HAYALLER

Tuğba ÇELİK
*
Eskiden, yani ruhumuzun namusuna el sürülmemişken, gözlerimizi kapar önümüzde uzanan kocaman, bambaşka bir dünyanın kapılarını aralardık. Bir ağacın gölgesine uzanıp kimi zaman bilmediğimiz ülkelere gittiğimizi, kimi zaman gezegenler arası yolculuklar yaptığımızı düşlerdik. Küçücük şeylerden büyük mutluluklar çıkarır, henüz yaşanmamış günlerden korkmaz, onlara umutla bakardık. Çünkü hayallerimiz vardı... Üstelik hiçbirisi için zengin olmamız ya da birilerinden izin almamız gerekmiyordu.
Peki, gün geldi devran döndü de ne oldu bize, hayallerimizi çaldırdık mı?
Yok canım daha neler!
Unutmuş olabiliriz ya da elini bir türlü bırakamadığımız hayal kırıklıklarımız baş rolde diyebiliriz belki. Küstüm, oynamıyorumculuk gibi yani. Sonra, yeni dünya düzeninin omuzlarımıza inceden inceye yüklediği sorumluluklar var bir de değil mi...
Geçim derdi, yetiştirilmesi gereken işler, ödenmesi gereken faturalar ve bitmek bilmeyen telaşlar arasında hayallere yerimiz dar sanki!
Doğru, bir zamanlar geleceği düşlerken şimdi yalnızca ertesi güne yetişmeye çalışıyoruz ne yazık ki...
Tamam, anlıyorum...Bunlar yeni dünya düzeninin gerçeklerinde, büyümenin, yetişkin olmanın gerekleri ama yalnızca bu muydu sebep? Yoksa büyümeyi yanlış mı anladık? Belki de büyümek, hayallerimizden vazgeçmek değil, onları hayatın gerçekleriyle birlikte sol yanımızda saklamayı öğrenmekti. Oysa çoğumuz bir süredir hayal kurmayı çocukluğa, umut etmeyi saçmalığa, bir şeylerin daha güzel olabileceğine inanmayı ise boş bir beklentiye yoruyoruz sanırım.
Üstelik yalnızca kendimizden değil, farkında olmadan birbirimizden de çalabiliyoruz hayalleri. Bir çocuğun düşlerine, gerçekleşme ihtimalini hesaplayarak yaklaşabiliyoruz. Gençlerin umutlarını, dünyanın zorluklarını anlatarak farkında olmadan budayabiliyoruz. Oysa bir hayalin önüne engeller sıralamak, onu kurana yol göstermek değildir bazen, bazen birinin hayaline kanat olmak ona yapılacak en büyük iyiliktir.
Öncelikle şunun ayırdında olmalıyız bence, hayal kurmak gerçeklerden kaçmak değildir. Tam tersine, derinlerdeki o biricik siyah inciyi bulmak, gerçeğin içinde henüz var olmayan bir güzelliği düşleyebilmektir. Bir gün daha güzel bir dünyaya uyanabileceğimize, kaybolduğunu sandığımız umut yelkenlilerinin bir yerlerde bizi beklediğine inanmaktır. Çünkü insan yalnızca sahip olduklarıyla değil, olmasını düşledikleriyle daha güzel yaşar.
Ve biliyorum ki hepimizin içinde bir yerlerde, sesini duyurmak için fırsat kollayan bir çocuk ve onun sınır tanımayan düşleri var. O çocuğun tek isteği, bütün hesapları zaman zaman bir kenara bırakıp yeniden gökyüzüne bakmamız.
Sonuçta belki hayallerimizi çaldırmamış, yalnızca ertelemişizdir. Şimdi yapmamız gereken, içimizde bir yerlerde sessizce bekleyen o düşevinin konum bilgisine yeniden ulaşmak olmalı. Çünkü onun, henüz gelmemiş günlere ve keşfedilmemiş maviliklere açılan sayısız penceresi vardır.
Hepimiz biliyoruz ki yaşam, o pencereyi bulup yeniden açmaya karar verdiğimiz gün daha güzel olacak.











































Yorumlar