• Niyazi UYAR

KARAKISRAK


"ÖĞRETMENLER GÜNÜ ANISINA"

İki candı onlar. En küçük zaman dilimini bile birlikte geçirmek isterlerdi hep. Bir arada olmakla can ciğer olamazlardı çokça, "ayrık otları" sarmıştı bedenlerini.

Candı, sevgili iki dosttu. Ama adları ne Karakısrak, ne de Karayağızlı'dı. Öyküde, bu sembollerle anacağım onları...


İşte o gün, 24 Kasım günü, yan yana can cana içmişlerdi mor fincanlardan kara köpüklü kahveleri. Her yudumu gizli bir sevdayı çeker gibi çekmişlerdi. Mor fincanların kara köpüklü kahvesi Karayağızlı'yı, Karakısrak'ı saklamıştı en derinine. Karakısrak, yüreğinin en derininden sevi üzerine anlatmıştı utana sıkıla içinin coşkusunu kahvenin telvesine. İşte o gün, "kimi kimsesi", arkadaşı bol bir mekana gitmişlerdi hep birlikte.


Gündemleri, gündelikti, zülfü yâre dokunmamaktı. Bir çaresiz olarak da "ya ya, evet evet, hı hı, tamam tamam" larla dinlemekti anlatılanları bir mecburen. İşte o gün, "bir kurşun atımı" daha yaklaştırmıştı Karakısrak'ı, Karayağızlı'ya...


Karakısrak, birden elinde bir kadehle durdu tam karşısında. Karayağızlı şaşırdı, bir adım sağına doğru kaymak istedi, kıpırdayamadı. Çakılıp kalmıştı olduğu yere. Karakısrak kilitlemişti gözlerini. Ve bir kadeh ve bir kadehi birlikte içmekti onun bütün muradı. Lakin bir neden bulmalıydı, bir neden... Ve bir kadeh... Ve bir kadehi paylaşmak... Karakısrak uzattı kadeh tutan elini gökyüzüne kurşun atar gibi. Uzatılan el, bir nefes arası havada kaldı. Karayağızlı, tutulmuştu, hemen cevap olamadı, kapkara iki göz, çakıvermişti oraya.


Karakısrak'ın gözlerinin tesiri geçince kendine gelebildi ancak. Karayağızlı, iki nefes arası havada asılı kalan kadehtutan ele doğru uzattı elini. Kırmızı kadehin üstünde kavuştu eller. İşte o an, kara bir bıçak saplandı sanki Karakısrak'ın göğsüne. Umut muydu, umutsuzluk muydu anlayamamıştı bir türlü. Şöyle bir iç geçirerek baktı Karayağızlı'ya...


"Kimi kimsesi", dostu, yoldaşı bol mekanda "tek kişilik orkestra" eşlik etmekteydi kokteylin donukluğuna. Hani canlar heyecanlansın, umutlar yüreklensin diye. Kimse onun ne çaldığına, ne de söylediğine aldırmadan, kendisindeydi kendi dünyasındaydı. Ritim ağırdandı, kahkahalar isteksizdi, cılızdı, korkaktı. "Tek kişilik orkestra" birden fark edilmek mi istedi nedir, sesi yükseltti, ezgiyi değiştirdi. Ona da bir heyecan gelmişti belli ki. Karakısrak'la Karayağızlı'yı izliyordu bir taraftan çünkü izlerken de daha da büyülenmişti.


"Ayın şavkı vurur sazım üstüne

Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne.

Gel hey hilâl kaşlım dizim üstüne.

Ay bir yandan sen bir yandan sar beni.

Leylim ley leylim ley.


" Kimi kimse", dost arkadaş irkildi önce bir, neden sonra o gayrı samimi konuşmalarına bir sigara içimi ara verdiler. Hani bir yerden tanır gibi olan bir insanın şüphesindeydiler… Katıldılar yavaştan ezgiye. Seslerini bir yürek olurcasına birleştirmeye çalıştılar. "Tek kişilik orkestra" keyfe gelmiş, ışıl ışıl olmuş, yakalamıştı nabzı, coşkuyu. Oldum olası, efendiler sofrasına yemek müziği çalmak, meze olmak rahatsız etmişti onu ."Tek kişilik orkestra" yeni bir türküye geçti:


"Başın öne eğilmesin

Aldırma gönül aldırma.

Ağladığın duyulmasın,

Aldırma gönül aldırma."


Karakısrak, bulunduğu yerden ağır adımlarla yürümeye başladı, tam orta yere gelince durdu iki soluk arası kadar. Yine ağır adımlarla birkaç daire çizdi. Gözlerini kapattı, bekledi bir süre. Sonra başını yukarı kaldırdı, sarı ışıklı tavanla göz göze geldi. Sarı ışıklı tavan gözünü almış olacak ki, şimşek hızıyla yere çevirdi. Bulunduğu yere çöktü önce… Sonra diz geldi, başını ellerinin arasına alarak sallanmaya başladı. "Tek kişilik orkestra" yüreğinin coşkusunu dile getiriyordu, "kimi kimse" dost arkadaş yüreğinin öfkesini yaşıyordu.


"Dışarıda deli dalgalar

Gelip duvarları yalar.

Seni bu sesler oyalar.

Aldırma gönül aldırma."


Karakısrak'ın umudu ağıda döndü, öfkesi heyecana döndü. Haykırmamak için dudaklarını bitiriyordu. Metris'i, Mamak'ı yaşadı, Uğur'u, Deniz'i yaşadı o anda." Kimi kimse" dost arkadaş, yoldaş olmuştu o anda. El ele tutuştular önce, sonra ağır bir zeybeği oynar gibi ayaklarının gittiği yöne doğru giderek dönmeye başladılar. Kol kola girdiler, Karakısrak'ın sevdasına ortak oldular. Döne döne yüreklerini birleştirdiler, nefeslerini birleştirdiler ufukta. Karakısrak çöktüğü yerden doğruldu, kollarını kaldırdı kartal uçuşu gibi, ama hareket etmedi hiç. Kolları öylece kaldı havada."Tek kişilik orkestra" sustu, "kimi kimse "dost arkadaş sustu. Karakısrak'ı izliyordu heyecanla. Zaman durmuştu, doğum anıydı şimdi; zaman bir şeyler doğuracaktı sanki. Kimse nefes almıyor, kimse ağzını açmaya cesaret edemiyordu, ürküten bir sessizlik esir almıştı herkesi.


Karakısrak kollarını indirdi, Karayağızlı'ya yöneldi. Kolundan tuttuğu gibi ortaya getirdi. "çökertme" dedi emredici bir sesle, iki soluk arası sessizlik oldu. "çal" dedi sonra. "Tek kişilik orkestra" çalmaya başladı. Önce Karakısrak kaldırdı kollarını kartal uçuşu; sonra Karayağızlı. İki soluk arası sessizlik oldu… Bakışlar, ufukta kazanmanın coşkusunu yaşıyordu, bakışlar seviyi paylaşıyordu…


Karakısrak sağ ayağını çekti dizine kadar, sol ayağının üstünde yaylanarak bir adım kaydı öne doğru. Karayağızlı'da aynen öyle yaptı. Ayaklarını kaldıra indire, döne döne oynamaya başladılar. Hiçbir şeyi duymuyor, hiçbir şeyi görmüyorlardı. "Kimi kimse," dost arkadaş, çemberi sıklaştırmış, bağdaş kurup oturmuş, hareketsiz izliyorlardı Karakısrak'la, Karayağızlı'nın sevda oyununu. Öyle bir oyundu ki bu, gören bilen "kırklar semahı" derdi. Kırk baba eren bu coşkuyla "Kırklar Semahı'nı" dönebilirdi ancak. Döndükçe döndüler, döndükçe coştular.

"Kimi kimse" dost arkadaş can olarak ayrıldılar. Karakısrak, Karayağızlı'yı alnından öptü, sonra sarıldılar bunun üzerine ve...

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA