top of page
1/2

M.Emin Değer'i Unutmayacağız


Geçen ay, üç yıl çektiği ayzaymır hastalığından sonra Ankara’da bizlere veda eden, bir zamanların ünlü avukatı M. Emin Değer’e en çok vefa borcu olanlardan biriyim. Öğretmen Dünyası da öyle. Bir anma yazısının böyle bir vefa için asla yeterli olmadığını biliyorum. Uzaklarda olduğumdan cenazesine katılıp tabutuna omuz bile veremedim. Dergiden arkadaşlar katılmışlar.

1927’de Kastamonu’da doğdu. Milli Savunma Bakanlığı adına Anakara Hukuk Fakültesi’ni bitirip Askeri Savcı olarsak göreve başladı. 9 Martçı kadrodandı. 12 Mart faşistleri duruma hâkim olunca 1971’de Gelibolu’ya askerî hâkim olarak sürüldü, Albay rütbesiyle ordudan istifa edip serbest avukatlık yapmaya başladı. Rejimin hapislere tıktığı, İşkence ettiği birçok insanın savunmasını üstlendi. Ana Dev Yol Davası, Kurtuluş, Halkevleri, TÖB-DER, TKP, Celalettin Can, Yalçın Küçük, Asker kökenlilerin yargılandığı Üçüncü Yol, Cezaevlerinde Açlık Grevi sonrası yargılanan 91 sanıklı dava, Uğur Mumcu, İbrahim Kaypakkaya, Türkiye İhtilalci Komünistler Davası, İlhan Erdost Davası, 1402’likler bunların başlıcalarıdır. MHP Davası’na müdahil olarak katıldı. Aydınlar Dilekçesini imzalayanlar ve sanıklarını savunanlardandı.


YOLUMUZ NASIL KESİŞTİ?


Mehmet Emin Değer’le yolumuz Ankara’ya yerleştiğimiz 1977 yılında, eşimin onun yanında avukatlık stajına başlamasıyla kesişti. Bir stajyer avukat için M. Emin Değer gibi titiz bir avukattan el almak büyük bir şanstır. 8 yıl aynı büroda birlikte çalıştılar. Aynı davalara baktılar. Yalnızca “Ben Kürt’üm” dediği için 12 Eylül rejiminin hapsettiği Şerafettin Elçi’nin savunmasını yaparken Kurtuluş Savaşı yıllarında “Kürt” sözcüğünün Meclis’te ve Mustafa Kemal Paşa tarafından nasıl dile getirildiğine ilişkin notları derleyip ona veriyordum.

Nisan 1983’te 1402’lik olunca elime bir Pazar çantası alarak ansiklopedi pazarlamacılığına başladığımda satış yapmaya gittiğim ilk kişi M. Emin Değer’di. Demek ki en yakınımdaki kişi o imiş. Bir Görsel Sanatlar Ansiklopedisi aldı. Buna ihtiyacı olduğunu sanmıyorum anca o benim böyle bir satışa ihtiyacım olduğunu biliyordu.


1985’te Öğretmen Dünyası’nın Yazı İşleri Müdürü Satı Erişen ölünce bir yazıişleri müdürü arayışına girdik. Biz çalışan öğretmenlerin böyle bir hakkı yoktu. Başvurduğumuz kişilerden biri de M. Emin Değer’di. Onun dışında başka bir çözüm bulundu ama bizim M. Emin Değer’e ihtiyacımız devam edecekti. O yıl derginin okullara sokulması Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yasaklanınca kararın iptali için avukatlığımızı üstlendi. Ne yazık ki, derin hukuk bilgisi, 12 Eylül karanlığının üstesinden gelemedi!


Mart 1986’da eşimle birlikte gözaltına alındığımızda İçişleri Bakanlığı’na telgraf çekerek bu alınışın kanunsuz olduğunu belirtti. Polis fezlekesi ile tutuklanmamızı isteyen Fatsa Cumhuriyet Savcısını da şikâyet etti. Biz Ordu Efirli Cezaevinde iken yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Ankara’da Baro’ya başvurdum. Ancak meslektaşlarımdan destek alamadım. Zeki’nin iyimserliği öyle sanıyorum ki, orada işinize yarıyordur. Adalete olan duygusu sarsılsa bile o gün olayları güler yüzle karşıladığını görmek beni çok etkiledi. Bu bir yerde güçlü, dirençli olmayı sağlar.”

2 Nisan 1986’da da ziyaretimize gelerek davanın havale edildiği Ünye Ağır Ceza’ya tahliye dilekçesi verdiğini, bugün, yarın salıverilebileceğimizi söyledi. Nitekim o akşam tahliye haberi geldi. 20 Haziran’da da Ünye’deki yargılamaya geldi ve mahkeme takipsizlik kararı verdi. Fırtınalı hayatımda beni savunan epey avukatım oldu. Bunlardan en kudretli ve tanınmış olanları 1969’da Gazi Eğitimden atılmamı bozduran Cemal Reşit Eyüboğlu, TÖB-DER döneminde Halit Çelenk ve bu davada M. Emin Değer’dir.


ÖĞRETMEN DÜNYASI SAHİPLİĞİ


1988’de Öğretmen Dünyası’nın sahipliğini önerdik. O tarihte gelirlerinin üçte biri okurlarının bağışlarıyla karşılanan derginin zarar ettiğini Maliye kabul etmiyordu ve ağır vergilerle belimizi büküyordu. Emin Değer, zaten vergi verdiğinden dergimiz için kesilen vergi onun vergi dilimini artırmayacaktı. 27 Şubat 1988’de dergiye gelerek Yazı Kurulu üyeleriyle tanıştı. 19 Kasım’da genişletilmiş Danışma Kurulu toplantısında bulundu. 19 Ocak 1989’da Milli Eğitim Bakanı Hasan Celal Güzel’e yaptığımız ziyarette ağır top olarak bize eşlik etti. . Onun dergi sahipliği Nisan 1989’a kadar sürdü. Dergi sahipliğinin ona ayrıca bir vergi yükü getirdiği görülünce sahipliği yazı kurulundan başka bir arkadaş temsil etmeye başladı. .

1995’te avukatlığı bırakıp Antalya’ya yerleşti. Antalya’da yayımlanan Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk dergisiyle bağ kurdu. Antalya Kültür Merkezi’nde Üç Devrim Yasası ile ilgili bir sempozyumda bir paneli o yönetti.


2001’de torun bakmak için yeniden Ankara’ya döndü. 2004’te Öğretmen Dünyası’nda Cumhuriyet konulu bir konferans verdi.

Yetiştirdiği stajyerleri yılda bir kez onunla yemek yiyerek onurlanırlardı.

Mart 2015’te GATA’ya yatırılması bizim için beklenmedik bir olay oldu. Koca çınar hayatın kanunlarına teslim olmak zorunda kaldı. Her canlı bedensel ölümü tadıyor ama bazı insanlar hizmetleri ve yapıtlarıyla yaşıyorlar. Bağımsızlığın, demokrasinin ve adaletin savunucusu, devrimcilerin Emin Abi’si arkasında silinmez güçlü bir iz bırakarak gitti.


1977’de yayımladığı “CİA, Kontrgerilla ve Türkiye” ile “Oltadaki Balık Türkiye” kitapları on binlerce kişi tarafından okundu. 1978’de Server Tanilli ile ilgili “Bir Bilim Adamının Savunması” kitabını yayımladı. Cumhuriyet yıkıcıları onunla kol kola yürürken “Bir Cumhuriyet Düşmanının Portresi-Fetullah Gülen’in Derin Misyonu” kitabı ise aymazlara verilmiş dersti. (26 Haziran 2018)


zekisarihan.com

20 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör