top of page

YAZKO BUGÜN

1 gün önce
3 dakikada okunur




Aycan AYTORE

*

Kaynaklarda Mustafa Kemal Ağaoğlu, yalnızca bir yayıncı olarak değil, sürekli kurum kurmaya çalışan bir kültür girişimcisi olarak görünüyor. Hem YAZKO'nun hem de BİLSAK'ın kurucuları arasında yer alması tesadüf olmasa gerek.


Türkiye'nin ilk ve son Yazarlar Kooperatifini kurdu. Yazarları bir araya getirdi, kooperatifin organlarını oluşturdu.

Altı yıl boyunca üyelerine 200'den fazla kitap, beş adet süreli yayın en önemlisi dayanışmanın eşsiz tadını ve büyük sinerjisini verdi.

Üç yıllığına geldiği yönetimden 1983'te yerini Erol Toy'a bırakıp ayrıldı. Kooperatifin kitaplarını basmak dergilerini yayınlamak için geri plana çekildi. Çünkü YAZKO'nun kitapları, dergileri onun hazırladığı baskı makinelerınden, tasarladığı ortam ve koşullardan yararlanarak kolaylıkla hayata geçirilebiliyordu.


Böylesine ideal ve ütopik bir düzen, kurgu neden çöktü?

YAZKO'nun çöküşü sadece ekonomik değildi.


Kaynakların anlattığı tabloya göre YAZKO'nun sonu yalnızca para meselesi değildir.

Azalan satışlar, kooperatif içi sorunlar, dağıtım ağları üzerindeki sıkıyönetim baskıları, vergi cezaları ve mekân kaybı üst üste gelmiştir.


Burada ilginç olan şudur:

YAZKO'nun başarısızlığı bir kitabın satmaması gibi değildir.

Bir kültür ekosisteminin dağılmasıdır.

Çünkü YAZKO yalnızca kitap basmıyordu. Paneller, söyleşiler, dergiler ve yazarlar arasında bir dolaşım alanı yaratıyordu.


Ortak, okuduklarımdan sonra bende oluşan izlenim şu:

YAZKO'nun hikâyesi bir yayıncılık başarısızlığı değil, bir kültür ütopyasının yenilgisi...

Hatta "yenilgi" sözü bile biraz eksik kalıyor.

Çünkü yenilen şey YAZKO değil, seksenlerin Türkiye'sinde yazarların birlikte üretip birlikte yaşayabileceği fikriydi.


İşin ironisi de burada:

YAZKO kapanırken herkes rakamlara baktı.

Borçlara baktı.

Vergilere baktı.

Bugün ise kimse o borçları hatırlamıyor.

Ama hâlâ YAZKO'yu konuşuyoruz.

Demek ki muhasebe kazanmış gibi görünüyor.


Hafıza ise itirazını yıllar sonra yapıyor.


Edebiyatın alışkanlığıdır :

Mahkeme kararlarına değil, geride kalan yankıya bakar.


YAZKO'nun yankısı, kendisinden daha uzun ömürlü çıktı


YAZKO kapandıktan sonra kurucusu AĞAOĞLU, bu deneyimden söz ederek "Borcunu Hâlâ Ben Ödüyorum." adlı bir yazı yazar.

Bulabildiğim arşiv kayıtları, İkibin'e Doğru'nun sayılarının genel olarak arşivlendiğini gösteriyor; ancak bu arama sonucunda doğrudan 1987 tarihli 28. sayının taramasına erişemedim.

Bu nedenle yazının içeriğini aktarırım ya da analiz ederim dersem hata yapmış olurum, ama elimizdeki verilerden hareketle ilginç bir şey söyleyebilirim:

YAZKO üzerine yapılan akademik araştırmalarda, kapanış sürecini anlatan kaynaklar arasında özellikle bu yazıya atıf yapılması tesadüf değil.

Yazının adı bile başlı başına bir belge niteliğinde:

"Borcunu Hâlâ Ben Ödüyorum."

Bu başlık bana ironili gelyor:

YAZKO kapanmıştı.

Ama borçları kapanmamıştı.

Dergiler susmuştu.

Ama muhasebe konuşmaya devam ediyordu.

Yazarlar dağılmıştı.

Ama haciz dosyaları kolektivizme bağlı kalmıştı.

Bir kooperatif bazen üyelerinin hayallerini ortaklaştırır, devlet ise bazen onların borçlarını...


Bu elbette benim yorumum; Ağaoğlu'nun yazısının içeriği değil.

Kesin olarak söyleyebildiğimiz şey, Mustafa Kemal Ağaoğlu'nun YAZKO sonrasında yaşanan mali yükü o kadar yakıcı bulduğu ki, kapanıştan sonra kaleme aldığı yazıya bunu başlık yaptığıdır.

*


YAZKO'nun mirası bugün bir tabela olarak yaşamıyor; daha ilginç bir biçimde, bir özlem ve ölçü birimi olarak yaşıyor.

Bir edebiyat ortamında biri çıkıp:

"Yazarların kendi yayıncılığını yapabileceği bağımsız bir yapı kurulmalı."

dediğinde aslında biraz YAZKO'dan söz etmiş oluyor.

Bir başkası:

"Yayıncılık sadece ticaret değildir."

dediğinde YAZKO'nun gölgesi masaya düşüyor.


Çünkü Sınırlı Sorumlu Yazar ve Çevirmenler Yayın Üretim Kooperatifi (YAZKO), Türkiye'de yazarların kolektif olarak yayın üretip dağıtabileceğini göstermiş, altı yıl boyunca yüzlerce kitap ve çok sayıda dergi yayımlamıştı.


Mirasının yaşadığı birkaç alan var:

1. Dergiler ve kitaplar hâlâ dolaşımda

Bugün sahaflarda bulunan eski Yazko Edebiyat, Yazko Çeviri ve diğer YAZKO yayınları yalnızca nostaljik nesneler değildir. Seksenli yılların edebiyat haritasını okumak isteyen araştırmacılar için temel kaynaklar sayılır.

2. Akademik çalışmalarda yaşamaya devam ediyor

YAZKO üzerine makaleler, tezler ve araştırmalar yazılıyor. Özellikle Türkiye'nin İlk ve Tek Yazarlar Kooperatifi YAZKO ve Yazko Edebiyat Dergisi başlıklı çalışma, onun yayıncılık ve kültür hayatındaki etkisini inceleyen önemli kaynaklardan biridir.

3. Bir model olarak anılıyor

Belki de en önemli mirası budur.

Bugün bağımsız yayıncılık, kolektif üretim, kooperatifçilik ya da kültür dayanışması konuşulurken YAZKO örneği sık sık hatırlanır. Çünkü Türkiye'de bu ölçekte başka bir yazar kooperatifi deneyimi yaşanmadı. Ev, araba, arsa ya da bilmem ne kooperatifleri oldu ama kitap yapmak kültür üretmek için üç kişi bir araya gelmedi, geldiyse bile uyumu uzun süre sürdüremedi.

4. Yazarlar arasında bıraktığı soru hâlâ güncel

Bana kalırsa YAZKO'nun en büyük mirası yayınladığı 230 kitap değil.

Arkasında bıraktığı şu sorudur:

"Yazar, yalnızca yazan kişi mi olmalıdır; yoksa kendi kültür kurumlarını da kurabilir mi?"

YAZKO bu soruya bir dönem cesurca "evet" dedi. Sonuç ne olursa olsun, edebiyat tarihindeki değeri biraz da buradan geliyor.


İşin ironisi şu ortak:

Bugün birçok kişi YAZKO'nun kapandığını biliyor.

Ama onu kuranların asıl başarısı kapanmamak değil, altı yıl yaşamış bir kurumu kırk yıl sonra bile konuşturabilmekti.

Bir kurumun en büyük zaferi bazen ayakta kalması değildir; yıkıldıktan sonra da hafızada yer işgal etmeye devam etmesidir.


YAZKO'nun bugün hâlâ edebiyat sohbetlerinde adı geçiyorsa, aslında tamamen kapanmamış demektir. Fiziksel olarak kapanan kooperatif, edebiyat hafızasında bir dipnot olmayı reddetmiş; küçük harflerle yazılmaya razı olmayan bir cümleye dönüşmüştür.

Yorumlar


bottom of page