• Niyazi UYAR

Mizan Terazisi


Mizan terazisi kurulunca soracaklar size, sevginin bedelini ödediniz mi?”

Sen diyeceksin, “hayır!”

O diyecek, ”hayır!”


Sorgucular diyecekler ki “peki, onca yıl neden yaşadınız, öyle yaşamaktan tat aldınız mı, onca oksijeni neye tükettiniz?”

Akla yatkın bir cevabınız olmadığı için susup mel mel bakacaksınız!


Soracaklar sana,

“ Sen diyecekler, bilmez miydin, sevgi emek ister?”

Soracaklar ona,

“Bilmez miydin gülüm, sevgi emek ister?”

O diyecek “yürekli olmak insanın tabiatı ile ilgili!”

Soracaklar sana,

"Bilmez miydin gülüm, sevgi emek ister?”

Sen diyeceksin, “bir serçe yüreği bile yok bende, korkarım her şeyden!”

Soracaklar ona,

“Sen diyecekler, sevmedin mi, aydan arı günden duru sevdiceğine bir kez bile olsa seni seviyorum demedin mi?”

Soracaklar sana,

“Sen diyecekler, bu kadar kutsal, bu kadar temiz, bu kadar arı, aydan arı, günden duru bir sevgi nerede var hiç gördün mü, hiç duydun mu?”

Senin de onun da verecek bir cevabı olmadığı için mel mel bakacaksınız!


Mizan terazisi kurulacak, iyilik miyilik her şey tartılacak, bütün güzellikler kat kat yığılıp dağlar kadar olacak! Sonra bütün güzellikler, bir çırpıda silinip gidecek! Çünkü sen de o da sevdanın hakkını veremediniz! Sonra diyecekler size:

“Kırk sefer Kabe’yi tavaf etseniz bile, boş diyecekler!”


Mizan terazisi kurulacak, iyilik kötülük her şey tartılacak, “sen diyecekler ona, tek gamzelinin, aydan arı, günden duru Mavili’nin hakkını nasıl ödeyeceksin, sen diyecekler, hakkını veremedin sevginin, ne diye umut verdin,” diyecekler?

Soracaklar ona:

“Yüksekten uçtun desek değil, burnun havada desek o hiç değil; peki ne ne, bir şey söyle, ne ne?”

Soracaklar sana:

“Yüksekten uçtun desek değil, burnun havada desek hiç değil; sen konuşurken birilerini kırarım, yanlış bir şey söylerim diye aklın giderdi… Ne peki, ne, ne?”


Mizan terazisi kurulunca soracaklar ona:

“Peki, anladık, hepsi bu kadar mı?”

“Hayır, bu kadar değil!”

“Ne peki, anlat o zaman, mizan terazisi kurulmuş iken, anlat çabuk!”


“Işık, bir ışık beklerken, Uludağ’ın yamacından, o ışık, önce yavaş yavaş köresedi, sonra da sönüp gitti!”

“Sonra?”

“Sonra, bir ışık yandı Bozdağ’ın eteklerinden, üzüm bağları diyarından. Işık, ama fersiz mermiz, mecalsiz, kendine hayrı olmayan bir ışık!”


“Anladık, hepsi bu kadar mı?”

“Hayır, daha anlatacaklarım var! Asi Tepe’nin ta uzaklarında kararsız kararsız yanıp sönen bir çoban yıldızım vardı, sonra birden yanayım yanmayayım derken; sönüp gitti. Ne edeyim ben?”


Mizan terazisi kurulunca sormaya devam edecekler ona, kabahatin çoğu onun çünkü, o bir adım atmadan, bir ışık beklemek, akla ziyan…

“Hepsi bu kadar mı?”

“Hayır hayır!”

“Daha ne var, basiretsizliğine, beceriksizliğine, bakalım hangi kılıfları uyduracaksın?”


“Bir kılıf uydurmayacağım; her şeyi olduğu gibi anlatacağım. Bir ışık yandı, bu ışığı getirip tam önümde beynime çivi çakar gibi çaktılar!”

“Devam et!”


“Bir ışık yandı dedim ya, bu ışık Gediz’in önüne set koydukları diyardan, bir ışık yaktılar ya hemen yanı başımda. İşte o zaman, duymaz oldu kulağım, görmez oldu gözüm, Osman’ın at koşturduğu diyarın tek gamzelisini, çekik gözlüsünü unutturdu! Bir ışık yaktılar hemen yanı başımda, huyu huyum, yolu yolum; şafağın nar içi kızıllığında bana selam getirdiler Fatma Ana’nın diyarından. Dediler ki bu ışık, bu ışık dediler. Bu ışık senin ışığın dediler, Fatma Ana’nın ışığı ile nurlanmışsın daha ne beklersin dediler!”


“Sonra?”

“Bu ışık, işte bu ışık, yolu yolum, huyu huyum; başka da diyeceğim hiçbir şey yoktur!”


“Diyeceğim budur diyorsun?”


“Bir bedel ödenecekse, şayet -varsa- kıldan köprü, işte tam oradan geçerken, ister katran kazanlarının kaynadığı tarafa, ister Kevser şarabının aktığı yana… İkisi de kabulüm!”


Mizan terazisi kurulunca soracaklar sana, Kerem böyle der, sen ne dersin?”


“Ben de derim ki: Terazinizin kefeleri, nasıl tartarsa tartsın, hangi kefede olursam olayım, umurumda değil! Kendinizin geçmeye cesaret etmediği kıldan köprüden bana geç diyorsunuz ya. Ben ne derim, ben de bana müsaade, ben gidiyorum derim, sorgunun, korkunun, mahkemenin olmadığı başka diyarlara alır başımı giderim! Kıldan köprünüz, mahkemeniz hepsi sizin olsun! Bana müsaade edin, gerçi müsaade etmeseniz de ben giderim!”


Bir ışık yandı, göğün en yüksek katında. Bir ışık ki bütün kâinatı gündüzden daha gündüz yaptı. Tekmil renklerin derinliklerindeki sihir, ayan beyan meydan aldı. Sonra birden tekmil mahlûkat birer merdiven kurup arşı âleme doğru alıp başını çekip gitti.


Ocak 2020 Bayraklı

11 görüntüleme

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA