Kozak Yaylası
- Şenol YAZICI
- 9 Ağu
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 10 Ağu

Şenol YAZICI
Kozak Yaylası
Niyetim Bergama'ya gitmekti.
Farklı, görmediğim bir rota arıyordum. Sonunda buldum; dev fıstık çamlarıyla ve granit kayalarıyla ünlü, Ayvalık ve Bergama'nın kavurucu yaz sıcaklarında kaçtığı mesire yerlerinden biri Kozak Yaylasından gidecektim.
Yaylayı, çam fıstığı toplayıcılarını hep duyardım. Yerden beş-altı metre yüksekte 5-6 metrelik sopalarla çalışırdı bu işçiler. Ulu ağaçlarla kaplı bir orman denizi canlanırdı gözümde.
Danıştıklarım, herkes, bir şey söylüyordu, birleştikleri tek nokta yoktu. Hissettiğim, güzel demek için uğraşıyorlar, ama öyle aman aman bir güzellik de yok, sonunda bir yol yapmışlar, emek vermişler, ne desinler ki? Galiba, farklı doğal güzellikleri olan bir orman alanı, deneyimlemekten keyif de alabilirim, düş kırıklığına da uğrayabilirim daha güzel bir seçeneğin yoksa düşünmeli.

KOZAK YAYLASI ilginç bir yer, farklı olanakları da barındırıyor. Prof .Dr. Tankut Öktem'in bu ATATÜRK heykeli bunlardan biri...
Yaz günü kıyı Ege yanarken Kozak Yaylası yolu sevimli göründü. Bergama ise bildiğimiz PERGAMON, her dem sevilir. Anısı yeter.
Ayvalık'tan Gömeç'e giden yolda dağlara dönen bir kavşaktan saparak gidiliyor Kozak Yaylasına. Bergama'ya uzayan 60 kilometrelik yol, yaz sıcaklarında büyük ilgi gören ulu çamlarla kaplı dev bir mesire yeri gibi.
Yol boyu köyler, adımbaşı çeşmeler, birkaç lokanta, kafe, dinlenme tesisi bulunuyor.

Allah'ın Ağacı
Bir ağaç düşünün ki kayalık ve susuz bir dağ başında büyüyor, gölge veriyor, odunundan dalından budağından yararlanıyorsun, yetmiyor dünyanın en değerli endüstriyel meyvelerinden birini, çam fıstığını da de sunuyor ellerine...
Ne güzel diye geçiyor aklımdan; her yan fıstık yüklü çamlarla dolu... İyi de para ediyor, zorda kalırsan uzan bir dalına topla, götür sat...
Ne şanslı insanlar, diye düşünüyorum.
Şuradan bir yer çevirsem, içinde bir kaç kök çam olsa... Allahın ağacı işte...
Hiç de öyle değilmiş; bu ağaçların her biri kişilerin tapulu malı.
Dikmesi bir dert, bakması bir dert... Sonra devasa ağaçlara bakıyorum, bunların dallarına erişilir mi? Toplaması herhalde bin dert...
Özel toplayıcıları var, 4-5 metrelik sopalar kullanıyorlar.
Bir yerlerde okumuştum; onları bekleyen bir meslek hastalığı varmış: Çoğunun ikinci çocuğu olmuyormuş.

-
Gidişli gelişli tek şerit asfalt yol virajlı olsa da bakımlı...
Yol kenar çizgilerini algılayan bir araç olsa, elli kilometreye sabitle...
Bu orman bir derya...
Dışarıdan vahşi bir hayatın bir parçası gibi duran orman sürprizleriyle şaşırtıyor. Antik devirden bu yana fıstık çamı, üzüm, ceviz gibi meyveler yetiştiriliyor. Bir insanın varolabilmesi için her şeyi barındırıyor.
Orman granit bakımından da zengin ve taş kaliteli.
Yol kenarındaki levhalara dikkat ederseniz daha ilginç şeyler de görmek mümkün. Etrafta bir zamanlar buralara hakim olan Bergamalıların ve Romalıların hamamları, ören yerleri de var.

Hayat Bir Okuldur, Fıstıkçamı da Öğretmen
Öğreniyorum.
Fıstık çamı ilk meyvesini 8 yaşından sonra vermeye başlar. Dereceli olarak 20 yaşına kadar verim artışı yükselerek devam eder. Tam verimini 25 ile 50 yaşları arasında yapar hale gelirmiş.
Peki sonra... Yaşlanan ağaçlar ne olur?
Bunun yanıtını alamıyorum.
Ortalama iyi bakılmış yerini seven 10 çam fıstığı ağacından 50 ila 75 kg arası mahsul alınabiliyormuş. Bu yazı ilk yazıldığı Temmuz 2023 fiyatlarına göre endüstriyel bir bitki olan çam fıstığının kilosu ortalama olarak 1000 L. çevresindeydi... 2025'te ise 3 - 4.000 Lira olmuş.
Fıstığı alınan kozalaklarda ayrıca değerlendiriliyor.
Çam fıstığı hasatı her yıl kasım ve mart ayları arasında yapılır. Hasat yapılan kozalaklar kuru ortamda bekletilerek temmuz, ağustos aylarında açık alanda güneş ile kurutulmalıdır. Kuruyup açılan kozalaklardan meyveler makine yardımı ile kolay bir şekilde hasat edilebilir. Makineden çıkan künerleri su ile yüzdürüp temizleyerek tekrar kurutularak satışa hazır hale getiriliyor.
Çiftçinin Dertleri
İnsanlarla konuştuğumda bazı ağaçların yeterince kozalak üretemediğini, bazen hiç vermediğini ya da tane tutturamadığını söylüyorlar.
Geçmiş yılları her geçen gün arıyorlarmış. Çitçinin hayatından memnun olduğunu hiç görmedim ama bu verimsizlik hayra alamet değil.
Bence ağaçları gençleştirmek gerek. Ezbere konuştuğumu düşünüyorlar, bu konu hiç açılmıyor. Oysa fındıktan bilirim. Yaşlanan dal nazlanır artık.
Bir ağacı gençleştirmek en az birkaç yıl beklemek demek. Çok zaman...
Bazı insanlar iyice umutsuz.
"Bu dağlarda çam fıstığı biterse Bergama aç kalır." diyorlar. Dur bakalım, Bergama'nın daha neleri var, altını, tarihi....
Aç kalmazlar belki ama fıstıkçamı olmadan bu köylülerin zorlanacağı kesin.

LOKANTALAR
Yayla da çok yerde , piknik yapma şansı var. Ayrıca çok sayıda lokanta, kafe çayhane de...
Ünlü tatil beldelerine yakın diye o donanım da hizmet veren yerler bekliyorsanız heveslenmeyin, fiyatları biraz benzese de ilgisi yok.
Bir kere Bolu dağı lokantalarını hiç andırmıyorlar. Basit, ilkel, ama umduğumuz gibi doğal değil ve pahalı dükkanlar...
Gerçi, artık ne ucuz diyeceksiniz de, karşılığını alamıyorsanız çay bile pahalıdır; bu tip lokantalarda bazen yakalanan o lezzet, yöresel bir tat da yok.
Yaylada herhalde kuru fasulye yenilir, diye istediğim yemeğin fasulyeleri sanırım doğru zamanda kabarsın diye suya konulmadığından tüfek saçması gibiydi.
Bir gözleme dünya para...
Herhalde sır otundadır diye sordum, adam meslek sırrı dedi.
*

DOĞA RASTLANTILARIN SANATÇISIDIR
Siz hiç bir kayaya hayranlık duydunuz mu?
Şu güzelliğe baksanıza... Doğa en büyük sanatçı demez misiniz? Rastgele attığı fırça darbeleriyle dünyanın en kusursuz tablolarını yaratıyor.
Sanki Şeker Ahmet Paşa'nın en iddialı peyzajı...
Granit bunlar, mağmatik kayalar, işlenmeye çok uygun ve harika sonuçlar alınan bir taş...

Yollar ıssız ama hız yapmaya uygun değil, dikkat istiyor.
Başka türlü kendinize yapacağınız, vereceğiniz zarar bir yana, bu güzelim çamlara ya da kayalara zarar verebilirsiniz.
Yolun bir bölümü böyle... çam ve kaya...

Ormandaki Atatürk
*
Bir taş atölyesini görmek için yoldan ayrıldığımızda bu heykele rastladık.
Öyküsünü sonradan öğreneceğim, güven veren o temiz yüzü görmek dağları tanıdık, bildik yaptı birden.
Garip bir hal yaşıyorum, daha önce aklıma bile gelmeyecek bir durum: Atatürk varsa çevrede ruhum kaygıdan azade, rahatlıyor; burda uygarlık ve çağdaşlık var diyorsunuz.

Atatürk Anıtı; *
Türkiye deki Atatürk anıtlarının en farklısı BERGAMA – KOZAK YAYLASI anıtıdır.
Bu anıtta Atatürk, golf pantolonlu spor takım giysisi , başındaki kasketiyle bir kayanın üzerine oturmuş, elini üst üste dizilmiş beş kitaba dayanmış olarak dinlenirken görülüyor. Kitapların adları : (Milli Mücadele ) , (Cumhuriyet ), (Devrimler ), (Bilim ve Sanat), ve (Nutuk) olan bu kitapların adları uzaktan okunabilecek büyüklükte harflerle sırtlarında yer alıyor.
Yaşamını Almanya'da sürdüren 30 yıllık eğitimci, doğa sever SÜHA ŞEN, Kozak Yaylasında fıstık çamları arasında yürüyüş yaparken bir heykel kaidesi görünümündeki iri bir kayayı görmüş ve köye giderek muhtara bu kayanın bulunduğu araziyi almak istediğini bildirmiş.
Arazi sahibi Bağyüzü Köyünden YÜCEL KORAY, Süha Beye bu araziyi ne amaçla istediğini sormuş, Süha Şen: Bu kayanın üzerine bir Atatürk Anıtı yaptırmak istiyorum , yanıtını alınca; arazi sahibi ; "Bu amaçla almak istediğin araziyi parayla satmam ! Çamlığımdan sınırını sen çiz, istediğin kadar araziyi bu amaç için benim armağanım olarak kabul et! demiş.
Daha sonra Süha Bey Türkiye de 18 ilde Atatürk ve Cumhuriyet konulu heykelleri ile 90 şehitlikte bu çeşit heykelleri bulunan Prof. Dr. TANKUT ÖKTEM beyi bulmuş. Bu güzel girişime benim de katkım olsun, diyen ve anıtı hiçbir ücret almadan yapan Prof. Dr. TANKUT ÖKTEM bu eseri tamamladıktan çok kısa bir zaman sonra trafik kazasında yaşamını yitirmiştir.
*
Bu fotoğraf ve altBilgi ; Şafak OMAN
adresinden alıntıdır
*

Güzellik Detaydadır
*
Fıstık çamlarının arası doğanın rastlantıda yakaladığı o estetikle gelişi güzel serpilmiş granit kayalarla dolu. Granit dayanıklı ve işlenmeye iyi yanıt veren bir magmatik oluşum.
Heykel Atatürk, daha küçük bir kayanın üstünde oturuyor, elini kitaplarının üstüne koymuş dinleniyordu.
En güzel yanı da Atatürk'ün heykellerinde görmeye alıştığımız militarist görünümde değil de spor kıyafetler içinde tasarlanmasıydı.
Sanki bir yürüyüşten dönüyor ya da gidiyordu. Oraya şöyle bir uğramış soluklanıyordu.
Her zamanki militarist giysileri ve tavrı yoktu üzerinde. O çelik bakışları da... Dikkatle yarattığı ülkeyi ve zor öğrenen yurttaşlarını kusur arayan bakışlarla izlemiyordu.
Bakan kişiye "Savaş bitti, rahat ol " der gibiydi.
Öyle bir şey yazmıyordu ama Atatürk, bu kez başka bir şey söylüyordu:
"Benden bu kadar, artık başınızın çaresine bakın. Bildiğimi öğrettim, yapacağımı yaptım sizin için. Kazanımlarım, mirasım doğru kullanırsanız torunlarınıza da yeter.
Daha iyisini siz yapın, yapın da göreyim."
Çeşmenin duvarı da doğal kitabe olmuş, ATA'nın kendi sözlerinden alıntılara, hakkında söylenenlere yer verilmiş.

BERGAMA
Batı Giriş
Orman giderek seyreliyor, ovaya iniyoruz. Solda tanıdık bir tepe görüyorum: PERGAMON.
Tepedeki antik yerleşimi ve oraya Bergama çayından su taşıyan kemerleri fark ediyoruz. Kim bilir kaç bin yıldır aynı yatakta akan Bakırçay boyunca giden yolumuz ilerde ilk çağdan kalma iki tünelin başladığı yerde ayrılıyor.
Burda büyük bir uygarlığın kurulmasında başat bir etken olan, toprakları bereketli bir ovaya çeviren BAKIRÇAY havzasındayız.
Temmuz 2002
7 Ağustos 2025
GÜNCELLENMİŞ
YAZIMIZI OKUMAK İÇİN BURAYA ya da RESME TIKLAYIN
























































Yorumlar