top of page

YAZKO; Bir Dayanışma Nasıl Öldürülür?

57 dakika önce
2 dakikada okunur


ŞENOL YAZICI

*



İşiniz ticaretse yaşamın getirisi kimi gerçekleri baştan bilir ve kabullenirsiniz


Bazı kurumlar kapanır.


Bazıları iflas eder.


Bazıları ise resmî olarak kapanmadan önce yavaş yavaş nefessiz bırakılır.


YAZKO'nun hikâyesi biraz böyledir:


Çünkü insan bazen bir kurumu öldürmek için her zaman kapısına kilit vurmaz. Pencerelerini küçültür, havasını azaltır, defterlerini kalınlaştırır, vergi dosyalarını şişirir, dağıtımcısını korkutur, matbaasını ürkütür...

Sonra da karşısına geçip gayet masum bir yüzle sorar:


"Hayret... Nasıl oldu da yaşayamadınız?"


YAZKO, yani Yazarlar ve Çevirmenler Yayın Üretim Kooperatifi, edebiyatın ticarete tamamen teslim olmaması için kurulmuştu. Bir bakıma yazarların kendi ekmeğini kendi fırınında pişirmeye kalkışmasıydı. Türkiye'de az rastlanır bir ortaklık hayaliydi. Yazarların yalnızca metinlerini değil, yayıncılık kaderlerini de paylaşabilecekleri bir çatı oldu.

Altı yılda iki yüzü aşkın kitap yayımladı, dergiler çıkardı, paneller düzenledi, bir kültür iklimi oluşturdu.


Fakat kötü zamanların en büyük sembolü fakirin düğününde yağmur yağması değildir, yumurta kadar doluların aynı noktaya vurmasıdır.


Bir tarafta 12 Eylül'ün ardından gelen siyasal iklim vardı. Düşüncenin üzerine örtülen ağır battaniye gibiydi. Öte tarafta ekonomik kriz, İran - Irak savaşının petrole, dolaysıyla hayata getirdiği sıkıntı... Kâğıt pahalı, dağıtım sorunlu, satışlar düşüyor. Yetmezmiş gibi mali baskılar, cezalar, bitmeyen hesap cetvelleri... Sonra kurumun barındığı mekânın da elden çıkması. Bir kooperatifin omzuna yüklenebilecek ne kadar ağırlık varsa neredeyse hepsi sırayla yüklenmişti.


İşin ironik tarafı şuydu:


Bir ülkede tanklar yalnızca sokaklardan geçmez. Bazen kitapların, dergilerin üzerinden de geçer. Fakat bunu palet sesi çıkararak yapmazlar.


Muhasebe diliyle yaparlar.

Tebligat diliyle yaparlar.

Bürokrasi diliyle yaparlar.


Çünkü sansür her zaman bir makas değil, bazı dönemlerde de bir hesap makinesidir.


YAZKO'nun çevresinde bulunan yazarların tanıklıkları da aslında aynı büyük resmin farklı köşelerini gösterir. Adalet Ağaoğlu, Ataol Behramoğlu, Enis Batur ve kurucu Mustafa Kemal Ağaoğlu'nun çeşitli dönemlerdeki değerlendirmelerinde ortaklaşan nokta, YAZKO'nun yalnızca yayın yapan bir kurum olmadığıdır. O, aynı zamanda bir kültür alanıydı. Seksenli yılların entelektüel kuraklığında açılmış bir kuyu gibiydi. Bu nedenle kapanışı yalnızca bir muhasebe olayı olarak görülmedi; bir kültürel kayıp olarak hatırlandı.


Belki de asıl soru şudur:


YAZKO neden kapandı, değil,

YAZKO neden hâlâ hatırlanıyor?


Bugün aynı yıllarda kurulmuş yüzlerce şirketi kimse anımsamıyor. Ama YAZKO'nun adı hâlâ edebiyat konuşmalarında geçiyor. Çünkü kâr etmek için değil, mümkün görünmeyeni denemek için kurulmuştu.


Bir yayınevi değildi yalnızca; bir ihtimaldi.

Türkiye'nin edebiyat tarihinde ara sıra görünen o nadir ihtimallerden biri.


Sonunda yönetim kurulu "faaliyetin ertelenmesi" kararını aldı. Belgeler böyle söylüyor.


Ama edebiyatın hafızası daha farklı bir dil kullanıyor.


O hafıza şöyle fısıldıyor:

"Bazı kurumlar kapanmaz.

Onlar, kendilerine ihtiyaç duyan toplumlara bir nedenle ya da bir yolla gelirler.

Sonra toplum o ihtiyacı fark edemeyince sessizce çekilirler."


YAZKO belki kapandı.


Ama geride bıraktığı soru hâlâ açık duruyor:


Yazarların bir araya gelip kaderlerine hükmetmelerinden ve ortak olmasından neden bu kadar korkulur?


İşte bu soru kapanmadı.


Belki de YAZKO'nun en uzun ömürlü yayını budur.

Yorumlar


bottom of page