DENİZE KARIŞAN KADIN
- niyazi uyar
- 11 saat önce
- 2 dakikada okunur

Niyazi UYAR
*
Ceren, geçimsiz bir evin tek çocuğuydu. Evde söylenen her söz, bir kavganın işaret fişeği gibiydi, suskunluk bile gürültüye dönüşürdü. O yüzden erken yaşta dışarıya tutundu. Hip hop giyinen, hayata umursamaz bakan Cenk’le ve onun çevresiyle arkadaşlığı da böyle başladı.
Zamanla ailelerden koptular. Henüz çocuk denecek yaşta, ama çocukluklarını geride bırakmış gibi davranarak birlikte yaşamaya başladılar. İşleri yoktu, düzenleri yoktu; baba parasıyla dönen, nereye gittiğini bilmeyen bir hayatın içindeydiler.
Bir gün Ceren annesine,“Ben artık Cenk’le yaşayacağım,” Ne izin istedi ne de gidebilir miyim diye sordu. Eşyalarını topladı, çıktı gitti.
Bu savruk birliktelikten Ceren ile Cenk’in bir kızları olmuştu; adını Lavinya koymuşlardı.
Çok geçmeden annesi kalp kriziyle hayata veda etti. Ceren, cenazede babasıyla yıllardır birikmiş olan suskunluklarını bıraktı. O günden sonra baba-kız oldular yeniden. Her gün konuşur, dertleşirlerdi. Ceren’in sesi, babasının eksilen yerlerini doldurur olmuştu.
Baba, İstanbul’un insanın içini daraltan havasından kaçmak isterken askerlik arkadaşının sözleri geldi aklına:
“Bizim köyü bir görsen, vurulursun.”
İzmir Kemalpaşa’nın Yiğitler Köyü’nde dere kenarına bir çiftlik evi yaptırdı. Yıllarca hayalini kurduğu el halısı işini orada kurdu. Ceren’e gözü gibi bakıyordu ama Cenk’i bir türlü içine sindiremiyordu.
Bir gün açıkça söyledi:
“Cenk’ten ayrılırsan, Alaçatı’da sana bir ev alırım.”
Ceren’in ikna edilmesi zor olmadı. Zaten yorulmuştu. Cenk kendine bakmıyor, leş gibi yaşıyordu. Saçı sakalı, üstü başı; insanın içini bulandırıyordu, her geçen gün biraz daha çürüyordu. Annesinin ölümünden sonra Ceren’in ayakları yere basmış, artık Cenk’e tahammül edemez olmuştu.
Lavinya küçüktü ama hayatı ciddiye alan bir çocuktu. Ceren denize girmese bile sahilde kızı Lavinya ile kumdan evler, kumdan kaleler, kumdan damlar yaparlardı. Yıkılacağını bilerek yapılan evler, kaleler, damlar…
Bir gün sahilde, yalnız bir kadın yaklaştı. Selam verdi, çöktü yanlarına. Kendini Mükerrem Uysal diye tanıttı. Epey sohbet ettikten sonra lafın yer gelince, hiç evlenmediğini, hiç sevgilisinin olmadığını söyledi. Çocukları, çocukları çok sevdiğini anlattı.
“Bazen gelip Lavinya’yla oynasam olur mu,” dedi çekinerek.
“Ne zaman istersen,” dedi Ceren. “
"Gece gündüz fark etmez!”
Günler geçti. Sohbetler koyulaştı. Dostluk sırdaşlığa dönüştü.
Bir gün Ceren denize girmek istedi.
“Biraz yüzeyim, açılıp özgürlüğü yaşayayım. Lavinya’ya göz kulak olur musun?”
“Memnuniyetle, biz kumdan evler, kaleler, damlar yaparız.”dedi Mükerrem!
Ceren denize girdiğinde, dalgalara sarıldı. Uzun uzun yüzdü. Yorulunca sırtüstü yattı, gökyüzüne baktı. Sonra yeniden yüzdü. Uzaklaştı, bir nokta oldu. Sonra yok oldu.
Ceren bir daha geri dönmedi.
On beş gün aralıksız Ceren'i aradılar, dalgıçlar, sat komandoları… Deniz didik didik edildi. İmine timine rastlanmamıştı. Baba Ustabaşı Seyfi Efendi, saçını, başını yoldu ama denizden müjdeli bir cevap gelmedi.
Bu sırada Lavinya Mükerrem’in yanından hiç ayrılmadı. Kimseye bakmıyor, kimseyle konuşmuyordu. Kadını annesi bellemişti.
BabaUstabaşı Seyfi Efendi, torunun huzuru için Lavinya’nın Mükerrem’le kalmasına izin verdi. Yarın ben sangadak ölüverirsem, bir terslik olmasın diye noterden vekâlet verdi.
Aylar, ayları, yıllar yılları kovaladı. Ceren’in izine rastlanmadı.
Aradan üç yıl geçmişti, Lavinya ile Mükerrem ana-kız gibi olmuştu.
Ustabaşı Seyfi Efendi, Lavinya ile Mükerrem Uysal’ı çiftlik evine çağırdı. Çok yorulmuştu, bir karar vermiş, onu hayta geçirecekti. Malını, mülkünü torununa, işletmeyi Mükerrem Uysal'a devretti.
O günden sonra günlerini dere kenarında suyun akışını izleyerek geçirdi.
Lavinya ile Mükerrem’in hayatı sessizce aktı. Ceren’den geriye denizin hafızası kaldı.
Bazı kadınlar ölmez, sadece denize karışırlar...
Ocak 2026 /Salihli























































Yorumlar