Gerçeğin Efsanesi İnsan Bedreddin
- Yusuf Erbay
- 4 dakika önce
- 2 dakikada okunur

YUSUF ERBAY
*
Sorgu
*
Yiğitçe sorulanı yiğitçe cevapladı. Kahpe sorulara cevap vermedi, duymazdan geldi. Kaypak cevaplardan medet ummadı.
Onurla çevirdi yüzünü kahpe sorguculardan, soran Padişah olsa bile başın eğmedi.
Ne peygamberlik tasladı, ne mehdilik. Ne yalan söyledi, ne yalan dinledi.
Bilirdi ki, sırat-ı müstakimde kimse kaybolmaz. Bu yol üzre sarf edilen hiçbir emek zay olmaz.
Şer’en yol bulamayan Kirişçi Mehmet’in acem uşağı, örfen fetvasını verdi:
“Götürün berdar edin. Kanı helal, malı haramdır”.
Yapılanı helal etti, yapana. Ne bilsin zalimler, takdir Tanrı’nındır. Kimin kazandığı toz duman kalkınca ayan olur, dedi.
Ayan olana şahitlik etti. Bütün haklara şahitlik etti. Hakkı yenenlere şahitlik etti.
Senin “Şahidim” dediğin dilin söylediği, yaşanan her anın bir şahidi var.
Senin “ben” dediğin halin söylediği, yaşayan her benliğin bir şahidi var.
Ölüm şahitlerin kıyametidir, ölümden sonra şahidin, yaşadığın ömürdür.
Her şeyi her şeye şahit tutan bilir ki, şahitsiz yaşanmaz, şahitsiz ölünmez.
Gerçeğin perdesinden sızana şahit olanlar, onlar iflah olmayanlardır.
Onlar aynı anda siyahtır ve beyazdır, bir vücutta alimdir ve cahildir,
Bir yürekte cesurdur ve korkaktır, bir nefeste ayıktır ve meczuptur.
Başlamayana ve bitmeyene şahit olan büyücü, bir anda olup bitene şahit olan büyücü, kapıyı çaldığında vakit gelmiştir.
Kan
Kan ile abdest almasına izin verdiler. Kendi kanıyla abdest almasına izin verdiler. Eline kanı bulaşanların günahlarını temizledi Bedreddin.
İki rekat namazı seccadesiz kıldı, iki rekat namazı iki cihanda kıldı. Evlatlarını uzaklarda bırakmıştı, yol evlatlarını görmek diledi.
Vasiyetini söyledi, helallik aldı, dönüp “beni sen yıka” dedi Mecnun’a, ömrünü Bedreddin’e adamışların en mecnun olanına.
Getirdikleri bineği reddetti, darağacına yalnız yürüdü. Vicdanı rahat, başı dik ve adımları kararlı.
Ömrünün hakkını vermiş olanların gönül rahatlığıyla yürüdü. Durup dinlenmeye gerek duymadan yürüdü.
Ardında kalanla, önünde duran karıştı birbirine. Geçmişin hatırına yürüdü, geleceğin ışığına yürüdü.
Zalime karşı duranların cesaretiyle, mazlumdan yana olanların asaletiyle yürüdü. Yolun üzerindeki önemsiz bir ayrıntıydı darağacı.
Bir Mansur’dan, bir de Bedreddin’den öğrendi tarih darağacına yürümeyi.
Son sözünü adalet üzere söyledi, adaletsizlere:
Adalet yoksa âlem zindandır. Ne devlet kalır, ne sultan kalır, ne din kalır, ne iman. Ben de bu zindan yerinde kendi halimce bir Bedreddinem.
Benimle birlikte gidecek, ne varsa benimle gelen, ne varsa bende olan.
Gözlerimin rengi gidecek, ellerimin tuhaf şekli.
Yüzümdeki hayret, alnımın kırışıklıkları, benimle gidecek.
Geride, tükettiğim ömür ve toprağa karışmış tecrübeler
Son torun ölene kadar yaşayan hatıralarım kalacak.
Derleyip kırk yamalı bohçamı, sarılıp tek parça elbiseme,
Sırattan ince bir yoldan, yürüyüp kendi düğün geceme,
Benimle gelen son bakışlarımı toplayıp, son seslere kulak vererek
Vuslatın darağacına kavuşacağım.





















































Yorumlar