top of page

Yeni İmgelerle Yaşamı Öğrenmenin Yoludur Şiir

Alex Fishgoyt
Alex Fishgoyt

ASIM ÖZTÜRK

*

Tanımsızlığın kendiliğinden çözümlenemediği, ona uygun sözcüklerin yerli yerine konamadığı durumlarla karşılaştığımız zaman hemen usumuza benzetmeler, yakınlaştırmalar, yakıştırmalar gelir. Bu yoldan giderek ulaştırmak, anlatmak istediklerimize daha kolay ulaşacağımızı umarız. Konumsal olarak, içinde bulunduğumuz duygu durumlarını açımlamak, daha anlaşılır kılmak; yaşadığımız, büründüğümüz, yüklendiğimiz duygu çokluklarını tüm renkleri, tüm kokularıyla iletebilmek için imgelere dayanarak, onlara başvurarak içinden çıkamadığımız olumsuzluğu gidermeye çalışırız.


İçinden çıkılmaz, coşkun bir biçimde kabarıp gelen duygu yüklerinin dışa vurumu, aktarılması, sözcüklere çevrilerek yansıtılması sürecinde, öğrendiğimiz, bildiğimiz, yaşaya geldiğimiz kültürümüzden de esinlenerek içinde bulunduğumuz çözümsüzlüğe en yakın yerden, ona en iyi yaklaştığımız yerden imgeleri kullanarak sesleniriz. Kaçtığımız, kurtulmayı yeğlediğimiz bu çelişik durumdan çıkabilmek, bu birikimi. Bu taşınanı, bu duygu yükünü sağılmak için çoğunlukla imgeleri kullanarak tam olarak ne olduğunu bilmediğimize ulaşmaya çalışırız.


Çabamızın renkli sözcükler seçerek, bugüne dek şiirin alanına pek fazla girmemiş, şiirin estetik değerleriyle örtüşmeyen sözcükleri kullanarak ilgi çekmek olmadığını anlatmak umarım gerekli değildir.


Birçok şiir, birçok yazı bu yanılgılarla dolup taşarken, neyin nereden kaynaklandığını bilmeden derin kültürel birikimleri karıştırmadan; salt şiiri sözcük seçimleriymiş gibi,

bu seçimlerin ilginçlikleriymiş gibi görmenin yanılgılarına düşmeden yolumuzu sürdürmeliyiz.


Altını burada kalın kalın çizmem gerekiyor. Toplumun yaklaşık otuz yılına gelip oturan anamalcı sıkışmalar sonrası dayatılan, özgürlükleri her açıdan yok eden karanlık günler sonrası; ne yazık ki sanat alanında da büyük budamalar, büyük kırılmalar yaşadık.


Dergilerde, kitaplarda yayınlanan şiirlere bakıyorum da sanki hiç bu toplumun derinlerinde

biriken bu kiri, bu sömürüyü, bu yalanları, bu ikiyüzlülüğü görmüyorlar, yaşananları duymuyorlar. Birbirine benzer, içe dönük yanıltıcı, sözcüklerle oynayarak, karanlık, karanlık

olduğu kadar da yaşamın gerçeklerinden kopuk şiirler yayınlanıyor. Şiirlerin altında, kitapların üstünde kişilerin adları olmasa, aynı bireylerin yazdığını sanacağım. Kendi bireysellik içeren sorunlarını, travmaları bir türlü aşamamış, karanlık, umutsuz oldukları kadar da yaşamın güzelliklerini, değişimini ıskalayan şiirler bunlar. Ne yazı ki şiir yazmaya, şiiri sevmeye, şiirin kucaklayıcı, sarıcı sıcaklığını duyumsayanlar bu örnekleri asıl örnekler gibi görüyorlar. Dergiler, bazı dergi yöneticileri bilerek ya da sistematik olarak bilinçli olarak bu örneklere sayılarında yer verdikleri için bunları doğru örneklermiş gibi algılayıp, şiir yazmayı erekleyenlere benzer şiirleri yazmayı öneriyorlar, önermenin çabası içine giriyorlar.


Şiirin, şiirimizin tıkandığı, yerinde saydığı, bir türlü içine düştüğü çukurdan çıkamamasının gerekçeleri arasında birinci sırada sayacağımız bu konumsal yanılgı dolu tutucu

durumudur.


Günü, çağı yakalamanın, tüm insanlığın duyarlıklarını kavramadan, bilimsel gerçekliklerin bizi ulaştırdığı düşünsel, estetik değerlere önem vermeden, salt benzeşmek, birileri beğeniyor, birilerine benziyorum diye şiir yazdığını sanan, tek düzeliğin çizgisini bir türlü aşamayan şiirden bir şeyler umanlar, sürü olmanın ötesine geçmelidirler. Yaşam tüm gerçekliğiyle, olumlu, olumsuz tüm yönleriyle insan oğlunun düşünsel birikimleriyle yaşadığı kötü günleri aşarak ilerliyor.


Yaşananın, yaşamın nabzını tutmak, şair kimliğiyle özgün yönüyle diğer bireylerden, diğer şairlerden ayrışarak kendi gerçekliklerinin ışığında, birikiminin, biriktirdiklerinin şiirini

oluşturmalı, her şair kendisi olmalıdır. Korkuları, yanlış birikimleri, yanılgıları, körlükleri, çağa ulaşamayan düşünsel birikimleri ya da bunların tam olumlu yönleriyle çağının en

ilerisinde sorumluluğunun da bilincinde olarak şiirini yazmalıdır.


Bu düşünme, yazma süreçlerinin tümünü ortaya koyarken yetersiz kalan, iletirken, yazarken yetersiz kalan sözcüklerin, dizelerin belirginleşmesi, daha da iyi ulaşması için güncel diliniçinde kullandığımız imgelere başvururuz. Öyle anlar olur ki içinde bulunduğumuz durumu, içinde bulunduğumuz düşünce ortamını tanımlamakta, sözcüklere dökmekte yetersiz kalırız.


Bunu en yakın en iyi nasıl söylemeliyim umarına sarılır öğrendiğimiz sözcüklerden, onların derin anlamlarından süzülüp gelen imgeleri kullanırız ya da o birikimden yola çıkarak yeni imgeler kurarız. Dilin kendi çatısı içinde biriken bu öğrenmeler, bu gözlemler, bu tanıklıklar bölgelere, değişik ulusların coğrafya konumlarına, dillerine göre ayrışabilir.


Nerede, nasıl olursa olsun şiirin gerçekliği içinde ortaya konmaya çalışılanda yaşayan imgelerin yüzeye çıkışı yaşamın, yaşananın kendisidir.


Bu kötü dönemin şiirsel yaklaşımı içinde, kötü, birbirine yakın, birbirinin yinelenmesi biçiminde karşımıza çıkan düşünce ve dil yatkınlıklarının kirliliğine bandırılmış, içerik olarak her açıdan gerici biçemleri yeni bir imgeymiş, yeni bir şiirmiş gibi sunulması yaşadığımız günün gerçekleriyle de bağdaşmadığı gibi aslında yaşamın gerçeklerinden de uzaklaşıp kaçmaktır. Kaçmanın birçok nedeni olabilir bunu yenilikmiş gibi sunmak, kendi korkaklığını, yaşamla yüzleşme gerçekliğinden kaçmanın bir yöntemi olarak gizleyip örterek sunmak başka bir aymazlıktır. Anlaşılmazlık, çelişik, ilk kez yazılıyormuş izlenimi verse de bu alandaki tartışmanın geniş açılımı içinde yazılanlara, bugüne dek şiirin getirildiği gelişim çizgisine de en hafif tanımıyla haksızlıktır. Şairin, şiiri yazanların bu bağlamda gerekçesi ne olursa olsun, birer kaçış, birer geriye, tutuculuğa saplanıp kalmak olduğunu değiştirmez. Bu korkaklığın, bu geri duruşun öne çıkarılması şiirin gelişim süreci açısından hiçbir önemi yoktur.


Küflenmiş, yıkıntılar altında kalmış, göndermelerde bulunduğu tarihsel süreçlerle bağdaşmayan, o dönemlerin tarihsel gerçeklerine, kültürel açılımlarına, toplum ve Türk tarihi, yaşamı açısından da tümüyle ters düşen bu hem dilsel, hem de imgesel yaklaşımlar yanlışları içermektedir.


Şiir üzerine yıllardır yapılan çalışmalar, bilimsel değerlendirmeler, bireysel yaklaşımlar bu tür ses ve uyak perdesinin arkasındaki yapaylığı ortaya çıkaracak denli güçlüdür. Buralarda oyalanmanın, buradan yeni bir şiir söyleminin çıkarılması olanaksızdır. Hem konum olarak eski geçmişin düşünce yaklaşımları barındırması açısından, hem şiirin o büyük kültürel birikimine, değişimine ters düşmesi açısından da olanaksızdır. Toplumsal değişimler, sosyolojik değişimler açısından da büyük yanlışları içinde taşımaktadır.


Yanılgı dolu kaçışların üstünü örtmek için dil yatkınlıklarına başvurarak, bireylerin, şiir severlerin değişimsel, dönüşümsel devrimlerini budamaktır. Kendi art düşüncesindeki gericiliğin karanlığını yaşamın bu alanlarına örtmek hiç kuşkusuz kurulması gereken iletişimin imgeleri hiç değildir. Yapay dil oyunları, eski sözcüklerin kendi içindeki ses çağrışımlarından yola çıkarak yeni bir biçim oluşturduğunu sananların daha bugünden eskidiği; kim beğenirse beğensin, kim yayınlarsa yayınlasın güncelin, yaşamın, gerçeklerin; şiir gibi tüm devrimleri içinde barındıran bir yazın türünün dışında kalacaktır.


Sözünü ettiğimiz bilinmeyenin, şiirin derinlerinde var olan, her şiir yazanın kendi birikimi, kendi çabasıyla bulacağı, oluşturacağı çözümsüzlük, dilin kullanımında ortaya çıkan çözümsüzlük anlarında bulduğu, kullandığı yeni, yeni olduğu kadar da gerçekliklerden yola çıkan imgeler, sözcükler olmalıdır. Onları öyle yeni anlamlarla, öyle yeni renklerle, öyle yeni duygularla giyindirmelidir ki, okurunu hem çoğaltsın, hem de yenilesin, şiiri yazanı da içine alarak yaşama hazırlasın.


Yanılgı dolu kaçışların üstünü örtmek için dil yatkınlıklarına başvurarak, bireylerin, şiir severlerin değişimsel, dönüşümsel devrimlerini budamaktır. Kendi art düşüncesindeki gericiliğin karanlığını yaşamın bu alanlarına örtmek hiç kuşkusuz kurulması gereken iletişimin imgeleri hiç değildir. Yapay dil oyunları, eski sözcüklerin kendi içindeki ses çağrışımlarından yola çıkarak yeni bir biçim oluşturduğunu sananların daha bugünden eskidiği; kim beğenirse beğensin, kim yayınlarsa yayınlasın güncelin, yaşamın, gerçeklerin; şiir gibi tüm devrimleri içinde barındıran bir yazın türünün dışında kalacaktır.


Sözünü ettiğimiz bilinmeyenin, şiirin derinlerinde var olan, her şiir yazanın kendi birikimi, kendi çabasıyla bulacağı, oluşturacağı çözümsüzlük, dilin kullanımında ortaya çıkan çözümsüzlük anlarında bulduğu, kullandığı yeni, yeni olduğu kadar da gerçekliklerden yola çıkan imgeler, sözcükler olmalıdır. Onları öyle yeni anlamlarla, öyle yeni renklerle, öyle yeni duygularla giyindirmelidir ki, okurunu hem çoğaltsın, hem de yenilesin, şiiri yazanı da içine alarak yaşama hazırlasın.


Duygu değişimlerinin hızla yaşandığı anlarda dilin, sözcüklerin yetersiz kalan konumlarında ortaya koyduğumuz imgeler, yaşamın gerçeklerini yenileyici, devrimci yaklaşımıyla, düşünsel ışığı da içinde barındırmalıdır.


Bilinmeyene, kavranamayana yaklaşırken, düşünsel, duygusal yolculukların o uzun eriminde kullandığımız, alışıla gelen sözcükleri yan yana dizişimiz de yetersizlikler olur. Nasıl yazmalıyım, nasıl anlatmalıyım, o bilmediğimi nasıl öğrenmeliyim, ona nasıl ulaşmalıyım, o duyguyu nasıl ortaya koymalıyım. Yaşadığım gibi, duyumsadığım gibi o duyguyu yazarken içimde taşıdığım sesi, o sesin tınısını nasıl aktarmalıyım. Ses yalın olarak sadece ses midir? Onun taşıdığı anlamlar, acılar, sevinçler, coşkular nasıl taşınmalı; bilmeyene nasıl ulaştırılmalıdır?


İmgelerin kolaylık sağladığı bu anlatım, bu iletişim, duyurma, gönderme; başka beğenilerde kök salma, onlarda çoğalmak, onlarda onların gerçeklikleriyle yeniden yaşamak. İmgenin açılımları içinde büyüyüp serpilmek. Başka olanın alanlarında dolaşmak, yeninin ışığıyla yıkanmak.


O bilinmeyenleri, duyulmayanları, yaşanmayanları öğrenmek, dilin açmazları içinde imgelerle, şiirin yolunu aralamak yaşamın, şiirin önümüzde duran gerçekliğidir.



31.08.2024

Şiirevi – Güvendik – Urla - İzmir


*

ASIM ÖZTÜRK

*

1950 Manisa doğumlu Asım Öztürk Buca Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünü bitirdi. İlk şiirini Salhli'de yayınlanan Güneş gazetesinde yayınladı. Demokrat İzmir başta olmak üzere dönemin birçok gazetesinin sanat sayfalarında yer aldı.

Kimi sanat dergilerinin çıkarılmasında yer alan ÖZTÜRK'ün 35'i şiir, bir gençlik romanı, iki de şiir kuramı üzerine deneme kitabı vardır.

Ülkenin yayınlanan kültür sanat dergilerinde yazılarıyla, şiirleriyle yer aldığı gibi çok sayıda da ödül sahibi.

İzmir'de yaşayan Öztürk, 2003'ten bu yana uzun yıllar maviADA Dergisinde de yazdı, İzmir temsilcisi olarak yer aldı. maviADA'nın İzmir bölgesinde yayılmasında katkısı oldu.

Yorumlar


bottom of page