top of page

Mavi Giysili Dostum


RESİMLER: Yapay zeka, maviADA
RESİMLER: Yapay zeka, maviADA

-Maviler giyen heybetli kısa adama…

Mindiloğlu Mustafa’ya…-

Yusuf ERBAY

*


1.

Mavi giysili dostum

Kuyumculuk yapardı

Bir dağ kasabasında

Sohbetlerden arta kalan ikindilerde…

 

Bense, vakti dolunca gidecek

Genç bir vazifeliydim sadece

Ateş almaya gelmiş orman güllerinden…

 

Akşama doğru / haftada üç gün

Gedemen tepesine yaslanıp

Sisin kapattığı fakir kentin

Zengin ormanlarını seyrederdik…

 

Göğe bakarak anlaşırdık / çokça

Hayretle izlerdi ağaçlar bizi.


 

         -Kabadayılık günlerinden dem vururdu bazen.

         Altın kaplamalı tabancası varmış,

         Kabzasında baş harfleri yazarmış.

         Hatırladıkça hükümete kaptırdığını

         Gözleri bir başka dolardı-

 

Bunalmış bir çobanla sıkça

Ve nasırlı rençberle karşılaşırdık

Yüzü toprak kızılına dönmüş

Bir kenarda unutulmuş

Yüz yerden kırgın yürekle…

 

         -Köylünün bitkin halini konuşup

         Söz ederdik kasabalı kurnazlardan-

 

Mavi ceketli dalgın adamın

Bıyıkları gülerdi sarhoş olduğunda.

Mevsimlere göre giyinirdi tabiat,

Biz türküler söylerdik kendimizce,

Konaklar yapardık mermer direkli…

 

-Laf aramızda kalsın,

Bildiği her türküyü

Aynı makamda söyler,

Birbirine benzetirdi-

 

“Hekimoğlu dediğin de narinim aslan yürekli”.


2.

Mavi gömleği ve neşeli bıyıklarıyla

Beni göklerden seyreden dostumu

Anıyorum ömrün devrilen katlarında

Ve derinden kavrıyorum çaresizliği

Uçan vaktin kızıl kanatlarında…

 

Ben yaşlandım şimdi çocuklar

Kışı yansıtıyor beyaz saçlarım

Dostumsa, Tanrı bilir hâlâ

Eski türküleri söylemekle meşgul

Öldüğü yaşta bekliyor beni…

Sakin bir günbatımında yeniden belki

Hatırlayıp bir zamanlar yaşadığını

Artık kimsenin uğramadığı tepede

Bıyıkları gülerken gök çınara

Ve gençliğimiz karışırken

Akşamın mavi sularına…

Yad edip sık çiseli son akşamı

Denmedik söz bırakmayacağız yarına…

 





3.

Acelemiz yoktu o zamanlar

Bitmez sanırdık zamanı

Geride kaldı acı yeşili yapraklar

Yaban mersinleri ve dolgun incirler…

 

İki biçilmiş kızılot yığınıyız şimdi

Yerimize yenileri yeşerecek

Taze saçaklı bahar sürgünü

Ve kimse hatırlamayacak

Bize ait tek bir günü…

 

Dostum, sen dinleniyorsun

Ak güllerin pembe katında

Ve toprağın mağrur kabartısı altında

Huzura erdi kavgaların ebediyen…

 

Dünyanın meşakkati çok uzağında

Yaşıyorsun varlığın sonsuz düşünü.

Bense hatırlarım hâlâ

Vefasızlığını dağ kelebeklerinin

Ve etrafımızda uçuşan

Ateş böceklerinin sönüşünü….


Yorumlar


bottom of page