top of page
1/734

1940 Şiiri Üzerine

*

ŞENOL YAZICI

*

Geçenlerde izlediğim 1940 Şiiri üzerine bir etkinlikten sonrası yazdıklarıma yoğun tepki aldım. Bir bölümü haklıydı.


Bir bölümü ise saçmalık...



Bazıları niyet okuma ya da özel bir facebook sayfasında alınan notlara gereğinden fazla misyon yüklemeydi.


Bu eleştirileri şöyle özetleyebilirim.


* Ayrıntı etkinlikte işlenmemiş, üstün körü geçilmişse, neden sen o zaman sormadın ya da anlatmadın?

* Konuşmacı yazara gösterdiğin abartılı nezaket sanki bir yergi taşıyor gibiydi.

* Hep kusurlarını görüyorsun, Toplumcu şairlere karşı mısın?


Yanıt: Yok devenin nalı. Buradan bunu çıkaran nasıl bir zekadır? Toplumcu şairlere karşıymışım. Ben o kültürle büyüdüm, bir kuşağı, hepimizi olduran o... İlk yazılarımda, hatta ilk kitabımda bu görülebilir.

Bakışa göre, bizi besleyenler ya da zehirleyenler onlar...

Benim derdim hatasıyla sevabıyla o dönem niçin anlatılmadı?


İlle de beni konuşturmak, yanlış yaptırmak ya da bilmek derdinizse beni bir kitapta siyasi tercihler değil poetik tercihler ilgilendirir, öteki yazarın şairin seçimidir.


Suçta kanıt diye bir şey aranır, şu ya da bu olması değil; poetik kusursuzluk derdim.

Niyet okumayın.


Hem 1940 şiirinin bir Divan şiirinden ya da Garip akımından fazlası ya da özel kutsiyeti mi var?

Yoksa moda deyişle bilmediğimiz bir beka sorunu mu gene?


Ayrıca,

Üzerinde konuştuğumuz Toplumcu Şairler değil, 1940 Kuşağı Şairleri diye hiç de doğal olmayan bir ayrım, hatta yakıştırma... Bunların bir kısmı örneğin Nazım, Hasan İzzettin Dinamo vs... daha 1929'larda, 1930'larda bu tarz şiirler yazıyor.

Yani Attila İlhan daha dört-beş yaşındayken...


Öncelikle anlaşalım: En güzeli bulmanın yolu eleştiridir, eleştirilmeyen hiçbir şey gelişemez, buna şiir de dahil. Özetle şiir dokunulmaz ya da kutsal değil.


Belki biliyorsunuzdur, yazarlar, istisnalar hariç, yazın çalışmaz, kış için birikim yaparlar. Orada yazdıklarım, bitirilmiş bir yazı değil, gözlediklerimin karalama defteridir.


Size ne oluyor diyeceğim, ama birilerini etiketlediğime, kimi gruplarda paylaştığıma bakınca çok da özel kalmamış, haklısınız. Yine de biraz bekleyip kayda değer olanlarla ilgili düzelterek, kaynak da kullanarak yapacağım çalışmaları maviADA Dergisi sayfalarında okuyup öyle suçlamayı seçebilirdiniz.


Yazdıklarıma gelince yumurtanın tazeliğini anlamak için ille de tavuk mu olmalı. Kaldı ki ben o kadar bilsem 1940 Şairleri Kuşağı diye kitap yazardım.


Söyleşinin konuk yazarı bu konuda bir de kitap yazarak bildiğini iddia etmektedir. Bilene de sorarlar: Bu nasıl bilmektir?

*

Şimdilik bir iki not;


"Adı geçen şairlerin büyük bir kısmı şiirlerinde halk söyleyişine, halk dilinde kullanılan deyim ve atasözlerine hatta halk şiiri nazım şekillerine yer vermişlerdir. "


-Bu da benim tezimi güçlendirmez mi, karşı oldukları GARİP akımından ne farkları vardı?-


Nazım Hikmet’in 835 Satır’ının 1929’da yayınlanmasından sonra ortaya çıkan bu şiir akımı farklı boyutlarda 1980’lere kadar gelmiştir. Nazım Hikmet’in öncü olduğu bu şiir akımında önce Hasan İzzettin Dinamo, Ercüment Behzat Lav, İlhami Bekir; daha sonra A. Kadir, Rıfat Ilgaz, Ömer Faruk Toprak, Mehmed Kemal, Enver Gökçe, Niyazi Akıncıoğlu...; Türk şiir çizgisini hem biçim hem de muhteva bakımından değiştirmişlerdir.


Attilâ İlhan, Arif Damar, Ahmet Arif, Şükran Kurdakul, Hasan Hüseyin... gibi şairler de bu şiir çizgisini geliştirmişlerdir.


Bezirci'nin dile getirdiği, toplumcu şairler, Nazım Hikmet’in yazdıklarının ötesine geçemedikleri, çoğu zaman da onu taklit ettikleri için eleştirilirler. (Geniş bilgi için bakınız: Bezirci 1971: 13-15)

Ancak bu şairlerin bir kısmının, 1950’den sonra kendi şiir çizgilerini oluşturdukları, bir kısmının da toplumcu şiir anlayışını çok farklı boyutlara taşıdıkları unutulmamalıdır."


- Yani bu ayrıştırma suni bir ayrıştırma olduğunu düşünüyorum. Başlı başına bir akım değil, Nazım'la başlıyor. Bir çoğu başta onu taklit ediyor, sonraki yıllarda özgün eserler veriyorlar, anlamına gelmez mi?

Onların değerlerini tartışmıyoruz, çok büyük şairler oldukları kesin ama neden bir on yıla sığdırılıp kutsanıyorlar, sorun adlandırma... Hem de yüzyılın içinde sadece 10 yıl... Neden 1930 kuşağı,1950 kuşağı yok...

O zaman 1940 kuşağı yapay bir farkındalık yaratma olmaz mı?


Haklı olduğunuz yanlara gelince... nezaket gösterdiğimi anlatamadım galiba.


Madem ki 1940 Şairleri Kuşağı diye bir etkinlik yaptın ve sundun, o halde farklı bir şeyler de söylemelisin. Yoksa her hangi biri, az buçuk edebiyat görmüş biri, ben bile, o etkinliği yapardım, bir farkın olmalı, çünkü sen 1940 Şairleri diye koca kitap da yazdın...


Programın konuk yazarına getirilecek bir eleştiri varsa o da budur.

Hata varsa, soru sormayı bilmeyen biz dinleyici de...


O halde...


Bana gelince, kaygılanmayın dersimi aldım, bir daha mı asla ideolojiye bulaşmam. Benim işim ütopya üretmek, cami duvarlarından uzak dururum.


Size de uyarı; geç saatte çok yemeyin, hele bir de üstüne içki almayın... önce evham yaptırır.


Şimdilik bu kadar... Kışa görüşürüz.



Yorumlar


bottom of page