top of page

DİLDEN ÜRETİLİR DÜŞÜNCE

ASIM ÖZTÜRK

*

Yaşamı, yaşamın içindeki tüm olguları tanımlarken, onlara belirli anlamlar yüklerken sürekli dile, dilimize yaslanırız. Tanıya geldiğimiz, öğrene geldiğimiz dilin kendi içindeki tüm oylumları, içinde bulunduğumuz duygu, düşünce durumlarını belirlerken edindiğimiz, biriktirdiğimiz ne kadar sözcük varsa o anda, o duruma uygun düşenleri hemen belleğimizden akıtarak tanımlamalar yaparız.


Hiç kuşkusuz bu durum yazanlar, düşüncelerini sözcükler aracılığıyla tümcelere, anlamlara dönüştürenler için daha da önemli bir durumu yansıtır. Doğuştan, ilk duyduğumuz sesten başlayarak, her ne yaşıyorsak acı, sevinç, umut, umu; bunların tümünü biçimlendirirken istediğimiz derin bir anlam taşıması doğrultusunda yan yana kullanarak sesler kurarız. Giderek bu seslere eklenen yeni duyumlar, yeni anlamlarla gelişir bu birikim. ANA DİLİ dediğimiz, anneden öğrenilerek pekiştirilen, zaman zaman ağlayış çığlıklarımızın arasına serpiştirdiğimiz sözcüklere dönüşür. Kendi çapımızda, kendi çocuksu düzlemimizde oluşturduğumuz, isteklerimizi, yaşadıklarımızı yansıtırken yeni bir dilin düşünsel tabanlarını oluşturmaya başlarız.


İşte oradan, ilk adımlardan başlayan o sesleniş, o iletişim kurma bağı giderek dilimizin gelişmesini, oylumlarının genişlemesini sağlar. Düşündüğümüz, düşlediğimiz, umduğumuz ne varsa duyumsal, yaşamsal, özlemsel hangi boyutta olursa olsun dilimize; daha o yaşta edindiğimiz dil birikimlerine yaslanarak düşüncelerimize anlam katarız. Onlara geniş bir yaşam alanı oluşturmaya çalışırız. Çocuk yaşlarda yaşadığımız çok derine batmayan kıymıkların geçici göz yaşlarını sözcüklerimizin arasına yapıştırıcı, tutucu ara malzeme olarak koyarken bile düşündüğümüz o anne kucaklamaları sonrası geçiveren acıların sağıltılmasının bilincinde olmasak da hep kısa erimli düşüncelerin yeni oluşan belleğimizden değişik boyutlarda geçmesiyle oluşur.


Düşünce kıvılcımları belleğimizde yol alırken, kalıcı anlamlar oluştururken hep sözcüklere, edindiğimiz, öğrendiğimiz dile yaslanırız. Ondan güç alarak daha büyük umutlarla anlamı, düşünüleni kavramak, aktarmak için güçleniriz. Giderek, günler yıllar içerisinde bu gelişime, bu oluşuma katılanlarla yeni bir dil evrenin içinde bulur kişi kendini. Edindiği, okuduğu, duyduğu, öğrendiği ne varsa bunları da bu birikime katarak yeni yöntemleri, yeni us yollarını da bularak dilin oluşturduğu varsıllıklarla düşüncenin kapılarını aralamaya çalışır. O kapıları ardına dek hemen açamasa da en azından o kapıların önüne gelmeyi, o kapıları çalmayı öğrenir. Her öğrendiği yeni dil edinimleriyle edindiği bilgilerle yeni bilgilerin, yeni düşüncelerin kapısının önünde bulur kendini.


Öylesine değişik bir akışkanlığın içinde bulur ki kendini neyi düşlemeye, neyi düşünmeye başlasa, dilin o derin anlamları arasından kör düğümmüş gibi duran derin anlamı kavramaya, ona yeni boyutlar katarak çözümlemeye başlar. Tek yönlü bir etkileşim değildir bu. Giderek birbirini güçlendiren, birbirine tutunarak ayağa kalkan, birbirine seslenerek nerede durduklarını, nerede bulunduklarını belirlemeye çalışan dille düşünce arasında yoğun bir bağ oluşur. Dilin kendi çeperleri içinde sıkışıp kalmak yerine ona yeni boyutlar kazandırarak her gün yeni duyumlar, yeni yan yana gelmelerin düşlemiyle can katarak, can suyu vererek yeni bir dil evrenine geçişi sağlar. Öyle bir yere gelinir ki, neyi ereklesen, neyi biçimlendirip onu sözcüklerle yeni kalıplara, yeni anlam öbeklerine sıkıştırmaya çalışsan da hızla elinden kayıp, parmaklarının arasından yeni kalıplar aramaya yönelen bir türlü önerilenin, düşünülenin kalıplara sığmadığını görürsün. Öylesine esnek, öylesine yeni biçimleri özleyen, onların arayışı içinde olan bir dil durumuyla karşı karşıya kalırsın ki dilin o büyük yangınından, o büyük akışından, o büyük ışığından yeni ırmaklar, yeni okyanuslar oluşturmanın yollarını ararsın.

İçinde bulunduğun, söze, sözcüğe dönüştüremediğin o büyük anlamların daha dilin kendi evreninde bir yer edinemediği gerçeğini kabullenmeden yeni sıçramalarla dilin başka evrenine geçişler yaparsın. Buna sana öğreten okudukların, okurken düşünce belleğinde karanlık alanlarda kalanların ansızın o kıvılcımla tutuşmasıyla başladığını görürüsün.


Dilin, sınır tanımayan dilin içinden doğan bu ses, bu ışık büyüyerek yükseldikçe, dar kalıplar içine sığdırdığın düşünce kalıpları bir yerlere istiflediğin düşünce kalıpları toz buz olur dağılır gider.

Sarıp sarmaladığın durgun düşünce suları yanmaya başlar. Dil, yeni dil, durmadan gelişen dil onları yakmaya başladıkça, boşalan yerlerine yeni düşünceler ekmeye, o topraktan yeni filizlerin yükselmesi için toprağı havalandırmaya hep hazırdır. Yeter ki sen bu değişime, dilin gelişip yaşamı, yaşamayı anlamaya, anlamlandırmaya, tutucu nedenlerle sınırlar koyma.


Dildeki bu kıvranmaların yersiz sancılar olduğunu düşünüp kısa yoldan yokmuş gibi, hiç yaşanmıyormuş gibi davranma. Dilin eşiğine gelip dayanan o değişimi anla, o değişimden kaçma, kolay olanı seçip eski alışkanlıklarla, eski yaklaşımlarla dilin akışını sınırlandırma.


Dil gerçekliğini yaşayan, duyan kim varsa bu değişimlerin dışında kalınmayacağını hep anlamıştır. Hep bu gerçekliğin ne denli yaşamsal olduğunu duyumsamıştır. Dilin içinde, belleğimizde kendiliğinden gezinen öbeklermiş gibi duran sözcükler o büyük bütünün önemli parçalarıdır. Dil dediğimiz sınırsızlıklar içinde durmadan yenilenen, yeni yaşananları, yaşanmışlıkları besleyen, onları büyüten ve geliştirendir. Yaşamın kendisinde olduğu gibi. Yaşarken değişip, gelişmeye, yaşamı değiştirmeye hep hazırdır. O gerçekliği yok sayarak gelişmeyi, değişimi sınırlandırdığımız zaman körlüğün içine düşmemizle eş değer bir durumu yaşıyoruz demektir. Düşünce dediğimiz durumu, tutucu, kalıpçı verilerle kirlete geldiğimiz, içinde bulunduğumuz konumlara uygun kalıplara döke geldiğimiz sınırlandırmalara DİL hiçbir zaman boyun eğmemiştir. Kendi özgür gelişimi içinde yeni durumlar, yeni yaşanmışlıklara tanımlar koymuş, onları sözcüklerle belirlemeye çalışmış, daha geniş anlamalar gerektiği zaman sözcükleri yan yana dizerek uygun düştüğü bir biçimde tümcelere dönüştürmüştür. Bekleyen, birilerinin değişime kapalı duyumlarına eşlik etmeyen yavırlarıyla oyalanmamış, onlara uyum sağlamamıştır. Bekleyen, duran düşüncenin hep kalıplarını yine dil kendi içinde ivmeyle, sıçramayla, durdurulmaz canlanışla hep aşmıştır. Öylesine işlevsiz gerekçelerle karşılaşmıştır ki bunların tümünü hem zamansal hem de yaşamsal verilerle aşmanın yollarını bulmuştur. Yerine saplanıp kalan bu derin tutuculuğun çapaklarını törpülemek yerine, yeni bir yol bulmanın ivecenliğiyle hep canlı, hep yaşayan umutları içinde taşımıştır. Hangi gerekçelerle olursa olsun geniş kitleleri, geniş coğrafyayı içine alan durmadan kendine katılan kollarla akıp gelen bu dil ırmağı çocukluk sözcüklerimizden başlayarak o yeni düşüncenin en önemli yapı taşlarını oluşturmuş; kendi dil gerçekliğinden çağa, yaşama, insanın gelişmesine uygun düşünceleri oluşturmuş, üretmiştir. En zor anlarına denk düşen zamanlarda bile umudunu yitirmeden o anda, belleğinin birikimsel derinliklerinden kopup gelen kıvılcımlarla yeni sözcükler bulmuş; yaşadığı yeni gerçekliği tanımlamaya çalışmıştır.


Karamsarlığın koyu karanlıklara dönüştüğü süreçler de bile yeni, ışıklı bir pencerenin aralayıcısı olmanın ötesinde hep, hiç geçmeyecek bir biçimde içinde o ışığı, o aydınlığı taşımanın görkemiyle, duygusuyla, varsıllığıyla belleğimizin en derininde, en vaz geçilmezinde baş kaldırıya hazır, yürüyüşün en önünde, en yüksek sesle zamana, zamanın ötesine seslenen olmuştur. Kıvranıp duran o bekleyişin önündeki engelleri dilin sınanmışlıklarından beslendiği güçle, yeni sözcükler, içi sevgi ve umutla doldurulmuş sözcükler üreterek çıkmasını bilmiştir.


Düşünce dediğimiz o soyut kavram, dilin derinlerindeki o birikimlerden beslenerek boy atarken, yeni belirlediği yollarda yürümenin yöntemlerini seçerken hep dilin gücüne, dilin uzanabileceği her türlü derinliğin, kavrama noktalarının en uçlarına, en diplerine ulaşmasını sağlaması yatmaktadır. Dil onun için her türlü yeni sürecin, yeni düşünme, yeni düşünce süreçlerinin kıvılcımını yakmaya, karanlığı aralamaya hazır bir güç olarak içimizdedir. Bizimle birlikte var olandır. Varlığını, varlığımızı karşılıklı dayanışarak, karşılıklı büyüterek sürdürdüğümüz gerçeği unutulmamalıdır. Nasıl bir konumda bulunursak bulunalım, her çıkmazın, her anlamsızlığın derin döngüsünden kurtulmak için dilimize yaslanarak, dilimizden güç alarak yeni çözüm yolları bulmamız kolaylaşacaktır. Seçtiğimiz yöntem ne olursa olsun izlenmesi gereken yolların hep başlangıcı dildir. Dilden, dilimizden yola çıkarak hem kendimizi hem de kendi varlığımızın evren boşluğunda bir anlam taşımasıyla ilgili sorulara, sorgulamalara yanıt üretilmesi dille, dilimizle olacaktır.


Düşünce oluşmadan bizde var olan, bizde biriken, bizde biçimlenen her türlü dil olgusunu giyinip yaşama, sokağa, örgütlü alanlara çıkarken varlığımızı gösterdiğimiz, varlığımızı tanımladığımız en bilinen gerçeğimiz, gerçekliğimiz dilimizdir. Neyi söylemeyi, neyi yazmayı ereklerse erekleyelim hep ilk adımımızı dil oluşturacaktır. En geniş, en derin düşünce öbeklerinde bile, ortaya konan, anlatılan, yazılan ne varsa derinlemesine bakıldığı zaman o kişinin, o bireyin içinde bulunduğu dil, içinde soluk aldığı dil ortamının izlerini, gücünü görürüz. Düşünce dediğimiz kalıpları yerinden oynatan, o kalıpları daha işin başında oluşturan da dilimizdir, dildir.


Bugüne dek ürettiğimiz, çoğalttığımız, kirlettiğimiz, arıtıp daha aydınlık alanlara taşıdığımız tüm durumları tanımlarken, belirleyip onlardan bir düşünce oluştururken dilden, dilimizden yararlanırız.


Bu sürecin başladığı yerde, başladığı anın parçacığında bile dilin özel bir yeri vardır. Sözcüklere giydirdiğimiz önemli anlamların rengini, biçimini ortaya çıkaran, onlara yeni boyutlar kazandıran da dildir, dilimizdir.



Anlatmakta, aktarmakta, iletmekte kıvranıp durduğumuz ne varsa; dilimizin içinde gezinip durur. O büyük boşlukta yeni anlamlara ulaşmak için dilin o uzun yolculuğuna katılmalıyız. Dilsel gerçekliğin akışkanlığı içinde onlara yeni anlamlar bulmak, yeni açılımlarla düşünce evrenimizi genişletmek için dilin, dilimizin olanaklarından en geniş biçimde yararlanmalıyız. Bu yaklaşımlarla o büyük bir dil akışkanlığının içindeyiz olmalıyız.


Düşünceyi doğuran dil, tüm açmazlara çözümler bularak yeni ışıklı, usa dayalı yöntemler bulacak, bu çözümlerle birlikte yeni yollara çıkarak kendini geliştirecektir.




15. 03. 2025

Şiirevi – Güvendik – Urla - İZMİR


Yorumlar


bottom of page