top of page

Türkiye’nin DÜZENİ

Devletin Has Evladı ve Kurbanlık Adayı

*




Mehmet Şamilof

*

Aynı hücreden bölündük. Aynı rahme düştük, aynı sütü emdik. Hayata eşit başladık.

Ama Türkiye denilen o devasa terazinin iki kefesine oturduğumuzda, birimiz göğe yükseldi, birimiz evrak klasörlerinin arasında gömüldü.


Biz ikizdik.

Ben ve Salih.

Aynı okullarda okuduk, aynı müfredatla yoğrulduk, aynı sıralarda dirsek çürüttük. Aynı formülleri ezberledik, aynı sınavlara girdik. Fakat devlet denilen mekanizma, bizi bağrına aldığında birimizi “öz evlat”, diğerimizi “üvey evlat” ilan etti.

Bu yazı, aynı eğitimden çıkıp iki ayrı Türkiye gerçeğine savrulan bir hayatın anatomisidir.


İki Yol, İki Sözlük

Salih, “Devlet kapısı garantidir” dedi. Kravatını düzeltti, Ankara’nın gri ama güvenli koridorlarına girdi.

Ben ise “kendi işimin efendisi olacağım, istihdam yaratacağım, bu memlekete değer katacağım” diyerek özel sektörün dalgalı denizine açıldım.

Hayat bizi iki farklı sözlüğe mahkûm etti.

Salih’in sözlüğünde şunlar yazıyordu:

Makam aracı. Şoför. Lojman. Hafta sonu tatili. Brüt maaş üzerinden tam yatan sigorta.

Devlet onun hayatını daha ilk günden sigortaladı.

Otuz yıl kira nedir bilmedi; lojmanda yaşadı.

Fatura, bakım, tamirat derdi olmadı; devlet karşıladı.

Trafikte terlemedi; şoförlü araç tahsis edildi.

Bayramları huzurluydu, hafta sonları dokunulmazdı.

Salih bu hayatta yalnızca yaşadı.

Geri kalan her şeyi onun adına devlet düşündü, devlet ödedi.






Vergilerle Yazılmış Bir Hayat

Benim sözlüğüm ise bambaşkaydı.

Sayfalarında sadece rakamlar vardı:

Kurumlar Vergisi. KDV. Geçici Vergi. SGK. Muhtasar. Damga Vergisi. Stopaj. MTV. Kar Dağıtım Stopajı…

Devletin iş veremediği insana iş verdim.

İstihdam yarattım.

Risk aldım.

Ama devlet bana teşekkür etmek yerine, her ay kapıma dayanıp yeni bir vergi makbuzu uzattı.

Ben, Salih’in şoförlü aracının yakıtını ödeyen mükelleftim.

Ben, oturduğu lojmanın boyasını, içtiği suyun vergisini yatırandım.

Salih akşam evinde çocuklarıyla yemek yerken, ben banka dekontlarıyla, vergi dairesi tebligatları arasında yaşlandım.

Ne bir yuva kurabildim,

Ne çocuklarımın büyüdüğünü izleyebildim.

Benim çocuklarım, ay sonunda ödenmesi gereken borçlardı.

Lüks Salonlar, Ucuz Hayatlar

Sayın yönetenler;

Biz bu ülkenin esnafı, küçük işletmecisi, müteşebbisi…

Devlete yük olmadık. Devletin yükünü aldık.

Ama siz, asgari ücreti ve emekliye reva gördüğünüz komik zamları konuşmak için lüks salonlarda toplandınız. Binlerce canlı çiçekle süslenmiş masalarda, dev LED ekranların önünde kararlar aldınız.

O masalarda yediğiniz pastaların,

O salonların,

O çiçeklerin parasının kimin cebinden çıktığını biliyor musunuz?

Benim.

Benim ömrümü tüketerek ödediğim vergilerle o pastaları yediniz.

Benim uykusuz gecelerimle o çiçekleri kokladınız.

Bu hikâye yalnızca benim değil.

Kepengini hüzünle indiren bakkalın,

Borç sarmalında boğulan atölye sahibinin,

Vergi dairesinden gelen tebligatla uykusu kaçan binlerce esnafın çığlığıdır.

Ve borçlarını ödeyemediği için hayata veda edenlerin vebali, o salonların yaldızlı tavanlarındadır.





Emeklilik: Bir Kadeh Şarap, Bir Battaniye

Ve takvimler emekliliği gösterdiğinde, kader son yumruğunu vurdu.

İkizim Salih, Ege’de denize nazır müstakil evinde, kış bahçesinde kırmızı şarabını yudumluyor. Hayatı, devlet garantörlüğünde yaşamanın huzuruyla dinliyor.

Onun adına mutluyum.

Refahı daim olsun.

Ben ise İstanbul’un soğuk bir çatı katında, rutubetli duvarların arasında, eski bir battaniyeye sarılıp titriyorum.

Şirketi tasfiye ederken işçimin tazminatını ödedim.

Devletin vergisini eksiksiz verdim.

Evimi sattım. Arabamı sattım. Gençliğimi sattım.

Bugün borcum yok.

Ama yarınım da yok.

Devletin bana layık gördüğü 20 bin liralık emeklilik, bir maaş değil; bir mesajdır:

“Sen ürettin, sen riske girdin, sen bize baktın. Şimdi kenara çekil.”


Son Söz Yerine

İkimiz de bu vatanın evladıydık.

Salih devleti tüketti, devlet ona baktı.

Ben devleti besledim, devlet beni tüketti.

Salih’in kadehindeki şarapta, benim ödenmiş vergilerimin, uykusuz gecelerimin ve hiç kurulamamış hayallerimin tortusu var.

Çok yaşa ikizim Salih…

Devlet seni yaşattı, beni imha etti.

Adaletiniz budur.

Eserinizle gurur duyun.



Mehmet Şamilof

11 Ocak 2026


Yorumlar


bottom of page