İSLAMOĞLU ZEYBEĞİ
- Niyazi UYAR

- 23 Eki 2025
- 3 dakikada okunur

Niyazi UYAR*
“Hanım hanım, hazır mı, geleyim mi?”
diye seslendi ikinci katın balkonunda sağa sola, ara sıra da onlara bakan eşine. Apartmanın önünde komşusu Serpil Hanım’a rastlamış, ülke gündemine dair konuşup ederlerken, cam balkondan acaba ne konuşurlar, diye kulaklarını dört açmış çevreye göz gezdiren eşi, bir yandan da onları duymaya çalışır!
“Hazır hazır, bekliyorum, hadi yemekler soğuyacak! Tam da isteğine uygun mükellef bir sofra. Hadi ama sofra beklemez, siz de buyurun Serpil Hanım, siz de buyurun, ne olacak, bir tabak çıkaracağım, hepsi bu!”
Yok abla, annem bekler, onu yalnız bırakamam, gelmişle beraber, çok teşekkür ederim, başka bir zamana diyelim!”
Eylül ayı çıkmış, ekim ayı yarılanmış, sonbaharın ortasına varılmış, ağaçların yaprakları, mevsimin yağışsız gitmesini geçtik, mayıs ayından beri damla yağış almayan coğrafya, buna sebep buruşuk buruşuk, pörsüyen yer yer ağaçların kuruyan yaprakları, küçük esintilerle dalından kopup oraya buraya savrula savrula oradan oraya gider, sonra da toprağa düşer. Bahçesinde üç beş çeşit ağaç, gül, çiçek olan bir zamanların zengin apartmanı sakini, su faturalarının yüksekliğine sebep susuz bırakmış nebatı.
Küçük İmam Camii’nin müezzini akşam ezanını okumuş, on, on beş kişiden müteşekkil cemaatini namaza çağırmıştır. Sair günlerin kalabalık caddesi, akşamdan beri sakindir. Ha bire yapılan akaryakıt zamlarını mı protesto mu ediyor acaba sürücüler, diye düşünür… Olur mu ki? Bilinmez! Bilinmez değil, bal gibi bilinir, hepsi küçük burjuvazinin bir parçası olan kitleden akılcı, devrimci bir eylem beklenir mi? Beklenemez, çünkü onlar günlük düşünür, küçük menfaatleri her şeyden önce gelir. Çok seviyorum dedikleri evlatlarından, hatta benim geleceğim dedikleri torunlarından bile, çünkü onların yarın kaygıları yoktur. Olsa bile anında saf değiştirir, bir bakmışsınız, en sağdan, en sola fır diye dönüvermişler. Küçük burjuvaya güvenip yola çıkanlar, yapayalnız kalıverir. Siyasal arenada bu çarpıklıklara şahit olmuyor muyuz zaten?
Serpil Hanım’la birlikte cümle kapısından girip katta bulunan asansörle katlarına vardılar, evlerinde bekleyenlerine teslim oldular.
Kara kaşlı, kara kıvırcık saçlı, yüzü tombul Cemal Bey, eşinin günün anlam ve önemine binaen hazırladığı sofrada bir güzel karnını doyurdu. Günün anlam ve önemine binaen hazırlanan mükellef sofradaki rutine dönen sohbetlerini edip kendi odalarına geçtiler! Bugün kutsal mübarek bir gündü Cemal Bey için. Yan odaya geçen Cemal Bey, bilgisayarını açmış, çok sevdiği halk kültürünün folklorik ürünlerinden zeybekleri izlemeye, dinlemeye başlamıştır. Arama çubuğuna “İslamoğlu Zeybeği,” yazar Cemal Bey, fakat karşısına Sepetçioğlu Zeybeği çıkar. Tekrar İslamoğlu yazar, yine Sepetçioğlu çıkar. Son denemesinde Uşak Karhallı’ya bağlı bir köyün kadınlarının İslamoğlu zeybeği oynadığını görür ve tıklar üstüne. Piste dört Anadolu kadını, müzik eşliğinde yavaş yavaş dönmekte, bir taraftan da yanlarına başkalarını çağırıp gel gel etmekte. Dört Cumhuriyet kadınının kendilerine güveni tamdır. Onlara iki kadın daha katılır. Kadınlardan biri pembe bir bluz giymiş üstüne ve saçlarını da at kuyruğu yapmış, bir diğeri çağla yeşili pantolon üstüne beyaz bluz, öteki siyah pantolon üstüne beyaz bluz, ince, zarif her haliyle naif biri olduğu anlaşılan diğer kadın da siyah bir elbise içinde kişilik abidesiyle buradayım demektedir sanki. Yaşça İslamoğlu oynayan öteki kadınlardan büyük olan kadın, hayat dolu, yaşama sevgisi dolu bir insan görünümü vermekte.
Müzik girizgah bölümündeydi daha. Oynayanları ısındırmaya çalışıyordu… Elektro bağlama ile düğün yerini bayram yerine çevirmeye çalışan müzisyen ara ara “haydi efem,” deyip oyuncuları aşka getirirken, izleyenleri de coşturmaktaydı bir yandan. Sepetçioğlu, Selendi, İslamoğlu oyun havaları yörenin milli oyunlarıdır. Bu havaları duyan yöre insanı yerinde duramaz kâh ayakları ile tempo tutar, kah söyleyerek iştirak eder. Anılarımda her daim harika bir yer tutan İki can arkadaşım, şu an bile durdukları yerde dönmeye başladılar bile hayalimde.
Ekip tamamlanmış, seyirciler yerlerinde onlara katılıyor, bir yandan da hiçbir hareketi kaçırmamak için yoğun bir ilgiyle izlemekte. Yöre insanın hepsi bu oyunların ustası olduğundan nerede hata olursa, “şak,” diye bulur. Altı Cumhuriyet kadını, önce öne doğru sekiz adım yürüdü, sonra geri geri üç adım, sonra öne doğru sekiz adım; sonra sağ ayakları üstüne durup hafifçe çöker gibi yapmakta, sonra da kendi çevrelerinde iki dönüp böyle böyle devam ederler İslamoğlu’na. Ne de güzel oynamaktalar, öz güvenleri tavan. Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen Oğuz boylarının kadınlarıdır bunlar, bizim kadınlarımız. Anamız, eşitimiz, bacımız. İnsan neslini devam ettiren elleri öpülesi kadınlarımız.
Hey efem değil, haydi Cumhuriyet kadını, haydi benim güzel kardeşim, haydi Emel, haydi Feride, haydi Nevin Nazik, haydi Nigar…
Ey kahraman Türk kadını, sen her daim göklere yükselmeye layıksın, soframızdaki yerin öküzümüzden sonra değil; her daim baş köşesinde…
Ekim 2025 /SAlihli























































Yorumlar