GALİLEO GALİLEİ: "...ama gene dönüyor"

*
AYCAN AYTORE
*
" ama gene dönüyor!"
Bu sözü, mahkum olduktan sonra gerçekten söyledi mi bilmiyorum. Tarihte kiliseye kafa tutan kim varsa onlar için de söylendi, yakılan Bruno'ya da yakıştırmışlardı. Tarihçiler tartışıyor. Ama sözün sahibi kim olursa olsun, Galileo'nun ruhuna yakıştığı kesin. Çünkü bazı cümleler ağızdan çıkmaz; yaşamın, ömrün, yaptıkların örneği olacak sözünün.
Doğrusu, Galileo'nun teleskobu kadar cesaretine hayranım. Bugün gökyüzüne bakan milyonlarca insan var. Uzaya uydu gönderiyoruz, ötegezegenler keşfediyor, evrenin ilk ışıklarını fotoğraflıyoruz. Ama hâlâ çoğumuz, gözümüzün önündeki gerçeğe bakmaktan korkuyoruz.
Bazen düşünüyorum da, Galileo bugün çıkıp gelse, hangi nedenle yargılanırdı?
Dünya'nın döndüğünü söylediği için değil elbette. O mesele çoktan kapandı. Ama her çağın kendi mahkemesi vardır. Her çağın kendi dogmaları, kendi dokunulmazları, kendi kutsal ezberleri...
Galileo bugün yaşasaydı, belki de sosyal medyada linç edilirdi.
Çünkü onun asıl suçu astronomi değildi. Rahatsız edici sorular sormaktı.
İnsanoğlu yıldızlardan çok fikirlere bağlanıyor. Bir düşünceye yerleşti mi onu evi sanıyor. Oysa Galileo'nun bütün hayatı başka bir şey söylüyor: Hiçbir düşünce ev değildir; olsa olsa bir ara konaktır. Bir süre kalırsın, sonra yola devam edersin.
Belki de bu yüzden onu büyük yapan teleskobu değil, şüphesidir.
Bugün elimizde her zamankinden fazla bilgi bulunuyor. Fakat bilgeliğin aynı hızla çoğaldığından emin değilim. Herkes konuşuyor. Herkes anlatıyor. Herkes biliyor gibi görünüyor. Galileo ise dört yüz yıl öteden gelip usulca kulağımıza eğilerek şunu fısıldayabilir:
"Bilmekten çok bakmayı öğrendiniz mi?"
Çünkü o, önce baktı.
Ay'a baktı ve kusursuz olmadığını gördü. Göğe baktı ve değişmez sandığımız düzenin hareket ettiğini gördü. İnsana baktı ve inanmakla görmek arasındaki uçurumu fark etti.
Galileo'nun bana göre en büyük keşfi Jüpiter'in uyduları değildir. İnsan aklının korkuyla nasıl teslim alınabildiğini göstermesidir. Mahkeme salonlarında yargılanan yalnızca bilim değildi; meraktı. Soru sorma hakkıydı. Aklın özgürlüğüydü.
Ne garip...
Aradan yüzyıllar geçti, kıyafetler , saraylar, teknoloji değişti. Ama insanın bazı korkuları yerinde kaldı. Hâlâ kendimiz gibi düşünenleri alkışlıyor, başka türlü düşünenlere kuşkuyla bakıyoruz. Hâlâ kanaatlerimizi gerçeklerin önüne koyabiliyoruz. Hâlâ hoşumuza giden şeylerin doğru, hoşumuza gitmeyen şeylerin yanlış olduğuna inanma eğilimindeyiz.
Galileo gelseydi, teleskobunu gökyüzüne çevirmeden önce bize çevirirdi sanırım. Ay'ın kraterlerinden önce vicdanlarımızdaki kraterlere bakardı. Gezegenlerin hareketinden önce düşüncelerimizin neden donup kaldığını araştırırdı. Belki de en sert eleştirisini bilime karşı çıkanlara değil, düşünmeyi bırakmış insanlara yöneltirdi. Çünkü hareket yalnızca Dünya'nın kaderi değildir. Düşüncenin de kaderidir.
Bu yüzden Galileo benim gözümde bir gökbilimciden çok daha fazlasıdır. O, hakikatin rahat koltuklarda bulunamayacağını hatırlatan büyük bir huzursuzluk ustasıdır. İnsanı yerinden eden, alıştığı manzarayı bozan, kesinliklerini sarsan adamlardan biridir.
Belki onun mirası da tam burada yatıyor.
Dünya'nın döndüğünü kanıtlamasında değil, bizi döndürmeye devam etmesinde. Aradan geçen dört yüz yılın ardından hâlâ omzumuzdan tutup aynı soruyu sormasında:
"Eğer Dünya dönüyorsa, sen neden yerinde duruyorsun?"
Ve belki bugün, ona her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Çünkü teleskopların büyüdüğü, ama hayret duygusunun küçüldüğü bir çağda yaşıyoruz. Galileo ise hâlâ aynı yerde duruyor.
Bir elinde merak, öteki elinde kuşku.
Karşımızda değil, yanımızda.
Sessizce göğü işaret ederek:
"... ama gene dönüyor!"
*















































Yorumlar