top of page
1/2

BENİM KURGUSAL KAHRAMANLARIM

Güncelleme tarihi: 24 Ara 2020


Ne zor şeymiş yazmak!


Kahramanlar yaratıyorsun, mekânlar çiziyorsun cihana dek! Bir seviyorsun onları bir seviyorsun, baş tacı ediyorsun. Yarattığın kahramanın aşkı yalnızca o öyküye dair olduğundan, kıskanç kahraman, kazan kaldırıp savaş açıyor sana.


O, Nasrettin Hoca’nın eşeği misali hep merkezde olmak istiyor.


Kahramanlar yaratıyorsun görülmeye değer, öyle bir yaratıyorsun, kendini kendinden kıskanıyor. Öyle bir kurgusal kahraman çıkıyor ortaya narsis; hem de ne narsis. Öyle bir yaratıyorsun, yedi düveli dolaşsalar bu kadar güzel, bu kadar eşsiz birine denk gelemezler! Sonra benim kurgusal kahraman fasulye gibi kendini nimetten saymaya başlıyor.


Ne zor şeymiş yazmak!


Bundan on iki on üç yıl önceydi galiba, bir öykümdeki kurgusal kahramanların karakter analizlerini yapan kendine eleştirmen yaftası yapıştıran biri, kahramanlarıma alakasız roller verip onlardan enteresan çıkarımlar yaparak sıkıntıya sokmuştu. Eleştiri yazısında kadın kahramanlara hastalıklı sonuçlar yazıp aşağılayınca; sayısı belirsiz geceler uykusuz kalmıştım. Bu dert yüreğimde derin yaralar açmış, yıllar boyu da unutamamıştım.


Ne zor şeymiş yazmak!


Yazılarımdaki kurgusal kahramanları yakınımdakilere bile anlatamadım. Bir yerde kurgusal da olsa yazanın başının belasıdır onlar. Bir kere yarattığın kadın tiplemesi öyle çok güzel olmamalı, onu çok yüceltmemeli; fazla alımlı çalımlı olmamalılar.


Ne zor şeymiş yazmak!


Gördüm ki son öykülerde, anlatımım, konu seçimim oldukça etkileyici; yazdıklarımdan keyif alıyor, beğeniyorum.

Geçenlerde yeni, yepyeni bir öykü dünyaya getirdim: Karakterler, anlatım tekniği ve kurgu olarak yazdıklarım, Niyazi Uyar’ın takdirini kazandı. Öyküyü okuyan bir arkadaşım, kendini o kadar kaptırmış ki arayıp “sahi bunlar olmuş mu, nerede geçiyor bu olay” diye sorunca, tutulup kalmıştım.


Ne zor şeymiş yazmak!


Okurun, öykülerde, yazarı araması onun özgürlüğünü elinden alır ki bu doğru bir okuma değildir. Okur, öyküyü yenidünyalar keşfetmek için okumalıdır…


Yazmak ne zor şeymiş!


Yine bir çalışmamda kurgusal kahramanı öyle bir yüceltmişim, öyle bir yüceltmişim; bizim kahraman arşı âleme çıkmış, el sallıyor dünyaya. Öyle bir betimlemişim, öyle bir betimlemişim ben bile kıskandım. Benim kurgusal kahraman kendini aşmış, omuzlarıma basmış, yükseldikçe yükseliyor, tanrıya itaat etmeyen İblis gibi, “yüksekleri ben yarattım alçakları kim yaratmış,” diyor adeta! O kurgusal kahramanı dünyaya getirdiğimde tanrıya tapınır gibi memnuniyetini ifade etmede sözcükleri kifayetsiz kalmış gözyaşlarında vücut bulmuştu minneti. Sonra birden benim kurgusal kahraman Frankenstein gibi bir canavar oluvermişti. Bu Anadolu nelere kadir nelere? Demezler mi, fakiri padişah yapmışlar, önce anasından, babasından başlamış, bizim kahraman da yaratıcısından!


Ne zor şeymiş yazmak!


Yazmanın kurgusal tarafı yormaya başladı beni. Hadi dedim bari düşünce yazıları, deneme, fıkra yazayım. Ne yazacağım, ağacı, börtü böceği anlatsam; yine insanı anlatmış olacağım. Düşünce yazısı yazmanın siyasal iktidarların rahatını kaçırması var ki başın daha katmerli girer belaya. Hak-hukuk dersen memleketin anlı şanlı hâkimlerinin, savcılarının şimşeklerini üstüne çekersin. Ya gelir dağılımı, bozuk düzen, örgütlenmek, sendikalaşmak dersen; işte o zaman, yandı gülüm keten helva!


Yazmak ne zor şeymiş!


Nazımlarımız, Yaşar Kemallerimiz, Fakir Baykurtlarımız, Uğur Mumcularımız, Aziz Nesinlerimiz, İlhan Selçuklarımız, Sabahattin Alilerimiz… yazdıklarından ötürü siyasal iktidarların cezaevlerinde ömürlerinden ömür gitmiş!


Ne zor şeymiş yazmak!


Bir kez daha anladım ve öğrendim ki kurgusal kahramanın bile olsa adam olmayanı, adam katarına çıkarmayacak, adam olmayana adam demeyeceksin. Kurgusal kahramanın bile olsa, yerde sürüneni tepene çıkarmayacaksın. Köy çocuğu olduğum için, hayvan davranışlarını iyi bilirim. Hiçbir hayvan nankör değildir, kedi olsa bile. Kuyruğuna basmayınca, yılanın birini ısırdığına tanık olunmamıştır.


Ne zor şeymiş yazmak!


Sözün özü, insan soyu, öykülerine, romanlarına kurgusal kahraman bile olsa her daim içinde bir ihanet saklı durur. Camsap’a iyilik eden Şahmaran’ın başına gelen efsanelerde anlatılır durur.


Sen, sen ol, hak etmeyene, hak etmediği unvanı verme!


19 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

GURBET