top of page
1/2

1 MAYIS KUTLU OLSUN

Güncelleme tarihi: 6 May

Yusuf AKSOY

*

İşçiler, emekçiler, emekliler, köylüler, atanamayan yüzbinler, karın tokluğuna çalışanlar, işsizler, kadınlar, gençler, sürgün yollarındaki sığınmacı göçmenler, talan edilen doğanın ve kimsesiz sokak hayvanlarının sesi olacak milyonlar, 1 Mayıs alanlarında bugün yine buluşuyoruz. Ancak daha bir kalabalık ve daha kararlı oluyoruz bugün. Bugün ülkemizde ve dünyanın dört bir yanında emekten, demokrasiden, adaletten, doğadan, barış ve özgürlükten yana birleşmiş halklardan umudun kesilemeyeceğini dost düşmana bir kez daha gösterilecektir.


Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir,

haklı günler, büyük günler,

gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan,

ekmek, gül ve hürriyet günleri.”

 

Nazım Usta’nın ‘Türkiye İşçi Sınıfına Selam’ şiirindeki gerçeklik ve güven dün olduğu gibi bugüne ve yarınlara yeniden ışık tutuyor, cesaret saçıyor.

1 Mayıs 1886'da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma zorunluluğuna karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle siyahisi, beyazı ve göçmenleriyle birlikte on binler iş bırakmıştı. Sermaye işçilerin benzer eylemlerini engellemeye çalışsa da örgütlü işçiler insanca yaşama koşulları için baskılara boyun eğmemişlerdir. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889'da toplanan İkinci Enternasyonal'de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada "Birlik, mücadele ve dayanışma günü" olarak kutlanmasına karar verildi.1890 yılında dünyanın muhtelif yerlerinde büyük işçi gösterileri tekrar yapılmıştır. 1889’dan günümüze kadar kapitalizmin başta emek dünyası olmak üzere yaşamın her alanına rant ve hegemonya amaçlı saldırılarını örgütlü işçi ve emekçi yığınları püskürtmeye çalışmıştır. Örgütlü ve kararlı işçi eylemleri 1 Mayıs’ın işçi ve emekçilerin örgütlenerek ve dayanışarak hak ve özürlülüklerini kazandıkları ve bu günü de yeni kazanımlar ve özgürlükler için kutladıkları tarihsel güne çevirmişlerdir.

 

Ülkemizde ilk 1 Mayıs kutlaması Osmanlı Devleti döneminde işçi örgütlenmesinin en gelişmiş olduğu yer olan  Selanik'te 1911 yılında yapılmıştır.  Selanik’teki tütün, liman ve pamuk işçileri kalabalık ve coşkuyla, 1 Mayıs’ı kutlamışlardır. İstanbul'da ilk defa 1912 yılında 1 Mayıs kutlaması gerçekleşmiştir. Daha sonraki süreçte ise:

“1923 yılında 1 Mayıs günü yasal olarak "İşçi Bayramı" ilan edildi. 1924'te hükûmet kitlesel 1 Mayıs kutlamalarını yasakladı.1925'te çıkan Takrir-i Sükun Yasası, İşçi bayramını kutlamayı yasakladı ve uzun yıllar bu yasak geçerliliğini korudu.1935 yılında 1 Mayıs'a "Bahar ve Çiçek Bayramı" adı verildi ve ücretsiz tatil günü ilan edildi.”

1 Mayıs kutlamaları sermaye iktidarları tarafından her dönem engellenmek istenmiştir. İstanbul’da 500 binden fazla kişinin katılımıyla gerçekleşen 1977 1 Mayıs kutlamasına işçi ve emekçi düşmanları tarafından ateş açılmıştı ve bu saldırı sonucunda 34 kişi hayatını kaybetmişti.  Aynı zamanda yüzlerce gösterici de yaralanmıştı. Sermaye yanlısı 12 Eylül Askeri Darbesi başta 1 Mayıs olmak üzere tüm hak ve özgürlükler ile ilgili gösterileri yasaklamıştır. Buna rağmen 1 Mayıs kutlamaları çok kitlesel olmasa da kutlamalara her yıl ağır baskı koşullarında da bir şekilde devam edilmiştir. 1989'da trafik polisinin açtığı ateş sonucu Mehmet Akif Dalcı adında genç bir işçi gösterici yaşamını yitirmiştir. 1990 yılından itibaren her geçen yıl daha da kitleselleşerek 1 Mayıs kutlamaları yapılmaktadır.

Ülkemizde kapitalizmin noeliberal politikalarının yirmi yılı aşkın süredir uygulanması sonucu ülke tam anlamıyla başta ekonomi olmak üzere her alanda içinden çıkılmaz bir krize sokulmuştur. Son yılın enflasyonu bağımsız araştırma kurumlarının araştırmalarına göre % 100’leri aşmış durumdadır. Emekçi halkımız yoksulluğu, işsizliği, gelir dağılımındaki ve hukuk alanındaki adaletsizliği en derin şekilde yaşamaya başlamıştır.

6 Şubat 2023 tarihinde 11 kentimizi köy ve kasabalarıyla birlikte neredeyse yerle bir eden Kahramanmaraş merkezli deprem sonucu resmi rakamlara göre 52 bin insanımız hayatını kaybetmiştir. Bunların yanında binlerce insanımız da yaralandı ve sayısı tam olarak sayısı bilinmeyen çok sayıda insanımız da hala kayıp. 700 bin dolayında konut ise oturulamaz duruma gelmiştir. Tüm dünyanın da gözlemlediği acı gerçeği hepimiz biliyoruz. 11 kentimiz yerle bir oluyor resmi yardım kuruluşları ise kör, sağır olup ölü taklidi yapıyor ve yerle bir olan yerleşim yerlerine ancak üçüncü günden sonra plansız, yetersiz, donanımsız bir şekilde ulaşmaya çalışıyor. Asılda yıkanın,öldürenin deprem değil, rantçı düzen olduğunu hepimiz biliyoruz. 11 kentin yıkılmasından ve binlerce insanımızın hayatını kaybetmesinden, yaralanmasından ve kayıp olmasından bilim insanlarının uyarı ve önerilerine kulak tıkayan rantçı ve talancı siyasi zihniyet sorumludur. 1 Mayıs alanlarında ranta, talana ve denetimsizliğe karşı da öfkemizi haykıracağız. Başta Soma olmak üzere yakın zamanlardaki maden facialarının acısı ve kızgınlığı hepimizi yakarken, Erzincan İliç Madeninde siyanürlü toprak altında kaybolan 9 madencimizden sonra artık yeter diyen acı ve isyan sesleri göğü karartmaktadır.

Son 22 yıllık süreçte kamusallık neredeyse bir bütün olarak tasfiye edildi. Piyasalaşma ekonomisi egemen kılındı; kamu iktisadi teşebbüs ve kurumlarının hemen hemen tamamı özelleştirildi. Örgütlü, bilim ve teknolojinin geliştirdiği donanımları halkın yararına ancak kamusalcı bir anlayış devreye sokabilirdi. Kamusallığın tasfiyesi yurttaşın yaşam güvenliğinin de tasfiyesidir. Son büyük depremde bunu çok acı bir şekilde toplumca gördük, yaşadık. Umarım hafızalarımız silinip bu karanlık, ölüm ve zulüm yıllarını unutmayız.

Diğer üretim alanlarında olduğu gibi tarım ürünlerinde de ithalatın tercih edilmesi, sübvansiyonun anlamsızlaştırılması ve çiftçilerin kullanacağı yakıt, gübre ve tarım ilacı gibi ihtiyaç girdilerinin aşırı zamlanmasından dolayı yerli tarım  tasfiye edilmiştir. Ağır vergilerle binlerce küçük esnaf iflas edip kepenklerini açamamak üzere kapatmak zorunda bırakılmış, bordro mahkûmu emekçilerin kazançları da dolaylı ve dolaysız vergilerle çar çur edilmiştir. 4688 sayılı sahte sendika yasası ile kamu emekçilerinin eli kolu bağlanmıştır. Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) ile eğitim emekçilerinin emeği değersizleştirilerek aynı işi yapan eğitim emekçileri farklı ücretler almakla karşı karşıya bırakılmıştır. Mülakat ile salt yandaşların işe alınması sağlanmıştır. Ülke nüfusunun % 82 si kentlere göç etmek zorunda bırakılmıştır. Böylelikle işsizliğin, güvencesizliğin, kuralsızlığın, kimsesizliğin ve açlığın pençesinde milyonlar beton yığınlarıyla kuşatılmış kentlerde yaşam savaşı vermek zorunda bırakılmıştır.

Sözde ‘kamu kurumları’ liyakate uygun olmayan atamalarla siyasi anlamda kontrol altına alınmış deyim yerindeyse ele geçirilmiştir. Dolayısıyla hemen hemen tüm kurumları yönetememezlik durumuna getirilmiştir. İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararı ile kadına yönelik şiddet, taciz ve cinayetler artmıştır. Çocuk işçilik ve ucuz sığınmacı emeğindeki azgın sömürüye seyirci kalınmaktadır. Lbgti+ bireyler üzerinde baskılar her geçen gün artmıştır. Farklı inanç gruplarının meşruiyeti tanınmamış ve yok sayılmışlardır. Birinci sınıf tarım alanları ve ormanlar maden şirketlerinin çıkarına talan edilmiştir. Eğitim sitemi yazboz tahtasına dönüştürülmüş ve laik eğitim tasfiye edilerek okul öncesinden üniversiteye kadar eğitim basamaklarını dinselleştirilme anlamında büyük adımlar atılmıştır. Okulların tümü neredeyse imam hatipleştirilmiştir. Tarikat ve cemaatler protokollerle okullara sızdırılmıştır. Tarikat-Cemaat yurtlarında mobing ve istismar dayanılamayacak noktalara gelmiştir. Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 20 yaşındaki Enes Kara’nın cemaat yurdunda yaşadığı baskılardan ve gelecek kaygısından dolayı intihar ettiğini toplumca acı bir şekilde şahit olduk. Çocukların ve gençlerin hayallerinin çalındığı bir dönemdeyiz. Genç nüfus ülke dışında yaşama arayışlarına girmiştir. Binlerce üniversite mezunumuz yani genç beyinler ülkeden ayrılmıştır. Ayrılmak isteyenlerin sayısı her geçen gün de artmaktadır. Kötülüğe sessiz kalma alışkanlığı kötülüğün zihniyetini daha da güçlendirmiştir. Ülke halkı mutsuz bir halk haline dönüştürülmüştür. Toplumcu Şair sevgili A. Kadir’in dizelerindeki sessiz isyanı tüm açık ve kapalı mekânlarda görmekteyiz, yaşamaktayız:


“Bizim hiç bir hürriyetimiz yok,

Hiç bir hürriyetimiz,

Ne çalışmak, ne konuşmak, ne sevişmek,

Sen orda bağrına bas dur en büyük çileyi,

Ben burda en büyük çileyi doldurayım,

Ekmeğe muhtaç, hürriyete muhtaç, sana muhtaç.

Sen orda dalından koparılmış bir zerdali gibi dur,

Ben burda zerdalisiz bir dal gibi durayım.”

Artık toplumca farklı bir dönüm noktasına geldik. Ya boyun eğe eğe boyunlarımız kırılacak ya da onurumuza ve irademize sahip çıkarak elimizden alınan ne varsa hepsini geri almak için demokratik ve hukuki yollardan tepkimizi göstermekten geri durmayacağız. Sonuç almak için sürekliliğe dayalı ve büyüyen bir örgütlülükle hareket etmek zorunda olduğumuzu asla unutmamalıyız.

Sonuçları halka umut aşılayıp sevinç yaratan Mart Yerel Seçimlerinin ardından kutlayacağımız 2024’nin 1 Mayıs’ı tarihsel bir öneme sahiptir. Bunun içindir ki, işçiler, emekçiler, çiftçiler, kadınlar, gençler, işsizler ve emekliler alanlarda, sokaklarda birleşik, örgütlü gücünü göstermelidir. Emekten, doğadan, bilimden ve laiklikten yana demokratik, adaletli ve özgürlükçü bir toplumsal düzen için taleplerimizi en güçlü şekilde haykırmalıyız.  Unutmamalıyız ki, değişimi ve dönüşümü alanlarda ve sokaklardaki örgütlü emekçi halkın gücü gerçekleştirecektir. En çok da umudun eyleme dönüştüğü yani birliğe, dayanışmaya ve cesarete ihtiyacımız olduğu bir dönemdeyiz.


İşsizliğe, yoksulluğa, güvencesizliğe, sömürüye ve baskılara karşı emekten, doğadan, bilimden ve özgürlükten yana bir ülke ve dünya için hep birlikte olabilmeliyiz. El ele, omuz omuza özgür ve hakça yarınlar için 1 MAYIS meydanlarını ve sokakları hınca hınç dolduralım. Yarınların büyük şenliğine giden yolda yolumuz kutlu;  sesimiz, sisi ve karanlığı dağıtan olsun.

 

 

22 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

留言