top of page

ANNEM

Güncelleme tarihi: 9 May 2021


Bilemezdin ki ikinci paylaşım savaşının sonucu kıtlık yaşandığını. Erkek çocuk doğurup aile içindeki konumunu sağlama almak derdindeymişsin. Kahrın o denli derinmiş ki yedi kurban adamışın Ali Baba Tekkesi’ne. Sonuncusunu ben kestim sen öldükten sonra, tanrına borçlu kalmayasın diye. Akan dereden sulamış, buğdayla bulamaçla doyurmuşun ellerine sağlık. Ne çok karnım ağrırdı annem. Sıtma, göz ağrısı, kabakulak, kızamık… Onlarca çocuk öletinin içinde sıklıkla hastalansam da ölmemişim. Neden çok karnım ağrırdı annem?


Gönlünden deden gibi hafız olmamı istesen de Cumhuriyet İlkokulu’na gitmiştim kendiliğimden. Uzaklarda çalışan babam aylar sonra öğrenmişti okula başladığımı. Yoğurt süzdüğün torba içinde bir avuç kuru fasulye, on iki söğüt çubuğuydu okul araçlarım. Ahhhh! Verdiğin yirmi beş kuruşu unutamadım anne! Okul defteri, kalem, silgi almıştım annem. Şimdi de taparım kaleme, deftere, silgiye taparım, unutamadığımdan olsa gerek. Okulun sonunun ayrılık olduğunu ne sen ne de ben biliyorduk oysa. On bir yaşının güzünde uzak bir kente gitmiştim babamın askerlik kalıntısı tahta bavuluyla. Gidişin kopuş olduğunu bilmemiştik. Neyse ki bir oğlun üç kızın daha vardı. Benimse sadece bir annem vardı.


Soğuk kıs gecelerinde yatılı okulların kül boyalı köşelerinde erkek çocuklar da ağlardı anne! Okudukça, aklım erdikçe, ülkemi tanıdıkça bizim gibi yoksulların yanında saf tutuşumdan hoşlanmadın annem. Devrimci, ülkücü, faşist, düzenci diyorlardı bize anne. Gençliği bölüp birbirine kırdırıyorlar; işkenceye, demir parmaklıklar arkasına, sakat kalmalara, kurşunlamalara, asmalara duruyorlardı bizleri. Radyodan duyduklarından korkuyordun. Okuman yazman yoktu, gazetelerden öğrenemediğinden devletin sözüne inanıp ağlıyordun annem! Oysa biz daha iyi yarınlara bağlamıştık umudumuzu. Annelerin çocukları için ağlamayacağı bir yaşamın peşindeydik. Anaların da çocuklarını çaldılar, o analar yaşam boyu ağladı annem. Anaların ortak acısıydı yakındıkların.


Eşeğe, ata, kağnıya, at arabasına, faytona binerdin de kocaman kamyonlardan korkardın anne. Bir gece, masalların devine benzer kocaman kamyonun çarpmasından öleceğini bilmezdin. Öylesine verimli bir yaştaydın ki, ölümü sana kimse yakıştıramadı Azrail’den başka. Oğulların kızların okullardaydı, ekmek peşinde bir savaşımın yoğun emek günlerini yaşıyordu ocağımızın bir direği kırıldığında. Köylülükle kentliliği yaşamında yoğurmaya çalışan babam, iki hanım daha aldı senden sonra ama mutlu olamadı bir türlü. Bildiğin, bilmediğin sayrılıkların, eklemeli evliliklerin sorunlarına dayanamayıp yanına koşuverdi ellisinde. Oralarda gördün mü? Yoksa aşkına sadık kalamadığından kaçıyor mu senden? Ocağımız direksiz kaldığından söndü, çanağımız çömleğimiz dağıldı annem. Altı yıl anne baba oldum kardeşlerime annem. Ablamı da unutmadım haa!


Anamız olması gereken devletimiz bile acımadı bizlere. İki kez gazaba geldi, varsılın gönlü hoş olsun diye kendi çocuklarını işkenceye, zindana, ipe gönderdi gözyaşlarına bakmadan. On sekizine gelmemiş çocuklarını bile iplere saldı, soysuz paşaların, doymaz varsılların gönlünü hoşnut kılmak için. Onlara gönencin kaynağını sunarken acı pınarlarını bize bıraktı. İyi ki kara günleri görmedin annem. Anaların acıları neden bitmez öğrenemedim. Elli yıl sonra daha çok ananın çocuğu, çocuğun anası çalındı ellerinden. Bunlar anaların kara bir yazgısı mıdır annem? Çoğalarak sürmekte şimdilerde de.


Kara günlerden geçerken çocukların yaralar aldı ama ölmedi annem. Çocuklara karışıp torunlarınızın geleceklerini kurmaya çabaladılar. Unutmamışsındır, bizim ekmeğimiz okullardan gelir annem. Düşleyemediğin okulların kapılarına torunlarını götürdüğümde ağladım, bitirdiğinde sizi anarak övünçten ağladım annem. Dünyaya dağıldı torunların. Şimdilerde bizler de torunlara karıştık annem. Anne, baba, dede olmayı öğrendik yaralarımız karşın. Yapay bir dünyada sevgisiz, çiçek kokularından uzak, yapay yeygilerle büyüyorlar. Bizim duygularımızı anlamasını da beklemiyorum ama analarını babalarını benim kadar sevebilecekler mi bilsemesindeyim.


Sayrılıklardan yakınmıyorum da daha çok sizi anar oldum annem. Düşlerimde sizi görüyorum, olur olmaz yerde sizi anımsayıveriyorum. Senden sonra aynaları sevmedim, gözlerindeki sevgi ışıklarını yansıtamadıkları için. Yine de öteleyebiliyorum yüzümün çizgilerini, saçımın aklığını, yüreğimin karlı buzlu yerlerini annem.


Düşlerimde çağırdığınızı duyumsuyorum, çok mu özlediniz beni? Özlem büyümeye başlamışsa önünde dağlar dayanmaz, tek çözüm kavuşmak. Hemen koşar gelirim. Şimdi bahar buralar, kır çiçekleri, gelincik, gül, iğde çiçeği kokuyor soluduğumuz hava. Ama bırakıp gelinmez de değil. Sizden sonra Mayıs ayı çok kirletildi. Annelerin kokusuna doyamadığı gençler sokaklarda kurşunlandı, iplere verildi, hücrelerde öldürülüp sakatlandı. Hızır ve İlyas buluşur mu bilmem ama Hıdrellez bayramları da tatsızlaştı. Bilerek yaptılar anaların yüreğine korku salmak, çocukların geleceğinden analarını çalmak için. İçim yanıyor annem, kendim kadar anası ellerinden çalınmış çocuklara.


Kırk yılı geçti bir bozkır kasabasında gömütünüzü bırakıp sevginizi sırtıma sararak kaçışımın üzerinden. Gidecek yolum da kalmadı, sizden koptum da büyüdüm. Biz yaşlanırken de durmadı anaların gözyaşları, çocukların öksüzlükleri. Çözüm de bulunmak istenmiyor nedense? Artık dayanamıyorum. Küçülmek, size yeniden yapışmak istiyorum anne! Kucağını mı özledim senin? Kucağına mı çağırıyorsun işe yaramaz oğlunu?


Gelirim, babamı ablamı, kardeşimi birlikte ararız! Senden iki çiçek kaldı burada, yorgun ve hastalıklı. Direnmeye çalışsalar da çürümüş güz yapraklarınca sallıyor onları da yaşam esintileri. Ne zaman düşeriz bilemiyorum.


Her gün zorla, kurşunla, bombayla düşürülen yaşamların kan izleri sokaklardan eksilmiyor annem. Ölenlerin annesi, annelerin çocukları değil midir yaşamdan çalınanlar? Acıyı kan çiçeğince açtıranların çocukları, anaları yok mudur?

Bencil para saplantılarımızla anaç duygularımızın savaşı biteceğe benzemiyor. Beklemekten yoruldum. Bir gün gelir biter mi bilmem?







38 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

ANACIĞIM