• Niyazi UYAR

NUYMAR NİBRON - (fantastik bir öykü)


Dünyanın uydusu Nujumar’dan gelmişti, Nuymar Nibron.


Şişhanedeki Levanten Köşkü’ne henüz güneş doğmamış, bahçedeki, akasya, servi ağaçlarının daimi konukları son uykularından uyanmamıştı daha!


Nuymar Nibron’u basket potalarının altına bırakan Berika, aynı anda göz açıp kapayıncaya kadar yitip gitmiş Nujumar’a varmıştı bile.


Nuymar Nibron, binanın sol yanındaki, bekçi kulübesinin kirli küçük camından içeri bakınca karanlık odada ne var ne yok görür. Üstü eternitle kapatılmış, sundurmanın altına gizlenip heyecanlı, tedirgin gözlerle etrafı gözden geçirmeye başlamış. Güneş, ufuktan başını çıkarmış, çelik ışıltılı ışınlarını dünyaya göndermeye başlamıştı. Az ileride Cenevizlerin gökyüzüne kılıç çeken ünlü yükseltisi Galata Kulesi, şehrin yedi tepesini selamlamıştı her gün yaptığı gibi. Büyülü şehrin gürültüsü, can sıkıntısı trafiği yavaş yavaş rutinine girecektir az sonra...


Nuymar Nibron, eternit örtülü sundurmanın altında çevrede olanı biteni hiçbir şey kaçırmadan, özellikle çocukların davranışlarını ince ayrıntısına kadar da not edecekti. Öyle demişlerdi, “ne görürsen hepsini belleğine yazıp sunum yapacaksın Nujumar’da!” Dışarının gürültüsü bulunduğu bahçeye kadar gelmeye başlamıştı. Biraz sonra bahçe dolacak, dünyanın geleceği sabiler, şenlendirecekti taş yapıyı, beton avluyu…


Birden bahçeyi beyaz bluzlu, beyaz gömlekli, lacivert hırkalı, lacivert ceketli sevgi melekleri kapladı. Oradan oraya koşturuyor, bağırıp çağırıyor, dünyanın devinimine anlam kazandırıyorlardı. Bir taraftan çocuksu yaramazlıklarını da sergilemekten geri durmuyorlardı. Onlar ki dünyanın neresinde, hangi dininde, dilinde, ırkında olursa olsun; cana kıymamış, insanın, insanı sömürme adiliğine ortak olmamış ter temiz, ak paktırlar.


Çalan zille öğrencileri bayrak direğinin yanındaki anıtın önünde sıraya koyan Hulusi Öğretmen, onları sınıf sınıf içeri alıyor, gülen yüzü ile selamlarken ad soyadlarıyla, bazen de okul numaralarıyla sesleniyordu:


“8 Naim, haydi acele et bakalım koçum, durma koş, haydi!

Semih, artist saçlım, bayılıyorum bu saçlarına, haydi geç, oyalanma!

Bella Menda, atom karıncam, günaydın!

Eti, aslan Cimbom, sana da günaydın!”

Küçük sınıflar konuşmayın, akıllı olun. 6 / A sınıfı çok kaynaşıyorsunuz, evladım, sabah sabah maşallah makineli tüfek gibisiniz!

İzak, tertipli çocuk, aferin aferin, hep böyle…

Beki, gülen gözlü kızım, iyi dersler!

Ayla, süslü kızım, ne o bilezikler öyle, renk renk?

Yakup’la Can ayrılmaz ikili, akşamdan sabaha özlüyorsunuz birbirinizi galiba; durmadan konuşuyorsunuz, çabuk çabuk…”



Nuymar Nibron, eternit örtünün altında kıpırdamadan hiçbir şeyi kaçırmadan pür dikkat takip ediyordu. Nereye gelmişti, bu çocuklar ne yapıyordu böyle? Koşturan, bağrışan çocuklar, nasıl bir şeydi bu, bir türlü anlamlandıramıyordu. “Git, dünyayı tanı, insan davranışlarını analiz et, belleğine al gel,” demişlerdi. Sekiz saatte bir aldığı özel sülüsyon görünmez yaparken onu, öte yandan da besin kaynağıydı!


Nuymar Nibron, kâh sundurmanın altında, kâh öğretmen odasının bahçeye bakan penceresinde kâh sınıfta, kâh top oynayan, koşturan çocukların arasında… onlarla birlikte her yerde. Kaç gündür dikkatini çeken, yürürken tarihi merdivenleri sallayan, güzelliğinin farkında olan kısrak yürüyüşlü kadının yanında, onun dersindedir. Bir gölge gibi takip etmektedir onu. Takip ederken, gözlerinin içinde cemalini görünce kaybolup gitmektedir. Kestane kızılı saçları küt kesilen kadın, özgüveni ile bastığı yeri sallamakta, burnu düşse yere, eğilip alacak cinsten biri değildir, siyah tafta eteğinin üstüne çağla yeşili ipek bluz giydiği günler alımından, çalımından yanına varılamazdı.


Hulusi öğretmen törenlerde “Atam ve Cumhuriyet” marşlarını söyletmeye başlamadan hikâyesini anlatır, Atatürk’e olan minnetini dile getirirken, duygulanır, sesi titrer, Cumhuriyetle birey katarına çıkan Anadolu’nun bağrı yanık insanları adına şükranlarını ifade ederdi. O, Cumhuriyetin halkçı anlayışı sayesinde okullu olmuş sonra da öğretmen olmuştur.


Tarihi binada, teneffüs saatleri çocuk şenliğinin fotoğrafıdır. Onların mutluluğu Levanten köşkünün her bir yapı taşına sirayet ederken, insanlık tarihine bir çentik atardı. Bahçede birçok resim, birçok fotoğraf görmek mümkündür: Kimi koşturur, kimi bağırır, kimi şarkı söyler, kimi babası ile gittiği maçları değerlendirir, kimi de aşkını ilan eder sevdiğine...


Nuymar Nibron, Kısa Küt Saçlı Kadın’a yapışmıştı adeta. Sadece onunlaydı. Başka neler oluyor, öğrenmek, belleğine yazmak istemiyordu artık, isyan etmişti... Nasıl olmuştu da bu Kısa Küt Saçlı Kadın’a tutulmuş, farkına varamamıştı…

Böyle böyle üç gün beş gün devam etti. Bir gün Kısa Küt Saçlı Kadın basket potasının arkasındaki akasya ağacının altında bir sandalyeye oturmuş, diğer sandalyeye dayanmış vaziyette dalıp gitmişti.


Zil çalmış, bahçe boşalmıştı. Yusuf ile Zeki bahçe temizliğini bitirmiş, Fatma Hanım'ın demlediği çayı Hulusi Öğretmen’in “minik kuş” lakabını taktığı memurun odasında yudumluyorlardı.


Nuymar Nibron, Kısa Küt Saçlı Kadın'ın düşünen kadın görünüşüyle kendinden geçmiş, gözlerini almamıştı ondan. Kısa Küt Saçlı Kadın başını sola doğru çevirdi… İrkildi… Az ileride birini gördü. Bugüne kadar böyle bir insan görmemişti. Başı, elleri, ayakları, gözü kulağı farklıydı. Gözünü kapattı açtı, ovdu, başını salladı… Oradaydı, o anda birden daha bir göz alıcı olmuştu. Kapattı gözlerini, bir zaman açmadı. Gözlerini tekrar açtı oradaydı daha, gülümsüyordu ona...


Teneffüs zili çaldı. Çocukların kısa küt saçlı öğretmenleri hala aynı yerde oturuyordu. Yanına geldiler, fark etmedi bile onları, hayalet gibi olmuştu öğretmenleri.

“Merhaba teacher,” dediler. Yabancı dil öğretmenlerine yarı Türkçe, yarı İngilizce seslenirlerdi.

“Günaydın teacher!”

Ses vermedi öğretmenleri.

“Günaydın teacherleri” bile sımsıcaktı 310 Işıl Cömertler’in, 64 Neli Malkiler’in, 56 Vildan Şabaylar’ın…


Zil çaldı, ders başladı tekrar. Aşkla ders işliyordu öğretmenleri: Niyazi öğretmeni ders anlatırken koridorda dinle:

“Özneyi bulmak için, yüklem en’li, an’lı ortaç biçimine getirilerek yüklemle birlikte, nedir, kimdir, sorularından uygun olan birini sorarız!” Dersi ile halvet olmuş gibi işler. Ders anlatırken ses verirdi öğrencilerinin bakışları, o bakışlarda anlardı, “tamam anladık, anlamadık, bir daha anlatır mısınız öğretmenimi?”

Ömer Öğretmen’in, boyu kısadır lakin dersteki hüneri büyüktür; edebiyatın profesörüdür o! Luset ve Derya öğretmenler, öğrencileriyle can ciğer kuzu sarmasıdır.


Nuymar Nibron’un eli yüzü, vücudu, her bir yeri bakır rengindedir, gözleri deniz mavisi, fırtınaya inat baş kaldırmış gibi dimdiktir saçları. Ressamları kıskandıracak cinsten parmakları, inceciktir. Dünyanın en ünlü ressamı tarafından çizilmişçesine dudaklarıyla muhteşemdir. Nuymar Nibron, yavaşça başını kaldırdı, Kısa Küt Saçlı Kadın’la göz göze geldi. Bir zaman bakıştılar; sonra Kısa Küt Saçlı Kadın kaçırdı gözlerini, bakamadı daha fazla…


Nuymar Nibron, Kısa Küt Saçlı Kadın’a doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. Yürüdü, yürüdü bir adım mesafede durdu. Tekrar bakıştılar. Kısa Küt Saçlı Kadın’ın kavuniçi renginden badem yeşiline kayan gözleri buğulandı. Tutulmuştu. Yüreği daha hızlı, daha hızlı atmaya başladı.


“Ben Nuymar Nibron, Nujumar’dan geliyorum, dünyanın keşfedilmemiş, hayatın güzelliğinin en mükemmel yaşandığı uydusundan geliyorum!”

“Ben de dünyalı, işte gördüğün gibi, tepeden tırnağa insan, işte böyle gördüğün gibi tepeden tırnağa öğretmen!”

“Memnun oldum, şu bayrak direğinin altında bir heykel var, merak ettim nedir o?”

“O mu dedi Kısa Küt Saçlı Kadın? O bizim kurtarıcımız, insanları ayrımsız seven liderimiz! Ben bu güzel okulda onun eğitim felsefenin hayat bulmasıyla görev yapıyorum!”

“Bildim dedi Nuymar Nibron, o Atatürk, Amerikalıların, Ay’da bir kratere adını verdikleri büyük deha!”

Zil yine çaldı, zilin sesini duyar duymaz unuttuğu sülüsyonu içen Nuymar Nibron, görünmez oldu tekrar. Kısa Küt Saçlı Kadın, sandalyede öylece kalakaldı.



Nujumar’ın ekâbirleri, Nuymar Nibron’dan ileti gelmediği için onu Berika’ya bindirip Nujumar’a alıp götürürler. Buna sebep Kısa Küt Saçlı Kadın, unuttu öğretmenliği, Kısa Küt Saçlı Kadın öğrencilerinin adını, çalıştığı yeri, her bir şeyi, yemek yemeyi bile unuttu. Kısa Küt Saçlı Kadın’ın evi, matem evine döndü. O güzel anne, o işveli eş yok olup gitmişti. Tanıdıkları, bildikleri ne kadar ünlü doktor varsa hepsinin kapısını çaldılar, fayda etmedi, Kısa Küt Saçlı Kadın tükenmiş, bir hayalete dönmüştü…


Kısa Küt Saçlı Kadın, âşık olmuş, âşık olmakla kalmamış, bütün zihinsel akli fonksiyonlarını kaybetmişti. Nuymar Nibron da Kısa Küt Saçlı Kadın gibi bütün fonksiyonlarını yitirmiş, verilen hiçbir görevi yerine getiremez olmuştu.


Nujumar’ın akıl daneleri, geleceğin önderi Nuymar Nibron’un haline çok üzülmüş, geleceğimiz yok bizim deyip kara kaygılara girmişler. İçlerinden biri, “iletişimin devre dışı olduğu zamanlar var ya demiş; o, kayıtlara birlikte bakalım” demiş. Bütün kayıtları dünya günlerini milim milim izlemişler… Birden, basket potasının arkasında akasya ağacının altında bir sandalyeye oturmuş Kısa Küt Saçlı Kadın’ı fark edince, durmuşlar. Aynı yeri tekrar tekrar defalarca izlemişler.


“İşte bu kadın, demişler, ne olduysa bununla yakınlaştıktan sonra olmuş, Nuymar Nibron bu kadına âşık olmuş,” demişler.


Günlerce tartışmışlar…


Ya Nuymar Nibron, ya da geleceğimiz demişler. Fakat bir türlü ne lehte, ne aleyhte hiçbir düşünce birbirini ikna edememiş; bir çıkar yol bulamamışlar. Geçen her gün Nujumar’ın geleceğinin olmayacağı kaygısı herkesi derinden etkilemeye başlamış. Kurulu bir kez daha toplayalım demiş biri, öneri kabul edilmiş. Kurul bir kez daha toplanıp Nuymar Nibron’un hayata döndürülmesi kararını alarak, dünyaya göndermişler onu…


Nuymar Nibron, gece bekçisi Ali’nin kaldığı kulübenin yanındaki eternit çatılı sundurmanın altında vaziyet almış yine. Nuymar’ın okul bahçesine gelmesi Kısa Küt Saçlı Kadın’a mutluluk, yaşama davet ışınlarıyla ulaşmış. O gece gözüne uyku girmeyen Kısa Küt Saçlı Kadın, ertesi gün için, en güzel giyitlerini hazırlamış.


Sabah olur olmaz önce duşunu alıp hazırlanmaya başlamış, siyah eteğinin üstüne çağla yeşili bluzunu giymiş, dudaklarına aldan al, rujunu sürmüş, göz altlarına kalem çekmiş. Eliyle, kaşlarının üstünde gitmiş gelmiş, sonra göğüslerini yukarı aşağı okşayıp bir şarkı tutturmuş:


“Ada sahillerinde bekliyorum,

Her zaman yollarını gözlüyorum,

Seni, senden güzelim istiyorum,

Beni şad et sevgili başın için!”


Öğrencileri bahçede sıraya dizen müdür yardımcısı Hulusi, baş muavin Niyazi “iyi dersler gençler” deyip içeri almış sınıf sınıf onları…

Kısa Küt Saçlı Kadın, yine basket potasının arkasında bulunan akasya ağacının altında bir sandalyeye oturmuş, öteki sandalyeye de yaslanmış, bakır tenli, bakır renkli, fırtınalara inat, dimdik duran saçlıyı düşünmeye başlamış.


Nuymar Nibron, Kısa Küt Saçlı Kadın’ın önüne gelip yanında getirdiği Nujumar dağlarının en nadide çiçeklerinden oluşan bir buket sunmuş. O kadar renkli, o kadar güzelmiş ki çiçekler… yeşili, kırmızısı pembesi… Nujumar dağlarına has. Renkler o kadar canlıymış ki bakamıyormuş bile kendi.


Nuymar Nibron ağır adımlarla Kısa Küt Saçlı Kadın’ın yanına kadar yürümüş. Saygı ile eğilmiş, bir zaman öyle kaldıktan sonra yavaşça doğrulmuş, gözlerinin içine bakarak buketi yine aynı vakar içinde takdim ederken, bir eliyle de Kısa Küt Saçlı Kadın’ın beline bakır tenli kolunu dolayıp çekmiş kendine doğru.


Sonra, öyle bir sarılmış, öyle bir sarılmış, sevgi nedir bilmeyenleri, aşk nedir yaşamayanları, insanlık âleminin düşmanlarını çatlatırcasına sarım sarım sarılmış. Kısa Küt Saçlı Kadın, hayat boyu yaşamadığı duygularla Nuymar Nibron’un kollarına bırakmış kendini. Sımsıkı sarılmışlar, Onlar sımsıkı sarılınca, dünyanın savaş olan köşelerinde patlayan on binlerce silah aynı anda susmuş. Özgürlük ve barış türküleri her dilde aynı anda çalınıp söylenmeye başlamış.


Berika yanlarına gelmiş, bir zaman sarılmalarını beklemiş; sonra onlar sarmaş dolaş haldeyken içine alıp Levanten köşkünün bahçesinden, mavi gökyüzüne doğru sır olup gitmiş…


26.07.2020 Salihli


18 görüntüleme

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA