top of page
1/1074

HAK ETMEDİN




Niyazi UYAR

*

Adam gibi yaşamak, insan gibi yaşamak, ertelenemez, talebiydi. Hep onun için gecesine gündüzüne kattı. Hep onun için çalıştı. Hep onun için, yok haliyle, zalime, zulme, karşı koydu. Yok halinde bir Allah’ın kulundan korkmadı. Kavganın hep ön safında oldu. Hiç kaçmadı, hiç kıvırmadı. Kavgası adına insani istemlerini hep erteledi. O devirde bir sevgilinin yol arkadaşlığı ne güzeldir; ama bu arkadaşlık bir gönül ilişkisine dönerse… İşte onu açıklamak çok zordur. İşte ol sebepten yoluna yoldaş olmak isteyenleri hep duymazdan geldi. Ne Nazife’yi ne Nigar’ı ne Habibe’yi… Hiçbirine yüz vermedi… Ama Aynur, o başka, o bambaşkaydı… Bir genç kızın bu insani istemlerini duymazlıktan gelmek... çok fena… Aman Allah’ım şimdi aklına geldi mi, kendinden nefret etmektedir… Yazıklar olsun!


İnsanların adam gibi yaşayacağı bir dünya kurmak için çabaladı durdu. Yarınları güzel kurmak adına, sarıldı yaşama, yarınlar yaşanabilir olsun diye sarıldı kavgaya! Bu kavgada ne ölmek ne öldürmek vardı. Bu kavga yaşamaktı. Bu kavga başı dik yaşamanın kavgasıydı. Bu kavga bir it gibi kuyruğu kıçına yaşamaktansa, bu kavga seksen yıl bir sürüngen gibi sürünmektense; bir şahin gibi uçurumlara kanat açmaktı.

O kazayla okudu, kazayla ayakta kaldı, kazayla ölmedi, kazayla yüksek okul okudu, kazayla üniversite bitirdi; kazayla da eğitimci oldu.


Aydınlık yarın bekleyenlere umut olmaya geldiğine inandırdı kendini. O inançla dişini tırnağına takarak katıldı kavgaya. Güneşli günler bekleyenleri al atlara bindirip o güzel diyarlara göndermekti. Onlara birey olmanın erdemlerini anlatmaktı bütün muradı. Bir eğitimci olarak tam otuz yıldır bunu anlatıyordu. (Olacağına inansa bir otuz yıl daha anlatırdı.)


Ama olmamıştı yazıklar olsun! Demek ki o, hiçbir şey anlatmamış, hiçbir şey anlatamamış, bin kere yazıklar olsun! O, bir Anzavur’a yenilmişti. Bir Aznavur, bir Kuyucu, bir Delibaş... umutlarını karartmıştı.


O, bunları hak etmemişti, o böyle bir dünyayı hiç hak etmemişti. Zalimin zulmü yanına kar kalmıştı, lanet olsun. “Lanetim kırk bir olsun,” diyordu! Yüzlerce insana aydınlık olduğunu düşlerken karanlığa mahkûm olup gitmişti işte. Onca emeği heba olup gitmişti. Bu ülkenin insanı onurlu bir başkaldırışla, işgalciyi denize dökmeyi bilmişti. Belki ki, “o güzel insanlar, o güzel atlara binip gitmişlerdi!” O aydan arı, günden duru güzel insanlar, yarınları da beraberlerinde alıp götürmüşler anlaşılan! Yoksa bu güzel insanların nesilleri bir teslimiyete rıza göstermezdi.


Onlar hak ettiği şeyin kıymetini bilerek, Atasına kıymet vermişti. “Hak edilmeyen şeyin kıymeti bilinmez,” derler. O böyle bir dünyayı hak etmemişti, çocukları karanlığı hiç hak etmemişti, dostları da hak hiç etmemişti: Serap, Ömer, ismet, Celal, Emel, Aynur, İbrahim, Nazife, Nigâr, Ayşe, Leyla… Hiçbiri böyle bir dünyayı hak etmemişti...


Sadece, bu yığınlar mı, sen de hele sen hiç hak etmedin. Ondan öte sen böyle bir sevdaya hiç layık değilmişsin! Sen böyle bir umudu, kimseye nasip olmaz böyle bir sevgiyi hiç hak etmedin, gözüne dizine dursun!


Umutların kararsın, yarınların karanlık, kapkaranlık olsun! Eline aldığın her şey kuruyup gazele dönsün. Kestane kızılı gözlerine karadan başka bir şey görünmesin! Nereye bakarsan, orası karaya kessin!

Sen böyle bir sevdayı hiç hak etmemişsin, sen hiçbir şeyi hak etmemişsin! Senin adın Dolanay, soyadın Yalanay! Sen, karanlıktan doğma, geceden inmesin! Sen tekmil karanlıklardan ötesiymişsin ki, o fark edememiş!


Sen de bu yığınlar da böyle bir umudu, böyle bir sevdayı hiç hak etmemişsiniz, der ki, lanetim kırk bir kez çoğalsın! Senin de bu yığınlara bütün güzellikler haram olsun, ışığınız sönsün de elinizden tutan olmayıp *meyallahta kalın !


*Meyallah: Ortada kalıvermek!


Etiketler:

45 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


1/2