HIZ! NEREYE KADAR?
- Zeki BAŞTÜRK
- 37 dakika önce
- 1 dakikada okunur

ZEKİ BAŞTÜRK
*
Ara sıra yakınırız. Çağın hızına ayak uyduramadığımızı söyleriz. Her şey o kadar çabuk değişiyor ki, daha dün yeni dediğimiz bilgiler bugün eskimiş oluyor. Teknoloji, iletişim, üretim, tüketim... Hayat sanki sürekli koşmamızı istiyor.
Öte yandan trafiğe çıktığımızda bambaşka bir gerçekle karşılaşırız. Hız yapmak suçtur. Yol kenarındaki tabelalar bizi uyarır: "Hız felaket getirir." "Aşırı hız ölüme götürür." Demek ki her hız iyi değildir.
Peki hız gerekli midir, yoksa tehlikeli mi?
Aslında hız, ateş gibidir. Doğru kullanıldığında yaşamı kolaylaştırır; yanlış kullanıldığında yakar, yıkar. Bir ambulansın hastaya zamanında ulaşabilmesi için hız gereklidir. Bir bilim insanının yeni bir buluşu insanlığa hızla ulaştırması da değerlidir. Ancak düşünmeden karar vermek, öfkeyle konuşmak, daha çok kazanmak uğruna yaşamı koşturmacaya çevirmek; işte bunlar insanı tüketen hızlardır.
Çağımız, "daha hızlı" olmayı başarı ölçüsü gibi sunuyor. Daha hızlı üret, daha hızlı tüket, daha hızlı yaşa... Oysa insan ruhunun da bir hızı vardır. Dostluk zamana gereksinim duyar. Sevgi sabır ister. Bir kitabı anlamak, bir çocuğu dinlemek, yaşlı bir insanın elini tutmak aceleye gelmez.
Belki de asıl sorun yavaş olmak değil, ne için hızlandığımızı unutmuş olmamızdır. Sürekli yetişmeye çalışırken yaşamayı erteleyebiliyoruz. Zaman kazanıyoruz ama anları kaybediyoruz.
Yaşamda önemli olan en hızlı olmak değil, doğru zamanda durabilmeyi bilmektir. Çünkü bazen birkaç dakika erken varmak için yapılan bir hata, bir ömrü yarım bırakabilir. Bazen de biraz yavaşlamak, hem yaşamı hem de kendimizi yeniden fark etmemizi sağlar.
Hız, insanın efendisi değil, hizmetkârı olmalıdır. Direksiyonda da yaşamda da bizi güvenle geleceğe götürecek olan şey; akıl, denge ve ölçüdür.
Zeki BAŞTÜRK


















































Yorumlar