Şenol Yazıcı'nın KİRAZ Kitabı Üzerine Öyküsel Değerlendirme

ASİYE Y. ARSLAN
*
KİRAZ, bireysel deneyimlerden, toplumsal hafızaya, oradan da insanın evrensel macerasına uzanan bir çizgi üzerinde ilerleyen öykülerden oluşuyor. Kitabın bütününde ayrı ayrı öyküler birinci kişi ağzından, anlatıcının deneyimlerini öyküleştirip doğa, çocukluk, toplumsal düzen ve tarihsel bağlamla iç içe aktarıyor.
Kiraz, güçlü, çarpıcı bir metafordur da aynı zamanda.
Yazıcı’nın dönem kitabında tematik birlikteliğin yanında, evrensel bir öğreti de görürsünüz. Değindiği 12 Eylül öncesi gençlerimizin kaderi ve öğrendikleri kendisine fazla gelen insanın gerçeğidir bu bilgi hazımsızlığı: Çok bilen çok yanılır ya da bazıları asla kazanamaz.
Kitabın dilinde en önemli özellik, betimleme gücüydü. Doğa tasvirleri, köy yaşamı, çocukluk anıları ve toplumsal sahneler, yoğun bir şiirsellik ve ayrıntı zenginliğiyle aktarılıyor. Zigana’nın vadileri, Uludağ’ın dorukları, ay ışığının masalsı parıltısı, köy evlerinin gaz lambası ışığı, okurun zihninde canlı imgeler yaratacaktır. Bu betimlemeler, öykülerin atmosferini kurmada, kişi ve karakter yaratmada en güçlü araçtır.
Anlatıcı sesi, çoğu zaman içten, ironik ve mizahi bir ton taşır. “Dağ” öyküsünde ayı korkusu mizahi bir dille aktarılırken, “Kiraz” öyküsünde çocukluk travmaları hüzünlü bir duyarlılıkla işlenir.”Ay ışığı”nda yasak aşkın hüznünü epik bir dille anlatırken, “Başkaldırı”da ise dil sertleşir, doğrudan ve manifestovari bir tona dönüşür. Bu çeşitlilik, kitabın anlatım gücünü ve sahiciliğini artırır.
Bu renkli anlatımı ve farklı ritmi yaratmak için de Dostoyevski vari uzun, yoğun, öyküden ayrılıp üzerinde düşünmek zorunda kalacağınız cümleler de kurar yazar. Denemelerde başarılı bulduğum bu tarz öyküye renk ve derinlik katsa da okuru sıkabilir.
Kurgu, Stendhal’ın sözünü ettiği gibi toplumun izdüşümüdür. Kurgusal kitapların karakterleri, çoğu zaman bireysel travmaların ve toplumsal düzenin taşıyıcılarıdır.
“Kiraz”da küçük yaşta okula gönderilen çocuk, hem ezilmişliğin hem de kitap sevgisiyle kendini var etme çabasının simgesidir. Aynı zamanda 68’liler de denilen okumayı en büyük ideal gören bir kutlu kuşağın da sembolü. “Köy Öğretmeni”nde genç öğretmen, idealizmden umutsuzluğa sürüklenir. Bu da bir devir ülkeyi örümcek ağı gibi saran adamı olana büyük bir gelecek sunan bürokrasi zulmünün bir resmidir. “Selam Söyleyin Ay Işığına”da Yusuf ve Gülizar, ne yapsalar kabul görmeyecekleri yasak aşkın imkânsızlığını temsil eder.
Bu üzünç kültüründen sonuçta bir bayram çıkmayacağı bellidir. Sonunda “Başkaldırı”da Nevzat ve Şahin, korku kültüründen onurlu bir karşı çıkışa evrilen gençliktir, bu kez iççatışmaları, toplumsal bir genel çatışmaya döner.
Bu öyküler ve karakterler, kitabın bütünlüğünü sağlar. Bu örgü, kitabın yapısal gücünü oluşturur. Öyküler, birbirinden bağımsız gibi görünse de tematik olarak birbirini tamamlar. Yoksulluk, kimlik arayışı, doğa ile sınav, yasak aşk ve nihayetinde başkaldırı çizgisi, kitabın dramatik gelişimini belirler.
Doğa betimlemeleri, çocukluk incinmeleri, folklorik motifler, yasak aşk ve toplumsal eleştiri, kitabın tematik çeşitliliğini oluşturur. Dildeki betimleme gücü ve anlatıcı sesinin çeşitliliği kitabı edebi açıdan değerli kılar. En büyük sihri, bir slogana gerek duymadan bireysel deneyimleri toplumsal bir bağlama oturtmasıdır.
Genel olarak “Kiraz”, kişisel hikâyelerden toplumsal bir sese doğru evrilen, sahici ve güçlü bir öykü kitabıdır.
“Kiraz” kitabı, modern gerçekçi akımın örneğini temsil ediyor. Doğa betimlemeleri, çocukluk travmaları, yasak aşk ve toplumsal eleştiri temalarıyla, 1970 sonrası toplumcu gerçekçi çizgiye yakın dururken; dilindeki lirizm ve bireysel duyarlılık yönüyle de bireysel-modernist öykü anlayışına yaklaşır.
*


















































Yorumlar