YAZMA SEVDASI

En son güncellendiği tarih: Oca 12


Bir günde dört mevsim yaşar gibi duyguları değişir mi insanın? Gülerken ağlama krizine girenin, ağlarken yüzünde güller açar mı? Ne yani insanın makbulü aklı kadar duygularının hükmünde olan değil midir?..


Yaşadığı ortamı gözlemleyen, her ayrıntıyı zihnine kayıt eden, yeri geldikçe öğrendiği bilgiyi kullanabilen insanlardan biriyim ben de. Duygusal oluşumun farkına ilkokul çağlarımda varmıştım aslında. Öğretmenimin müzik dersinde ‘’annem adlı şarkıyı’’ söylerken usulca ağlayan tek öğrencisiydim. Arkadaşlarımın fıkralarına kahkaha ile gülerken gözyaşlarını silen gene bendim. Okumayı çabuk öğrenmiştim de yazı yazmayı bir türlü beceremiyordum. Kalem tutmamdaki bozukluk, kalemi bastırmayışım, iki çizgi arasına sığdırmam gereken harfler nasıl zor geliyordu küçük yaşımda.


Öğretmenimin ellerime cetvelle vuruşu yazımı düzeltmem için olsa bile canımın yanması dışında boşuna bir çabaydı. Yazmak benim zihnimdeydi, kalemimin ucunda değildi.

Kitap okumanın, yazmaya giden yolda ilk adım olduğunu anlayınca okul sonrası zamanlarımı mahalle kütüphanesinde geçirmeye başladım. Hızlı okumak hızlı konuşmama sebep olunca müsamere seçimlerine az daha alınmayacaktım. Provalarda içimden ’’yavaşla‘’ diye uyarıyordum kendimi. Her boş zamanımda şiir yazıyordum. Duygularımı ifade eden cümleleri devrik cümlelerle yazınca bana şiir yazmışım gibi geliyordu. İlk güncemi ilkokulda aldım. Başıma gelen ilginç olayları resim kabiliyetim olmamasına rağmen karikatürleştirerek yazıma ekliyordum. İlkokul bitiminde sunucunun şiir okuma görevlerini içeren metni yazarak ilk yazma çabalarımın karşılığını alkışlarla aldım.


Ortaöğretim yıllarımda edebiyat kulübünün aranan öğrencisiydim. Yarışmada şiirim birinci olunca, yazma isteğim çoğalmış, güncelerime yazdıkça yazılarım arkadaşım gibi olmuşlardı. Yazdıklarımı tekrar tekrar okurken yüzüme oturmuş gülümsemeyi karşıdan izliyor gibiydim. Yazma sevdamın ilk tohumlarını atan, beni takdir ederek, başaracağıma inanan, sevgisini hissettiren öğretmenlerim olmuştur. Lise hayatım boyunca kendimi görünmez gibi hissediyor, yaşanan her olayı not alıyordum. Yıllar sonra arkadaşlarımla paylaştığım yazılarımda duygusal anlar yaşamamız, onların bu olayların farkına varmamış olmalarıydı. Gençliğimizin en güzel günlerini kayıt altına almıştım. Üniversite sınavına hazırlanırken geçen zorlu süreçte, sonucun olumlu gelmesine kadar yazdığım yazılarda, umudun yanında tükenmişlik de vardı. Güncemin son sayfasında amacıma ulaşmış olmanın haklı gururunu yazarak, defterimin kapağını kapatmıştım. O yıllarda matematik öğretmenimin kitap çıkaracağıma beni inandırması uzak bir hayal gibi gözükse de içimi ısıtan bir umuttu.


Üniversitede okumak, sayılarla boğuşmak, çok istediğim öğretmenlik mesleğine kavuşmak, kendini bulmak kolay değildi. Yazmaya daha fazla zaman ayırdım. Taraftarı olduğum takımın galibiyetinin sevincinden, yemekhanede çıkan tavuğun uçan martılar olduğu esprisine kadar her şeyi yazdım. Okurken kahkaha atıp, bazen hüzünlendiğim anlar olsa da iyi ki yazmışım diyorum. Aynı anda öğretmenliğim ve evliliğimin başladığı ilk yıl acılı arabesk tadında film yazıyormuşum gibi geldiyse de hayatın tam olarak gerçekleriydi.


Öğrencilerimle yaşadığım her gün birbirinden renkliydi. Uzun yolculuklar sırasında zihnimde uçuşan kelimeleri kaçıracağım korkusuyla -yazım ilkokulda yazdıklarımdan bile daha kötüydü, çok hızlı yazıyordum. Beş yıl arayla doğan kızlarım için tuttuğum günlükleri on sekiz yaşına girdikleri zaman onlara hediye ettim. Şimdi yaşamlarını kayıt altına alırken yazma sevdasının genetik oluşuna seviniyorum.


Elliye, emekliliğime birkaç yılım kalmışken, doğum günümde değerli arkadaşımın hediyesi olan kara kaplı deftere beyaz kalemle mutlu anlarımı yazıyorum. Olur da unutursam, fısıldayacak kimsem olmazsa yanımda açıp okuyacağım defterimi. Mutlu anlarımın tadına tekrar ulaşmak için yavaş yavaş ama yüksek sesle okuyacağım kelimelerimi. Gün gelir yazdıklarımı bir kitaba dönüştürürsem benden hatıra kalsın sevdiklerime diye; hayaller kurmaya bile başladım. ’’Hayaller gerçekleşsin diye kurulur’’ demişti bir büyüğüm. Ülkemizde okuma oranının gittikçe azaldığını düşünerek karamsarlığa düşmeden yazmaya devam etmek gerekir. Teknolojinin hızına yetişmek ne mümkün desek de Yazma Sevda’mızı durduracak bir alet henüz icat edilmedi bilesiniz.


Elbette farkındaydım. Yazar denilen ideal ancak kabul gören, başkalarınca da onaylanan yazılarıyla tescil ediliyordu. Hep özlemimdi. Bilinen bir dergide adıyla sanıyla yazar olmuş insanların yanında yazmak , daha geniş kitlelere ulaşmak istiyordum, istiyordum da...Nerde? Kim benim acemi yazılarıma tahamül eder, okur, değerlendirir, yol gösterirdi. Yani umutsuz vaka...

Kalbinizi temiz tutun, Mucizeler hep olur. Benim mucizem maviADA'yla tanışmak oldu. Yeri gelmişken tanışmama aracılık eden Yusuf Aksoy'a, benim heyecan ve coşkuma, acemi yazılarıma katlanarak yol gösteren dergi yöneticileri başta Şenol Yazıcı olmak üzere Nurten Bengi Aksoy'a ve elbette beğenileriyle teşvik eden, eleştirileriyle yol gösteren okurlarıma teşekkür ederim.


Sanırım yerimi buldum. Sanırım sizler de gün geçtikçe yazılarımın görücüye çıkacak hale geldiğini görüyor, daha çok beğeniyorsunuz. Beni teşvik etmek için artık boşa övmeyin. Yapıcı eleştirilerinizi de alayım...



"İnsanın başkalarına söyledikleri, kendi duymak istedikleridir. Yazdıkları ise okumak istedikleri. Sevmesi, sevilmeyi istediği biçimdedir" demiş Tezer ÖZLÜ. Ben de tüm kalbimle ona katılıyorum. Hayatta hiçbir şeyi ertelemeyin dediklerinde yaşananları yazmak hatta aşk ile yazmak gerekli diye düşünüyorum. ‘’Ben yazamam’’ dediğinizi duyar gibiyim. Denize girmeden nasıl ki yüzmeyi öğrenemezseniz, kalemi elimize almadan düşüncelerinizi kağıda yazmadan bunu bilemezsiniz. Heykeltıraş yaptığı heykele şekil verirken hayalini görsel hale getiriyorsa, yazıyla oluşturacağınız eserin güzelliğine siz bile inanamayacaksınız. Cümlelerimin devrik, el yazımın hala bozuk oluşu, noktalama işaretlerinden çok duygularımı doğru anlatmayı önemseyişim yazmama engel olamadı. Ben yazmaya dört elle sarılırken okumaktan ve yazmaktan keyif alan tüm dostlarımla aynı yolda yürür gibi hissediyorum. İyilikle güzellikle bezenmiş bu yolda yazan herkese kolaylıklar diliyorum.


Hadi siz de yaşamınızı zenginleştirecek yazmak gibi, çizmek gibi, fotoğrafçılık gibi bir soylu uğraş bulun, yolumuz keşişsin...


Sevgiyle, muhabbetle kalınız.

31 görüntüleme0 yorum
1s0l.gif

ŞAKASIZ;

artık

KIŞ!..

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

861536d39876bb9d5a5ca0fa97dddfb8.gif

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA