top of page
1/1074

"ÖYLE BİR ZAMANA DÜŞTÜK"

Niyazi UYAR

*


Hakikaten nasıl bir zamana denk geldik böyle? Anlamak mümkün değil, fakat az sonra bir şeyler ifade etmeye çalışacağım; ama önce sevgili abim Yılmaz Celal’in öykülerime dair yaptığı genel eleştirisine bir iki şey demem lazım. Onun eleştiri getirdiği noktadan bir alıntı ile başlayayım:

“Öyle bir zamana düştük!” Öncelikle toprağı incitmesin, bir arkadaşımın manevi babası Aşık Mahsuni Şerif’in bu dizesinin yer aldığı o muhteşem türküsünü kullanacağım bu denememde.


Sevgili abim, yazma aşkım, halk ezgileri ve deyişlerle arşa çıkar benim. Onları, dinler, dinler… sonra birden bir yerlerden bir şimşeğin morlu, mavili, kızıllı ışın demeti çakması gibi beni buralardan alır, ta oralara Osman’ın at oynattığı düzlüklere bırakıverir. İşte ona sebep bir iki dize, bilemedin, bir dörtlük, öykümün içine giriverir. Yanlış mı bu, benim güzel abim, ben yıllardan beri, onlarla besleniyorum. Diyeceksin ki, “alıntılar, yalnızca fikir yazılarında,” olur. Doğru benim güzel abim biliyorum, branşım gereği konuya hakimim. Sen de çok iyi bilirsin ki sözel branşların kaideleri, sayısal branşlarda olduğu gibi deneysel değildir. Ben halk kültürünü, yetiştiğim deryalardan alıyorum, bundan daha doğal bir şey olur mu benim güzel abim? Denizleri besleyen akarsular, nehirler değil mi, benim de beslendiğim Kendirli Pehlivan’ın aile ocağı, onun da feyz aldığı Hacıbektaş’taki Bektaş Veli Ocağı!


Bu girizgahtan sonra, arkadaşımın manevi babam dediği Aşık Mahsuni Şerif’in “nasıl bir zamana düştük,” dizesi ile devam edelim yolculuğumuza:

“Öyle bir zamana düştük!”


Sahi ya nasıl bir zamana denk geldik böyle, bilen eden varsa, anlatsın biz de bilelim. Öyle bir toplum çoğunluğu, öyle yığınlar oluşmuş ki, onu analiz etmeye hiçbir sosyal bilim dalı yeterli gelmeyecektir, ne talihsiz bir nesilmişiz ki, bunlarla aynı zamana denk gelmişiz, elimden gelse ışınlanıp yüz yıl önceye, yüz yıl sonraya seve seve ışınlanmak isterim. Öteden beri ısrarla kullandığım bir anekdot vardır:


Stalin’in tavukları! Bu anekdot güzel yurdumda sahiden hakikat oldu, ne acı! Sabah akşam dinsel konuları, din bezirganları işine geldiği gibi kullanmakta. Bu bezirganlar, Tanrının kendi güzelliğini görmek için yarattığı insanı, ayrımsız sevip baş tacı edeceğine, günde beş öğün lanet okuyor! Ancak şu gerçeği bir an bile gözden uzak tutmamak lazım: Yöneticiler kadar onları seçenler de aynı derecede pay sahibidir gördüğümüz her şeyden, zamdan, zulümden, hukuksuzluktan.


George Orwell diyor ki: Yoksulun tanrısı güçlüdür, zenginin tanrısı zayıftır. İnsanları yoksullaştırır ki tanrısı güçlü olsun ve sana biat etsin!


Yöneticisini seçen ahali, nasıl yönetileceğinin de kararını vermiş olmaktadır. Demek ki, yönetim kötü ise, seçen de kötü, yöneten iyiyse seçen de iyidir. Anlayacağınız tek başına yöneticileri suçlamak doğru bir anlayış olamaz. Sahi ya akıldan, mantıktan uzak, bu ümmi yığınlar nasıl oldu da toplum çoğunluğu oldu? Ne diyordu arkadaşımın manevi babası:


“Öyle bir zamana düştük,

Küfrün adı iman oldu.

Doğru dürüst gider iken,

Hakk’ın yolu duman oldu!

Daha dünün suratsızı,

Şimdi kaşı keman oldu!”

...

Bir öğretmenim şöyle bir tanım yapardı atasözü için:


“Halk denilen büyük usta, deneyimlerinden, yaşam süzgecinden geçirdiği, tecrübelerini, özlü sözlerle yarınlara ışık olsun diye aktarımlarda bulunur, bu kalıplaşmış sözlere atasözü, atalar sözü denir!" Anlayana… Anlayana… Anlayana sivrisinek saz, anlamayana ne dersen de her şey az, her şey boştur!


Sahi ya nasıl bir zamana denk geldik böyle? Kendine değer veren, onu insan katarında gören, onun bütün kutsallarını baş tacı edeceğini, onun insan gibi yaşaması için elinden geleni yapacağını, çocukların aç yatağa girmeyeceğini, herkesi kucaklayacağını, ayrım yapmayacağını söyleyen bu hümanist insan... Aslında “hakikaten,” bizim buralara değil de İskandinav ülkelerine yakışan, mütevazi, içimizden biri gibi olanı tercih etmemesi "hakikaten, hakikaten" akılla, mantıkla açıklanabilecek bir durum değil!" Stalin'in tavukları misali bu durumun sosyologlar tarafından derinlemesine incelenmesi gerekmez mi?


Üçüncü dünya ülkelerinin ikna aracı, onların tam bir teslimiyet içinde olmalarını sağlayan din değil midir? Dinsel terminolojiyi kullananların, söylediklerinin gerçek olup olmadığını sorup sorgulamadan itirazsız kabul eder, düşünce ataleti içinde olanlar. Din adamları aslında insanlara kılavuz olacağına, cehennem korkusu ile onların aklını başından alır ve onların hakikatli davranışlar sergilemesine imkan vermez. O kılavuzun (!) söyledikleri Kuran’ın bir bakış açısından çok uzaktır, onun söyledikleri onun sübjektif düşüncesidir. Bugün İstanbul Sultanbeyli’de adı Murat olan bir imam, seçim sonuçlarına göre yanındaki- ruhsatlı mı, ruhsatsız mı orası ayrı bir bela- iki silahını da hazır ettiğini cami cemaatine aleni bir şekilde söylüyor, akıl alacak gibi değil ve yönetenlerden “tık” yok!


Bak güzel ülkemin insanı, son yıllarda sen üretmez oldun, hazırcı oldun, bak sağına soluna onlarca esnaf kepenk kapatmış, yılların işletmeleri iflas etmiş, sen bugün aldığını yarın alamaz olmuşsun, protein tüketimin neredeyse sıfır, buna sebep istikbalimiz çocuklarımız ve gençlerimizin metabolizmaları gelişimini tamamlayamıyor. Bu üstümüze çöken karamsar hava, insanımızın içini kararttı, buna sebep gençlerimiz umudunu yitirmiş, bir an önce ülkeden kaçmanın yollarını aramaya başlamış...


Bak güzel ülkemin insanı, paralı sağlık hizmetleri, paralı eğitim hizmetleri sayesinde ne istikbalin ne sağlığın güvencede, sen asil ve necip milletim, bu gidiş iyi bir gidiş değil, ben söylemiş olmayayım!


Sen benim işçi kadınım, köylü kadınım, mürekkep yalamış kadınım, seni birey katarına çıkaran Aziz Atatürk’e ihanet içindesin, sen köylü kardeşim, bak tarlana attığın ata tohumunun kullanımını bile yasakladılar sana, bak traktörüne mazot alamaz oldun, damdaki süt ineklerini kesimhaneye göndermek zorunda kaldın, bak tarlana gübre atacak mecalin kalmadı! Bak ben diyeyim, daha bugünler, iyi günlerin, aklını başına devşirmezsen, gör daha neler gelecek başına?


Hakikaten ya, nasıl bir zamana denk gelmişiz böyle, doğanın üstün varlığı, Tanrının özene bezene yarattığı insanoğlu, bak benim güzel kardeşim, akıl, mantık melekelerin yokuş aşağı, freni boşalmış kamyon gibi uçarcasına gidiyorsun, inşallah ben dediydim olmaz!


Sahi ya nasıl bir zamana denk gelmişiz böyle, şimdi soralım,


İnsandan başka kendi nesline, aleni ihanet içinde olan başka bir canlı türü var mıdır?

55 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

תגובות


1/2