"Aşk Nöbeti"

/

İnsanlar cehenneminde

Mümkün müdür

Sonsuz aşk nöbetleri

Denedim bilmiyorum

Burda ölü yok

Burda kimse yok

Bir şapka asılı

Çivit mavisi solmuş duvarda

Bir zamanlar

Acı sularından içip de denizlerin

Kendine bile ağlayamadığın

Zavallı gözyaşı satıcısı

Kurt kapanına tutulmuş

rüzgarların

Mümkün müdür sonsuz ölüm

Hüzünsüz intihar

Denemedim biliyorum

Kalbinde dünyalar kırılmış

Ağır hastaydın

Meyve suyunu ben içtim

Kolonyayla sildim yüzünü

*

Bahri Çokkardeş

/

KimseSİZ'e katkıda bulunan ama iyi tanımadıklarımdan biriydi Bahri Çokkardeş. Şiirlerini birileri getirirdi dergiye, kendisinin çekindiğini söylerdiler. Anlam veremezdim. Sanıyorum ilk dergi sayfalarında gözükmesi de KimseSİZ'de olmuştu.


Her sayıda dergileri alıyor, bazen hepsini satıp parasını gönderiyordu. Bazense dergiler de, kendisi de ortadan yok oluyordu.


Neden sonra istediği bir okula yakını olan bir çocuğun kaydı için yardıma gereksinmesi olmuş, bulamayınca arkadaş da bana alıp getirmişti.


O zaman tanıdım Bahri'yi... Neden gelmekten çekindiğini de anladım. Bizi fazla seçkinci diye anlattıklarını ima etmişti. Bahri hayata kırgın ve tavırlı gibiydi ve belki caydırıcı bir savunma olsun diyeydi ama sanırım herkese belli ediyordu bunu.


Bursa'nın arka semtlerinden birinde oturduğunu , çocuğun mahalledekine değil de iyi bir okula gitmesini istediğini anlatmıştı. Rastlantı istediği okulun müdürü edebiyata ilgili biriydi. Telefonla Bahri'nin işini hallettik. O kırgın, külhanbeyi tavırlı, sorun olmaya adaymış gibi duran şairin duygulu mutluluğu görmeye değerdi.


1954'te Bosna'da doğduğunu, ailesiyle birlikte Türkiye'ye göç edip Bursa'ya yerleştiğini, Bursa Ticaret Lisesi'nin son sınıfındayken eğitimini yarım bıraktığını anlatmıştı.


Gecenin Kalbinde Unutulmuş Şiirler diye bir şiir kitabı olduğunu, başına iskelet maskesi geçirip sokaklarda, Koza Han'da sattığını söylemişti.


Farklı bir insandı. Belki tam şair...


Sonra KimseSİZ'i kapattık. Karşılaştığımızda aşırı saygılıydı, dergiyi kapatmamızdan duyduğu üzüntüyü sahici bir dille seslendiriyordu. Öteki dergilere gönder, demiştim. Elini sallamıştı, onlar bize bakmaz demişti. Doğru, yerelde her yerde olduğu gibi bir seçkincilik vardı. Bahri de bundan sonra sınıf atlayacak, adabı muaşeret kurslarına gidecek değildi hoş.


İlk kez dergiyi kapadığıma üzülmüştüm.


Kıt olanaklarından artırıp dergiye katkıda bulunan ama iyi şiirler de yazan başta Yüksel Akyüz, Bahri Çokkardeşler gibi birkaç kişinin yapıtlarını DAMAR ve Aykırı Sanat'a göndermiştim. hemen yayınlamışlardı. Bana gelen dergileri onlara vermek için telefon ettiğimde, ummadığım buyurgan ve kural koyucu formatta bir sesle Tahtakale'de metruk bir binanın üçüncü katına gelmemi söyleyeceklerdi.


Gitmemeyi, dergileri yırtıp atmayı düşünmedim değil ama huyum kurusun...


Karanlık, esrarlı, garip bir odada dumanaltı olmuş oturuyorlardı birkaç kişiyle, bulmuş dergilerini vermiştim. Kalabalıktılar ve kendi bahçelerinin gücünü hissediyorlardı. Bana dergi boyunca göstermek zorunda kaldıkları saygıdan yorulmuş olmalıydılar ki teşekkür yerine başımdaki şapkaya bakıp "Şapkan bile bizden değil," diyecekti. Bahri artık kurulmuş yay gibiydi. Gemileri yakmış, ÖTEKİLERE savaş açmıştı.


Onlara yaptığım jesti sanırım anlamamışlardı ya da ifade edememişlerdi, bilmiyorum. Bu ilk karşılaştığım değildi, dergide yer almak için melek görünümünde gelen, ama ilk yazısı yer aldıktan sonra şeytanlaşan o kadar çok insan gördüm ki, ama dergilerini almak için bile aşağıya inmeyişlerini, sergilenen beklemediğim nezaketsiz tavrı affetmemiş, bir daha sokakta bile karşılaşsak selam vermemiştim. Onları anlasam da hoşgörecek olgunluğum yoktu. İtiraf edeyim ki bana köle ruhunu anımsatan, İsa'yı çarmıha kadar götüren o olgunluğa ulaşmayı hiçbir zaman da istemezdim. Benim olgunluğum, tepkisiz kalmaktır en çok. Onu da anlayana denk gelmedim ya henüz...


Derslerimi iyi almış olmalıyım ki yeni dönemde kapıları açmadığım için gelmeseler de yine de Bahri de, Yüksel Akyüz de başladığım maviADA'ya şiir göndermeyi sürdürdüler. Bazılarını yayınladım. Sonra Bahri'den ses çıkmaz oldu. Öğrendim, sonunda sınıf atlamaya karar vermiş, bizden de seçkinci olduklarını iddia ettiği, ki doğruydu bu, yerel dergilerden birine yazmaya başlamıştı. Herhalde dergiler de nihayet değerini anlamış ona da yer vermeye başlamıştı ya da satacağı dergileri ciddiye almışlardı.


Sessizlik İzleri diye bir kitabı daha çıktığını daha önceden duymuştum.


2009 Güzünde de aramızdan ayrıldı.

-Bahri Çokkardeş, sağdan oturan ilk kişi. 2003'te KimseSİZ dergisinin bürosunda-




/



ÖNEMLİ:Görünen, Sözcü gazetesinden tut, İnternet'teki bütün kitap satanlarda Bahri Çokkardeş'in kitapları var. Maşallah diyeceğim ama kuşkuluyum. Ne bitmez kitapmış bu? Umarım Bahri Çokkardeş'in ölümünden yararlanmak söz konusu değildir ve kazanımlarından Çokkardeş'in ailesini de unutmuyordur, yayınevi...


ŞENOL YAZICI

*

Ocak 2003, KİMSE-SİZ DERGİSİNİN BÜTÜN SAYILARINI,YAZI ve YAZARLARINI GÖRMEK İÇİN BURAYA TIKLAYIN*.

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA