top of page
1/2

DENİZ, YUSUF, HÜSEYİN

Güncelleme tarihi: 7 May



Yusuf AKSOY

*

Bundan 52 yıl önce 6 Mayıs 1972’de sabah saat 05.30 da ülkelerini ve halkını her şeyden çok seven üç yiğit devrimci Deniz, Yusuf ve Hüseyin muhalif kimlikleri ve demokratik eylemlerinden dolayı idam edildi. Ülkelerinin tam bağımsız olmasını, gerçek demokrasiyi, eşitlik ve özgürlüğü istiyorlardı. Bütün uğraşıları ve mücadeleleri emekçi, yoksul ve ezilen halkın çıkarları içindi. Türkiye gerçeği Erkan Baş’ın dediği gibidir:


“Devrimcileri Türkiye tarihinden çıkarın

Geriye ne sinema kalır, ne tiyatro kalır

Ne edebiyat kalır, ne bilim kalır

Ne bağımsızlık kalır, ne laiklik kalır

Ne eşitlik kalır, ne özgürlük kalır

Vahdettin'in kaçtığı günden bu yana

Bu ülkede ne yapıldıysa devrimcilerin emeği var

Devrimcilerin kanı var ... !”


Denizler, idam sehpasına tekmeyi atarken cellâtları tir tir titriyordu. Çünkü şunun farkındaydılar: İdam edilenler haklı bir kavganın önderleriydiler ve ölümsüzdüler. İnsanlık onuru ve emek en yüce değerdi onlar için. Bu değerler için her türlü bedeli ödemeye hazırdılar. İsyan, mayısın yeşili gibi her yanı saracaktı. Bugün, her şeye rağmen onurlu bir hayatın yolunda boyun eğmeyip direnen ve direnme potansiyeli taşıyan yüz binler varsa ödenen bedeller sayesindedir. O bedeller, “ekmek, gül ve hürriyet günleri” için ödenen bedellerdir. İşte bu yüzden toprağa düşen devrimciler ölümsüzdür.

Deniz, Yusuf, Hüseyin ve Nurhak’ta kaybettikleri yoldaşları Sinan, Kadir, Alpaslan ve Kızıldere’de kaybedilen Mahirler Türkiye’nin özgür geleceğini inşa etmek isteyen gençlik önderleri ve çağın ötelerine adları kahramanlardı. Hüseyin İnan idamından önce haykırdığı son sözlerle bu realiteyi en iyi şekilde ifade etmiştir:

“ Ben, hiçbir şahsi çıkar gözetmeden, halkın mutluluğu için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım, bundan sonra da bu bayrağı Türkiye halkına emanet ediyorum… Yaşasın işçiler ve köylüler! Kahrolsun Faşizm.”

Deniz Gezmiş, 1947 Ankara doğumludur. Deniz, öğretmen çocuğu ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiydi. Sol düşünceyle ilk tanışması lise yıllarına denk gelir. Yusuf Aslan, 1947 Yozgat doğumludur. Yusuf, bir köy emekçisi çocuğu ve ODTÜ öğrencisiydi.


Hüseyin İnan, 1949 Kayseri doğumludur. Hüseyin de bir emekçi çocuğuydu ve ODTÜ öğrencisiydi.


Denizlerin, Mahirleri ve İbrahimlerin gençlik dönemlerinde 68 gençlik hareketleriyle beraber Avrupa, Asya ve Afrika ülkelerinde ve özellikle Vietnam’da anti-emperyalist mücadeleler oldukça hız kazanmıştı. Dünya genelinde anti-emperyalist, anti-kapitalist mücadeleler Türkiye’deki öğrenci ve işçi gençliği de yakından etkilemiştir.

Sol-sosyalist hareket içinde hızla politikleşip, öğrenci lideri olarak öne çıkan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan üniversitelerdeki anti demokratik uygulamalar başta olmak üzere işçi ve köylüleri kapsayan eylemler ve Amerika karşıtı birçok eylemde önder rol oynadı. Onların ülke sınırlarını da aşan tanınmalarını sağlayan eylemler ise ‘Amerika'nın 6. Filosu’nun Türkiye’ye gelişini protesto etmek için düzenlenen eylemler oldu.’ Denizlerin önderliğinde Amerikan 6. Filosunu devrimciler protesto ederken, sağcılarda 6.Filoya kıble durup devrimcilere saldırmışlardı. Tarih unutturmaz.

Ayrıca Deniz’in bir grup arkadaşıyla Filistin kamplarında bulunduğu ve İsrail işgalciliğine karşı El Fetih ile birlikte mücadele ettiği biliniyor.

Ülkesini, emekçileri ve yoksulları her şeyden çok seven Deniz, Yusuf ve Hüseyin’i idamdan kurtarmak için devrimci dayanışmanın en güzel örneğini gösteren Mahir Çayan ve on yoldaşını burada anmadan geçemeyiz. Deniz’leri idamdan kurtarmak için Tokat’ın, Niksar ilçesinin Kızıldere Köyü’nde Mahir Çayan ile birlikte dokuz devrimci hayatlarını feda etmiştir. Devrimciler, inandıkları mücadele ve mücadele yoldaşlığının ne demek olduğunu birebirleri için canlarını vererek göstermiştir.


Türkiye’nin yakın tarihi Denizlerin, Mahirlerin ve İbrahimlerin şahsında emperyalist-kapitalizme, darbelere, baskı ve zulümlere, işsizliğe, yoksulluğa, adaletsizliğe, siyasal islama, patriyarkaya, doğanın talanına ve her türden şiddete karşı mücadelenin de tarihidir. Bu diyalektik tarihsel mücadele de, insan-doğa ve emek düşmanlığı var oldukça, var olacaktır.

Savaşsız, sömürüsüz yeni bir toplumsal düzen ve yeni bir dünya ütopyasını gerçekliğe dönüştürmek, devrimci irade ve pratikle mümkün olabilecektir. Bu yolda insanlık onuru kayıpların hüznüne merhem olacaktır. Deniz’in şahsında bu mücadeleyi çok güzel anlatan Can Yücel’in Mare Nostrum şiirine kulak vermek çok yerinde olacaktır:


En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de Devrim O, onun en güzel yüz metresini koştu En sekmez luverin namlusundan fırlayarak … En hızlısıydı hepimizin, En önce göğüsledi ipi… Acıyorsam sana anam avradım olsun Ama aşk olsun sana çocuk, Aşk olsun…”


Denizlerin idam kararını veren mahkemenin başkanı hayatını normalin dışında bir biçimle sonlandırdı. “Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararını veren Ankara 1 No'lu Sıkıyönetim Mahkemesi'nin Başkanı emekli Tuğgeneral Ali Elverdi, yediği yemek nefes borusuna kaçınca solunum yetersizliğinden öldü.”( bianet.org/bianet/diger/121397)


Mecliste idamların oylaması ise düşünceye karşı düşmanlığın bir göstergesi gibiydi.“Oylama 24 Nisan 1972’de sonuçlandırıldı. Bu oylamaya 450 üyeli Meclis’ten 323 üye katıldı. 273 üye evet, 48 üye ret, 2 üye çekimser oy kullandı. 118 kişi de oylamaya katılmadı. 9 koltuk boş kaldı.” (www.radikal.com.tr/yazarlar/oral-calislar)

Mecliste Denizlerin idamına ağırlılı ‘evet’ oyu kullanan Ap ve Mhp vekilleriyle birlikte o dönemki 28 Chp’li vekilin de ‘evet’ oyu kullandığı ortaya çıkmıştır. ” 24 Nisan 1972 tarihli meclis tutanakları incelendiğinde 144 CHP’li vekilden sadece 28 tanesinin “Evet” oyu verdiğini görmek (sf. 235) mümkün.” (https://teyit.org/deniz-gezmisin-asilmasi-icin)

Denizlerin avukatı Halit Çelenk, onların sadece avukatı değil, ağabeyleri ve yoldaşlarıydı. Denizlerin idam kararının kesinlikle siyasi olduğunu her fırsatta dile getirdi. İdamı engellemek için elinden geleni yaptı. Ancak öç alma histerisi ile devrimci avına yatmış olanlara sözünü dinletemedi.

Halit Çelenk’in kızı Serpil Çelenk bu konuda şunları söyler: “Halit Çelenk yoldaş oğullarının darağacında katledilmelerini izlemek gibi ağır ve katlanılması çok zor bir yaşam deneyimiyle karşı karşıya kaldı. Denizlere verdiği sözü yerine getirdi ve son nefesine dek, onların son sözlerini, devrimci dirençlerini, ölüm karşısında dik duruşlarını ve o kocaman yüreklerini simgeleyen büyük cesaretlerini, uğrunda mücadele verdikleri bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm davalarını her ortamda, her fırsatta yazılı ve sözlü olarak aralıksız anlattı durdu. Yeni kuşakların bilgisine sundu.” (www.ekmekvegul.net/gundem/)

Türkiye devrimci sosyalist hareketi önderlerini çok erken kaybetti. Dolayısıyla halkımız demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük içinde yaşayabilme sürecini ertelemiş oldu ve hala ardından yetişmeye çalışılıyor. Bu konu siyaset bilimi açısından üzerinde ciddiyetle durulmasını gerektiren onlarca dersi içinde barındırıyor.

Bitirirken şunu söylemek çok yerinde olacaktır: Dünden bugüne binlerce Deniz, Denizlerin kimliğine sahip çıkarak hep çoğalırken, cellatları karanlığa boğulup yok oldular.


Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idamdan önce ailelerine yazdıkları son mektuplar:


Deniz GezmiŞ

Baba,

Mektup elinize geçmiş olduğu zaman, aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben, ne kadar üzülmeyin desem, yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat, bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar ve ölürler… Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir.

Bu nedenle ben, erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki, benden önce giden arkadaşlarım, hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de etmeyeceğimden şüphen olmasın.

Oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir.

Bu yola bilerek girdi. Sonunda da bu olacağını biliyordu.

Seninle düşüncelerimiz ayrı ama, beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil, (…) anlayacağını inanıyorum.

Cenaze için, avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara´da 1969´da ölen arkadaşım Taylan Özgür´ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul´a götürmeye kalkma.

Annemi teselli etmek sana düşüyor. Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir.

Son anda, yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir seni, annemi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım…

Oğlun Deniz Gezmiş

Merkez Cezaevi


Yusuf Aslan

Sevgili Babacığım,

Bu mektubu aldığım zaman ben edebiyyen bu dünyadan göç etmiş olacağım. Ne kadar sarsılacağını tahmin ediyorum. Bir buçuk seneden beri, benim yüzümden nasıl üzüntü içinde olduğunuz malum Bu son onayı da metanetle karşılamanızı sadece dileyebiliyorum.

Babacığım, bu olayda da annemin ve Yücel’in senin tesellilerine ve desteklerine ihtiyaçları çok. Bunun için ne kadar metin olursan hem senin sağlığın için hem de onlar için o kadar iyi olur. Elbette ki, yıllarca emek verip yetiştirdiğin bir oğlunun bir günde öldürülmesi, kolay göğüslenecek bir olay değildir. Fakat siz benim ne için, kimlere karşı mücadele verdiğimi biliyorsunuz. Ben bu açıdan rahat ve vicdan huzuru içinde gidiyorum. Sizlerin de bu bakımdan rahat ve huzur içinde olduğunuzu ve olacağınızı biliyorum.

Babacığım, annemin ve Yücel’in, senin desteklerine muhtaç olduklarını yukarıda söylemiştim. Onları rahat ettirmek için bütün gücünü kullanacağından zaten eminim. Babacığım, burada şunu ilave edeyim ki, Yücel’in hastalığından kendimi sorumlu hissediyorum. Yücel için her şeyinizi ortaya koyacağınız konusunda da kuşkum yok. Ablamlar için söyleyeceğim: fazla üzülmesinden, olayın sarsıntıları geçtikten sonra normal hayatlarını devam ettirsinler. Mehtap’a ne diyeyim… Benim için her zaman bol bol öpün.

Babacığım, cezaevinde kalan arkadaşları ara sıra yoklarsan, hallerini hatırlarını sorarsan çok memnun olurum. Her birisi oğlum sayılır. Dışarıda bizler için uğraşan dostlarımı ve dostlarını hiçbir zaman unutmayacağını biliyorum.

Mektubum burada biterken sizi, anemi, Yücel’i, ablamı, Aziz Abiyi, Mehtap’ı hasretle kucaklarım babacığım… Sağlıcakla kalın.

T. Yusuf Aslan

Hüseyin İnan


Babama, anneme, kardeşlerime ve yakın akrabalarıma,

Söyleyecek fazla söz bulamıyorum.

Bir insanın sonunda karşılayacağı tabii sonuç bildiğiniz sebeplerden dolayı erken karşıma çıktı.

Üzüntü ve acınızı tahmin ediyorum.

İleride durumunu çok daha iyi anlayacağınız inancındayım.

Metin olunuz.

Üzüntü ve acılarınızı unutmaya çalışınız.

Bütün varlığımla hepinize kucak dolusu selamlar sevgiler!…

Yazılacak çok şey var, fakat hem mümkün değil, hem de sırası değil

Candan selamlar

Hüseyin İnan


Popüler kültürde Deniz Gezmiş

Hakkında Yazılan Kit

1976

Deniz Gezmiş Anlatıyor

1976

1978

İdam Gecesi Anıları

1986

1996

Bizim Deniz

1998

Üç Asılmışların Hikayesi

2002

Denizler İdama Giderken

2003

Defterimde Kuş Sesleri

2005

Deniz Gezmiş Albümü

2006

Savunma

Deniz Gezmiş[27]

2007

Deniz Fırtınalı Yıllar

Tarkan Tufan[28]

2008

Hepiniz Suçlusunuz

Burhan Dodanlı

2009

Deniz: Yaşamı ve Mücadelesi

2010

Herkesin Bir Deniz Gezmiş Öyküsü Vardır

Atilla Keskin[30]

2011

Bir Dava İki Devrimci Unutmak İhanettir

Hüseyin Turan[31]

2011

Ağlasın Gökyüzü

2011