .
Halkımız, 40'tan sonra azanı teneşir paklar, derken bu yasağın somut zararlarını dillendirir.
Bunun aksini düşünenler yok mu? Türkan Şoray'la Şener Şen'in oynadığı İkinci Bahar filminin onca ilgi görmesi ve hala unutulmayışı bu sözün kimseye çok da inandırıcı gelmediğini göstermeye yeter.
maviADA'da gezinirken okuduğum Şenol Yazıcı'nın Aşk Bir Direniştir yazısı da bu konuyu sorguluyor ve olgun aşklara sahiplik ediyordu: hatta konuyu bir tık daha öteye taşıyor. Her türlü teferruattan arınmış bu aşkların daha değerli olduğunu savunuyor:
"Edebiyat, gençlik aşkını dramatize ederken olgunluk aşkını çoğu kez görmezden gelir. Oysa olgunluk aşkı, insanın en büyük direnişidir: yaşlanmaya, kayıplara, yalnızlığa karşı bir direniş... Aşk basit bir içgüdüden doğar ama insan onu etik ve estetikle kutsallaştırır. Olgunlukta bu kutsallık daha da belirginleşir: AŞK, artık sadece çoğalma değil, birlikte yaşlanma, birlikte direnme halidir. "
Gel de hak verme.
Düşünüyorum da insan kaç yaşında aşık olsa yeridir? On beşinde mi, yirmi beşinde mi, kırkında mı? Aşkın yaşı var mıdır gerçekten? Yoksa aşk, insanın yaşını sormadan gelip kalbin kapısını çalan bir misafir midir?
AŞK kapıyı çaldığında hiç düşünülmez ama birileri AŞKtan sohbet üretmek isterse ilk akla gelen bu sorular olacaktır:
Bazen gençlikte gelir aşk. Dünyanın bütün renkleri bir anda değişir. Onun gülüşü yaşamın anlamı oluverir. Telefonun sesi beklenen bir haberden çok daha fazlasıdır. İnsan, sevdiği kişinin adını duyduğunda bile hoş bir duygu hisseder.
Gençken aşk ağırlıklı olarak hormonlara yaslanan bir heyecandır. İlk bakışın şaşkınlığı, ilk buluşmanın utangaçlığı, kavuşamayan dudakların düşlerde buluşmasıdır. İnsan o yaşlarda aşkı çoğu zaman sonsuza kadar sürecek sanır ya da öyle olmasını diler. Çünkü insan gençken sınırlardan bihaberdir.
Aşkın kendini nereye, nasıl götüreceğiyle ilgilenmez. Kendini hesapsızca bu duygunun şiddetine bırakır. Yani insan gençlikte aşk için ölebilir de öldürebilir de.
Sonra zaman geçer, insan yaş alır ve her şeyin aşktan ibaret olmadığını öğrenir. Zaman geçtikçe sorumluluk almanın ne demek olduğunu, kazanmak kadar kaybetmenin de yaşama dair olduğunu öğrenir. Bazı vedalar kalır geride, bazı isimler unutulmaz, bazı anılar yıllar geçse de içimizde sessizce yaşamaya devam eder.
Onca zamandan sonra yaşanmışlıkların şekillendirdiği insan şunu fark eder:
Aşk yalnızca kalbin hızlı atması değildir. Aşk bazen birinin yanında huzuru bulmak, bazen bir şey söylemeden anlaşabilmektir. Yorulduğunda başını yaslayabileceği bir omuz bulmak, yaşamın bütün karmaşası içinde, bir insanın yanında kendini güvende hissedebilmektir.

Belki de yaş aldıkça aşkın müziği biraz değişir.
Gençken tınısı yüksek şarkılar söyleyen aşk, zamanla dingin şarkılarda yeşermeye başlar. Bu, onun güçsüz ya da değersiz olduğu anlamına gelmez. Çünkü aşk artık sahip olmaktan çok daha ötelere geçmiş bir duygu olarak gençlikteki gibi gövde gösterisine girişmez.
“Bugün nasılsın?” diye gerçekten sormaktır olgunluk aşkı, cevabını yüreğiyle duymaktır.
Evrim geçiren aşk, artık yalnızca “Ben yanındayım,” der ve belki insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey de budur.
Yaş ilerledikçe insan, aşkın yalnızca güzel günlerden ibaret olmadığını anlar.
Birlikte gülmek kadar birlikte susmanın, birbirini alkışlamak kadar zor zamanlarda yanında olmanın da sevmenin bir parçası olduğunu öğrenmiştir.
Aşkın yaşı yoktur çünkü insanın kalbi, yıllar geçtikçe yaşlanmaz; yaşadıklarından dolayı derinleşir. Kimi insan genç yaşta aşık olur, kimi, hayatının en olgun döneminde. Kimi ilk aşkını hiç unutmaz, kimi ise yıllar sonra karşısına çıkan bir insanla, kalbinin hala kamaşabildiğini fark eder.
Önemli olan kaç yaşında olduğumuz değildir. Önemli olan, içimizde hala sevmeye cesaret edebilecek arı bir yer saklayıp saklamadığımızdır.
Öyle ya aşk, yırtıp atılan takvim yapraklarında değil, insanın kalbinde filizlenir, büyür ve yaşar.


















































Yorumlar