top of page

Millattan Önce İRAN


*



PERSOPOLİS - Pers İmparatorluğunun başkenti
PERSOPOLİS - Pers İmparatorluğunun başkenti





İran yüzyıllardan beri değişik ırk, medeniyet ve dinlere ev sahipliği yapmıştır. Ülkenin devlet dini binlerce yıldır Zerdüşt inancı, M.S'den sonra 636 dan başlayarakŞii İSLAM olsa da asırlarca öteki din ve anlayışlar da temsil edilme şansını bulmuş, Ermeni, Ortodoks, Musevi, Zerdüşt, Asuriler ve Keldaniler yanyana ibadet etmiş ve ırksal azınlıklar; Kürtler, Beluciler, Araplar, Türkmenler ve Azeriler olarak bir arada barış içinde yaşamışlardır.

İran nüfusunun %45'ini Farslar, % 55'ini diğer unsurlar oluşturur. Nitekim tarih içinde bir çok Türk hanedan da devlet yönetimini üstlenmiştir.

Bu kadar çeşitli din ve ırktan oluşan toplumu yüzyıllardır sorunsuz yöneten İran, 1924 yılından itibaren İranlaştırma politikası izlemeye başlamıştır ki bu politikanın acılarını bugünlerde yaşamaya başlamıştır.


FARAVAHAR diye adlandırılan , Perslerin ünlü başkenti antik Persopolis'de hala duran ZERDÜŞT dinine ait çok popüler bir sembol olan bir kabartma. Anlamı konusunda ortak bir açıklama yoksa da en yaygın olanı Zerdüştlerin kişisel ruhunu yansıttığıdır.
FARAVAHAR diye adlandırılan , Perslerin ünlü başkenti antik Persopolis'de hala duran ZERDÜŞT dinine ait çok popüler bir sembol olan bir kabartma. Anlamı konusunda ortak bir açıklama yoksa da en yaygın olanı Zerdüştlerin kişisel ruhunu yansıttığıdır.

Zerdüşt ve Mecusiler

Kutsal Zerdüştçülük, Zerdüştîlik ya da Mecusîlik, günümüzden 3.500 yıl önce Zerdüşt tarafından İran'da kurulan, yaklaşık MÖ 6. yüzyıldan MS 7. yüzyıla kadar Pers, Med ve Sasani İmparatorluğu’nun dini olan, içerisinde düalist ve eskatolojik inanışın ilk örneklerini barındıran, dünyanın en eski tek tanrıcı vahiy dini.

Bu dine inananlar Zerdüştçü, Mazdaist ve Zerdüştî olarak adlandırılıyor olup bedenen öldükten sonra dirilip Ahura Mazda'nın huzuruna çıkacaklarına ve orada sorgulanacaklarına inanırlar. Zamanla Zerdüştlüğün Zurvanizm gibi alt dalları ortaya çıkmıştır. Zurvanizm inancı, Zurvan olarak bilinen zaman ve kader tanrısını baş tanrı konumuna yükseltmiştir.İSLAMİYETİN kabulünden sonra büyük bölümü Hindistan'a göç eden Zerdüştlerden bugünkü İran'da 30.000 kişi kaldığı tahmin ediliyor.

Farāvahār (Avestan: 𐬟𐬀𐬭𐬎𐬎𐬀𐬵𐬀𐬭𐬀; Farsça: فَرْوَهَر), aynı zamanda Foruhār (فروهر) veya Fārre Kiyâni (فرّ کیانی)[1) olarak da adlandırılır,[1] Zerdüştlüğün en belirgin sembollerinden biridir. Anlamı veya ne anlama geldiği konusunda evrensel bir uzlaşma yoktur, çünkü çeşitli yorumlar mevcuttur. En yaygın inanç, fravaṣ̌i'yi (𐬟𐬭𐬀𐬎𐬎𐬎𐬀𐬴𐬌) tasvir etmektir; bu, Zerdüştlerin kişisel ruhu kavramıdır. [2][3]


Her ne kadar ülke anayasası, azınlıkların her türlü dini inanç, anadil ve kültür serbestliğini garanti altına almış olsa da özellikle ülkedeki Azeri ve Kürt azınlığın hakları konusunda bir sıkıntı olduğu dış dünyaya yansımaktadır.


2010 yılında İran Devlet Medeniyet Şurasının gerçekleştirdiği anadil sorgusuna göre İran'ın 90 küsur milyon nüfusunun %47.55'ini Farslar, %22.45'ini İran Azerileri, %8.68'ini Şimallılar, %7.78'ini Kürtler, 7.25%'ini Lurlar, %2.51'ini Beluçlar, %2.40'ını Araplar ve %1.38'ini diğer halklar oluşturmaktadır


İran nüfus ve yüzölçümü yönünden dünya ülkeleri arasında 17. sırada yer alır.


KISA İRAN TARİHİ

M.Ö 6. YÜZYILDA Darius tarafından kurulan PERSOPOLİS İRAN'ın en ünlü antik kentidir
M.Ö 6. YÜZYILDA Darius tarafından kurulan PERSOPOLİS İRAN'ın en ünlü antik kentidir

İran'daki tarihî şehir yerleşimleri MÖ 7000'lere dayanmaktadır.

İran Platosu'nun batı ve güneybatı bölümü; erken Tunç Çağı'ndan beri ilk olarak Elamlar (MÖ 3200-539), daha sonra da Kassitler, Mannalar ve Gutiler gibi halklar vasıtasıyla Antik Yakın Doğu'ya eklemlenmişti. Georg Wilhelm Friedrich Hegel, İranlıları "ilk tarihsel halk" olarak tanımlamıştı.

İran siyasi birliği aMedler tarafından MÖ 625'te sağlanmıştı. II. Kiros'un kurduğu Ahameniş İmparatorluğu (MÖ 550-330), tarihin ilk gerçek dünya gücünü teşkil etmiş ve merkezi Persepolis'in ötesinde üç kıtaya yayılarak Orta Asya, Kuzey Afrika ve Balkanlar'ın güneyini kontrol etmişti. Ahameniş İmparatorluğu, MÖ 480'deki yaklaşık 112 milyon olduğu tahmin edilen dünya nüfusunun 49 milyonunu, yani %40'ından fazlasını birleştirmişti. Ardından gelen Selevkos, Part ve Sasani İmparatorlukları İran'ı 1000 yıl boyunca yönetmiş ve İran'ın dünyanın önde gelen devletlerinden biri olan konumunu sürdürmüşlerdi. Bu dönemlerde İran en çok Roma İmparatorluğu ve ardılı Bizans İmparatorluğu'yla mücadele etmişti.

MÖ 4. yüzyıldaki Makedon işgalinden sonra İran; MS 7. yüzyıldan 16. yüzyılın başına kadar Araplar, çeşitli Türk halkları ve Moğollar tarafından işgal edilmesine rağmen yüzyıllar boyunca ulusal kimliğini yeterince muhafaza edebilmiş ve belirli bir siyasi ve kültürel oluşum ortaya koyabilmişti.

Müslümanların İran'ı fethi (633-654), Sasani İmparatorluğu'na son vermiş ve İran tarihindeki dönem noktalarından biri olmuştu. 8. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar süren İran'ın İslamlaşması süreci, İran ve kendisine bağlı birçok devlette Zerdüştlük dininin zayıflamasına yol açmıştı. Ancak önceki İran uygarlıklarının birikimleri yok olmamış ve yeni kurulan İslam devletleri tarafından büyük ölçüde özümsenmişti.

Geç Orta Çağ ve Yeni Çağ'ın başlarında İran, ülkenin yönetimini ele geçiren göçebe kabilelerin işgallerinden olumsuz etkilenmişti.


İran, bağımsız bir devlet olarak 1501'de Safevîler tarafından yeniden kuruldu. Safevîlerin yeni imparatorluğun resmî dinini Şii İslam olarak belirlemesi İslam tarihinin dönüm noktalarının biri oldu. Komşusu ve yüzyıllar boyu mücadele ettiği esas rakibi Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte bir dünya gücü sayılabilecek düzeye erişen İran, 1979'daki İran İslam Devrimi'nin ardından resmen bir İslam cumhuriyeti olana dek 1501'den itibaren monarşiyle yönetildi.


19. yüzyılın ilk yarısında İran, yüzyıllardır hüküm sürdüğü ve günümüzde Doğu Gürcistan, Dağıstan, Azerbaycan ve Ermenistan'a denk gelen Kafkasya'daki çoğu toprağını, 1804-1813 ve 1826-1828 yılları arasındaki savaşlarda hızla genişleyen komşusu Rus İmparatorluğu'na teslim etmek zorunda kaldı.


İRAN SÖZCÜĞÜNÜN KÖKENİ


İran sözcüğünün kökeni, Sanskritçedeki aryan sözcüğünden gelir.


İran (ایران) sözcüğü çağdaş Farsçaya, Zerdüştlük'ün kutsal kitabı Avesta'da yer alan bir Proto-İrani terim olan Aryānām'dan girmiştir. Ariya ve Airiia kelimeleri, aynı zamanda Ahameniş İmparatorluğu yazıtlarında etnik bir atıf olarak yer almıştır. Orta Farsça'dan gelen Ērān terimi (Pehlevî dilinde 'yr'n), Nakş-ı Rüstem'deki I. Erdeşîr'in taç giyme törenini gösteren kabartmanın yanındaki yazıtta bulunmuştur. Bu kabartmaya eşlik eden Partça dilindeki yazıtta İran, Aryān olarak ifade edilirken; bu yazıtta, kralın sanı, Orta Farsçadaki Ērān kelimesini içermektedir. Sasani İmparatorluğu'nun kurucusu I. Erdeşir'in zamanında Ērān ifadesi, devletten çok insanları kastederek bu anlamını korudu. Bu yazıtta Ērān kelimesi, İran halklarına atfen kullanılmasına rağmen, Ērān ifadesinin imparatorluk coğrafyasını ifade etmek için kullanılması Sasani Hanedanlığı'nın ilk döneminde de görülmüştür.


I. Erdeşîr'in oğlu Şâpûr, bir yazıtında açıkça Ērān bölgelerinin içine İranlıların yerleşmediği Ermenistan ve Kafkasya'yı da dâhil etmiştir. Zerdüşt rahip Kartir de, kitabelerinde Ērān'ın egemenliği altındaki bölgeleri gösteren listede aynı bölgeleri saymıştır. Ērān ve Aryān kelimelerinin ikisi de, "Aryanlar'ın (İranlı) ülkesi" anlamına gelen Proto-İran dilindeki Aryānām teriminden gelmektedir. Airyanem Vaejah kelimesi ve kavramı, aslında İran'ın ülke isminde (edebi olarak Aryanlar'ın ülkesi anlamında), aynen Aryānā kelimesinin modern Farsça karşılığı olan Iran (Ērān) gibi korunmuştur.


Ülkenin adı MÖ 6. yüzyıldan 1935 yılına kadar Pers İmparatorluğu, Acemistan gibi isimlerle anılırken, o yıl Şah Rızâ Pehlevî, uluslararası topluluktan "İran" adını artık kullanmalarını istemiştir. Birkaç yıl sonra bu isim değişikliğinin ülkenin geçmişiyle arasındaki bağı kopardığını iddia eden bazıları protesto gösterileri yapmış, bunun üzerine 1959'da Muhammed Rızâ Pehlevî, her iki ifadenin resmî olarak birlikte ve birbirinin yerine kullanılabileceğini açıklamıştır.


1979'da yaşanan İran İslam Devrimi'nden sonra ülkenin resmî adı "İran İslâm Cumhuriyeti" olmuştur.

İRAN FÜZE teknolojisinde DÜNYA'da ilk on ülkenin  içinde yer almaktadır.
İRAN FÜZE teknolojisinde DÜNYA'da ilk on ülkenin içinde yer almaktadır.

Tarihçe

Erken dönem (MÖ 3200–MÖ 625)

İran tarihi, Zayande Irmağı Uygarlığı, Ciruft kültürü ve Elamlılar


Eratosthenes'in takriben MÖ 200'de yaptığı dünya haritasında İran platosunun bulunduğu bölgeyi tanımlamak için Ariana (Aryânâ) ifadesi kullanılmıştır.


MÖ 4000 yılları

İran platosu boyunca bulunan onlarca tarih öncesi kalıntı, MÖ dördüncü binyılda, Mezopotamya yakınlarında ortaya çıkan en erken uygarlıklardan yüzyıllar önce antik kültürlerin ve yerleşim yerlerinin varlığına işaret etmektedir.


MÖ 3000 ve 2000 yılları

Proto İranlılar, ilk olarak Hint-İranlıların ayrılmasını takiben ortaya çıkmışlardır ve izleri Baktria- Margiyana Arkeoloji Bölgesi'ne kadar takip edilmektedir. Aryan (Antik İran halkları) toplulukları, MÖ üçüncü veya ikinci binyılda İran platosuna büyük olasılıkla birden fazla göç dalgası ile gelmiş ve yerleşmişlerdir. Proto İranlıların "Doğu" ve "Batı" diye gruplara ayrılması, göçe bağlı olarak meydana gelmiştir.


MÖ 1000 yılları

MÖ birinci milenyumda Medler, Baktriyalılar ve Partlar İran'ın batı bölgesinin nüfusunu oluştururken, Karadeniz'in kuzey steplerine Kimmerler, Sarmatlar ve Alanlar yerleşmişti. Diğer topluluklar Hindistan Yarımadası kuzeybatı sınırındaki dağlık kesimde ve bugün Belucistan denilen bölgeye yerleşmişlerdi. İskitler gibi diğer topluluklar ise batıda Balkanlara, doğuda ise Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ne kadar yayılmışlardı.


Avesta dili, MÖ 1000'lerde ortaya çıkan Zerdüştlük inancının kutsal kitabı Avesta'nın kutsal ilahi ve kurallarını bir araya getirmek için kullanılmış eski bir İranî dildir. Zerdüştlük, sonraki yıllarda Ahameniş İmparatorluğu ve sonraki İran imparatorluklarının devlet dini oldu.


İslâmiyet öncesi dönem (MÖ 625–MS 633) Antik Yunan, İYON, Roma-Pers Savaşları ve Roma Part ve Sâsânî İlişkileri

Medler


Med İmparatorluğu'nun Kral Astyages dönemindeki toprakları (MÖ 564-550).
Med İmparatorluğu'nun Kral Astyages dönemindeki toprakları (MÖ 564-550).

İran, bir millet ve imparatorluk (MÖ 625[24]–MÖ 559) olarak Medler ile başlar.

Medler ilk kez Asur kralı III. Salmaneser'in dönemindeki (MÖ 858-824) yazılarda "Mada" adı ile kaydedilmişlerdir. Medlerin şu anki adı, Antik Yunan dilindeki Mêdos'tan (Μῆδος) gelmektedir. Asurlular onlardan Medyan ülkesi, Kurmada, Mata veya Manda olarak bahsederken, Babilliler ise onları Ummān-manda olarak adlandırmışlardır. Genel olarak Medler, eski Yakın Doğu tarihinde önemli bir yere sahip oldukları kabul edilse de, tarihlerini yeniden inşa etmek için yazılı bir kaynak bırakmamışlardır; kendileriyle ilgili anlatılanlar sadece Asurlular, Babilliler, Ermeniler ve Yunanlılar gibi yabancı kaynaklardan bilinmektedir. Medler, Asurluların yıkılmasında önemli roller oynamış ve güçlü Lidya ve Babil krallıklarıyla rekabet etmiştir.


Ahameniş İmparatorluğu

Ahameniş İmparatorluğu ve Büyük Kiros


MÖ 547'deki Thymbra Muharebesi Büyük Kiros'un Lidya Kralı Kroisos'a karşı kazandığı zafer. Savaş, Perslerin Lidya Krallığı'nı yıkmasıyla sonuçlanmıştır.



Büyük Kiros, Medler ve Perslerden tarihteki ilk Pers devleti olan Ahameniş İmparatorluğu'nu oluşturarak birleşik bir imparatorluk kurmuş ve daha ileride, insanlar ile kültürler arası bir birleşme olana dek, kendi zamanının en büyüğü olmak üzere hükmetmiştir. Kiros, söylenceye göre bir gün Pers ordusuna çalıları temizletmiş, ertesi gün ziyafet vermiş ve kendisini destekleyip lüks içinde yaşamak varken neden Medlerin kölesi olarak kaldıklarını sormuştur. Bu hamlesiyle birlikte tüm Pers ordusunun desteğini kazanmıştır.


Bir Pers devleti olan Ahameniş İmparatorluğu, Büyük Kiros ve I. Darius devrinde o zamana kadar insanlık tarihindeki en büyük imparatorluk hâline gelmişti. Pers İmparatorluğu'nun sınırları doğuda İndus Nehri ve Ceyhun Nehri'nden batıda Akdeniz'e kadar uzanıyor, Anadolu'nun neredeyse tamamı ile Mısır'ı da kapsıyordu.

Dördüncü Ahameniş hükümdarı I. Darius (MÖ 522-486) yönetimi altında Ahameniş İmparatorluğu'nun en geniş sınırları.
Dördüncü Ahameniş hükümdarı I. Darius (MÖ 522-486) yönetimi altında Ahameniş İmparatorluğu'nun en geniş sınırları.



Atina, MÖ 499'da Sardis'in yağmalanması ile sonuçlanan Milet'teki bir isyana destek vermiştir. Bu durum, MÖ 5. yüzyıl boyunca süren Yunan-Pers Savaşları olarak bilinen savaşları çıkartacak ve Yunanlara karşı bir Ahameniş harekâtına neden olacaktır. Yunan-Pers Savaşları sırasında Persler bazı büyük üstünlükler ele geçirmişler ve MÖ 480'de Atina'yı yıkıp yerle bir etmişlerdir. Ancak Yunanların bir dizi zaferinden sonra Persler çekilmek zorunda kalmışlardır. Savaşlar, MÖ 449'da imzalanan Callias Barışı ile sona ermiştir.


Pers Ahamenişlerin en büyük çalışması, kurdukları imparatorluğun kendisiydi. Zerdüşt'ün öğretilerinden kaynaklanan kurallar ve ahlak; insan hakları, eşitlik ve köleliğin yasaklanmasına dayandırılan politikaları geliştiren ve uygulayan Ahamenişler tarafından sıkı bir şekilde takip edilmiştir. MÖ y. 6. yüzyıldan itibaren İran coğrafyasına hâkim olan Zerdüştlük inancı, Ahamenişler zamanında, özellikle Babil'e sürgün edilmiş olan Yahudilerin Büyük Kiros tarafından özgür bırakılması ve onların Kutsal Topraklar'a geri gönderilip tapınaklarını yeniden inşa etmelerine izin verilmesiyle daha çok tanıtıldı ve İbrahimî dinleri etkiledi.

İlerleyen zamanlarda Kiros, bu olay nedeniyle Yahudiler tarafından övgüyle anılır.


Aristoteles, Platon ve Sokrates'in yaşadığı Atina'nın Altın Çağı sırasında Yunanların Pers İmparatorluğu ve Orta Doğu ile bazı temasları oluşmuştur. Çünkü Ahamenişler, Batı Asya'dan Anadolu'nun batısına ve Mısır'dan Mezopotamya'nın kuzeyine kadar olan geniş alanda uzun yıllar hükmetmişlerdir. Orta Doğu ve Balkanlar halklarına sağlanan barış, asayiş, güvenlik ve zenginlik, tarihte nadir görülen bir dönemi oluşturmuş; bu dönem, ticaretin bu oranda arttığı tek dönem olmuş ve bölge insanlarının yaşam standartları yükselmiştir.


BATI EGEMENLERİ DOĞUYA İLK GÖZ DİKİŞ:

Makedonya (İskender) İmparatorluğu

Makedonya (antik krallık) ve Büyük İskender


Antik Çağ'ın en önemli hükümdarlarından biri olarak ön plana çıkan Büyük İskender, babası II. Filip'in bir suikaste uğrayıp ölmesinin ardından 20 yaşında Makedonya tahtına geçince, gözünü o zamanki en büyük devlet olan Pers topraklarına dikti. Balkanlar'da asayişi sağladıktan sonra Pers seferine çıkan İskender, Çanakkale Boğazı üzerinden Anadolu'ya geçti ve ilerledi. İskender, son Ahameniş hükümdarı III. Darius'u MÖ 333'te İssos'ta (günümüzde İskenderun) ve MÖ 331'de Irak civarındaki Gaugamela Muharebesi'nde yenerek Ahameniş İmparatorluğu'nu ortadan kaldırdı ve Pers topraklarını kendi imparatorluğuna kattı. İskender'in MÖ 323'teki ani ölümünün ardından imparatorluğu paylaşıldı ve İran coğrafyasına Selevkos Hanedanlığı hâkim oldu.


Selevkos İmparatorluğu


İskender'in Pers topraklarını işgalinden sonra arkasında bir varis bırakamadan ölmesi, uçsuz bucaksız imparatorluğunun devlet generalleri arasında paylaşılmasına neden oldu. Bu generallerden biri olan Makedon asıllı I. Seleukos, Balkanlar'dan Hindistan'a kadar olan bölümü aldı. Selevkoslar, toprakları Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilinceye kadar (MÖ 63) Doğu Akdeniz'in hâkimi oldular.


İSKENDER İŞGALİNDEN SONRA İLK YERLİ HANEDAN

Part İmparatorluğu


Part İmparatorluğu; MÖ 3. yüzyılın başlarında Selevkos İmparatorluğu'nu yendikten sonra İran platosunu tekrar birleştiren ve yöneten, aynı zamanda MÖ 150-MS 224 arasında Mezopotamya'yı kontrol eden Arsasid Hanedanı tarafından idare edilmiştir. Partlar, Antik İran'ın üçüncü yerli halkından olan bir hanedandır. Yaklaşık beş yüzyıl boyunca hüküm sürmüşlerdir. MÖ 140 yılından itibaren bir imparatorluk hâline gelen Part İmparatorluğu, hızla genişlemiş ve başkent, günümüzde Türkmenistan sınırları içinde bulunan Nisa'dan, Dicle kıyısında yer alan ve günümüzde modern Bağdat'ın güneyinde bulunan Ktesifon'a taşınmıştır.


Tarihi önemli Med, Asur, Babil ve Elam topraklarının ele geçirilmesinden sonra Partlar, kendi imparatorluklarını düzenlemek zorunda kaldılar. Bu ülkelerin eski elit tabakasından olan herkes Yunan idi ve yeni egemenler, eğer hükümranlıklarını sürdürmek istiyorsa kendi geleneklerini bunlara uydurmak zorundaydılar. Sonuç olarak, şehirler eski antik haklarını korudu ve sivil yönetimler ancak belli oranda rahatsız edildiler.


YENİ BATILI EGEMENLER DOĞUYA GÖZ DİKİYOR:


Partlar, özellikle Orta Anadolu'da Roma'nın genişlemesini sınırlandırdığı için, Roma İmparatorluğu'nun baş düşmanlarıydı. Ne var ki Partlar zırhlı, ağır silahlı ve hafif silahlı, ancak hareketli olan atlıları kullanarak kendi topraklarını yaklaşık 300 yıla yakın bir süre savundular.

Bilinen dünyanın her yerine egemen olan Roma orduları PARTLAR karşısında bir demir duvara çarpmış gibi etkisiz kalıyordu.


Roma'nın en sevilen generali Marcus Antonius, MÖ 36'da Partlara karşı, sonucunda 32.000 asker kaybedeceği büyük bir sefer düzenledi. Roma İmparatoru Augustus zamanında Roma ve Part İmparatorluğu, aralarındaki sorunları diplomasi aracılığıyla çözüyordu. Bu gelişmeler sırasında Partlar, kendi ordularında Marcus Antonius'tan ve MÖ 53'te Harran'da "büyük bir bozguna" uğrattıkları Marcus Licinius Crassus'den elde ettikleri deneyimlerle, o dönem çok takdir edilen Roma jejyon standartlarına, "altın kartallar"a göre bir düzenlemeye gittiler.


Sasani İmparatorluğu


İmparatorluk düzeninin gevşediği ve son kralın, imparatorluğun vasallarından biri olan I. Erdeşir tarafından yenilmesi üzerine Part İmparatorluğu MS 224'te sona erdi ve I. Erdeşir, bu tarihte Sasani İmparatorluğu'nu kurdu. Ardından ülkeyi ekonomik ve askerî alanda reformlarla geliştirmeye başladı. Sasaniler, Ahamenişler tarafından çizilen sınırlar içinde, onlara Erânshahr veya Iranshahr diye atıfta bulunarak, başkentleri Tizpon olmak üzere imparatorluklarını kurdular.


Roma İmparatorluğu, arka arkaya I. Erdeşir, I. Şapur ve II. Şapur ile girdikleri savaşları kaybettikleri için pek çok sorun yaşadılar. Sasani hükümranlığı döneminde Roma İmparatorluğu'na karşı kazanılan zaferler, Roma'da büyük bir karamsarlık yarattı. Romalı tarihçi ve kamu görevlisi Cassius Dio, konuyla ilgili şunları yazmıştır:


Bu, bizim için büyük bir korku kaynağı idi. Doğudaki lejyonlarımız için Sasani Krallığı o kadar ürkütücüydü ki, çok azı onlarla savaşmak istiyor; geri kalanlar ise savaşma konusunda tamamen isteksiz davranıyordu.


Partlar ve daha sonraki Sasaniler devrinde İpek Yolu üzerindeki ticaret Çin, Mısır, Mezopotamya, İran, Hindistan ve Roma medeniyetlerinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır ve modern dünyanın temellerinin atılmasına yardımcı olmuştur. Partlardan kalan bazı kalıntılar, bazı açılardan Klasik Yunan etkileri taşımakta ve çoğunlukta kendi oryantal anlayışlarını sergilemektedir.


Partlar, Avrupa Romanesk mimarisini andıran ve muhtemelen bu mimariyi etkilemiş olduğu Tizpon'da örnekleri görülen Part stili mimari tasarımların yaratıcılarıydılar. Sasaniler döneminde İran, Çin ile ilişkilerini geliştirdi; Sasani sanatı, müziği ve mimarisi büyük atılımlar gerçekleştirdi ve Nizip Okulu ve Gundeşapur Akademisi gibi dünya çapında tanınan bilim ve araştırma merkezleri oluşturuldu.

620'de Sasani İmparatorluğu
620'de Sasani İmparatorluğu


Bu dönemde batıda Hristiyanlığın, doğuda ise Budizm ve Maniheizm gibi dinlerin yayılması sonucunda Zerdüştlük inancı, İran birliğinin sağlamlaştırılması için ulusal bir devlet dini olarak örgütlendi. Ayrıca yine bu dönemde yazılı kültüre geçilmiştir. Kutsal metinlerin derlenmesinden oluşan enderzler, Zerdüştlüğün kutsal kitabı olan Avesta, dini ya da din dışı gelenekler ve İran'ın ulusal destanı sayılan Şehname, bu dönemde kaleme alınmıştır.



Persepolis şehrinde, Ahameniş İmparatorluğu'nun törensel başkenti olarak hizmet eden Faravahar'ı tasvir eden rölyef
Persepolis şehrinde, Ahameniş İmparatorluğu'nun törensel başkenti olarak hizmet eden Faravahartasvir eden rölyef

ZERDÜŞTLÜK

Günümüzden 3 bin 500 yıl önce Zerdüşt tarafından kurulan, M.S. 7. yüzyıla kadar Pers, Med ve Sasani gibi büyük imparatorlukların dini olan en eski tek tanrılı din olan Zerdüştlük, Zerdüştîlik ve Mecûsîlik adıyla da bilinen ve iran'da hâlâ tapınım gören bir din. Ateşgedede yanan ateşin bin 500 yıldan uzun süredir söndürülmeden ateş koruyucuları tarafından yanması sağlanıyor.

İran’ın kadim inançlarından tek tanrılı bir din olan Zerdüştlük, Yezd şehri başta olmak üzere ülkenin farklı bölgelerinde kültürel ve dini varlığını sürdürüyor.



Sasaniler, 7. yüzyılın başında, II. Hüsrev döneminde Bizans İmparatorluğu ile çoğunluğu Orta Doğu'da gerçekleşen çarpışmalara giriştiler. Tam da bu sıralarda Muhammed'in İslam'a olan çağrısı başlamış ve ilk Müslümanlar, bir ordu teşkilatı bünyesinde Muhammed'in önderliğinde Arap Yarımadası'nda birtakım fetihlere girişmişti. Muhammed'in 632'deki ölümünün ardından başlayan Müslüman Arap akınları, Sasani hükümdarlığındaki İran'a da sıçradı. Sasaniler, Bizanslılar ile yaptıkları savaşlar yüzünden tükenmişlerdi ve bu saldırılara karşılık veremeyecek bir vaziyetteydiler.


İran, Ömer bin Hattab'ın halifeliği döneminde, 636'daki Kadisiye Muharebesi'nde yenildi ve Müslüman Araplar, Sâsânî egemenliğine 651 yılında son vererek İslâmiyet'i İran'da yaydılar.



İslam peygamberi Muhammed'in 632'deki ölümünün ardından, halefleri olan Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali tarafından yönetilen Râşidîn Halifeliği, Ömer bin Hattab'ın halifeliği döneminde (634-44) Orta Doğu'da yoğun askerî fetihlere giriştiler. Bu dönemde Bizans İmparatorluğu ile yapılan Yermük (636), Halep (637), Ecnadeyn (634), Demirköprü (637), Dathin (634), Firaz (634) ve Karyeteyn (634) muharebeleri ile Mısır, Suriye, Lübnan ve Filistin bölgeleri ele geçirilirken; Sasani İmparatorluğu ile yapılan Köprü (634), Kadisiye (636) ve Nihavend (642) muharebeleri ile de Irak'ın tamamı ve İran'ın büyük bir kısmı fethedildi. Müslüman Arapların eşi benzeri görülmemiş bu fetih dalgaları, bir İslam İmparatorluğu'nun oluşumunu sağladı. Müslüman Arapların bu askerî saldırılarına karşılık veremeyen Zerdüşt Sasani İmparatorluğu, kısa sürede yıkıldı.


Emevîler


İran'ın İslam Devleti tarafından ele geçirilmesinden sonra İran, Emevîler'in yönetimine girdi. Fakat İran tam anlamıyla İslamlaşmadı. İran'ın İslamlaşması, İran toplumunun kültürel, bilimsel ve siyasi yapısı içinde derin dönüşümlere neden oldu: Olgunlaşmış İran edebiyatı, felsefesi, bilimi ve sanatı, yeni oluşan İslam medeniyetinin ana ögeleri hâline geldi. Kültürel, politik ve dinî olarak İran'ın İslam medeniyetine eklemlenmesi çok büyük önem taşımaktadır. Son tahlilde İran'ın katkısı, Abbasiler devrindeki İslam'ın Altın Çağı'nın oluşmasında çok etkili olmuştur.


Abbâsîler


Emevilerden sonra Abbasi Hanedanlığı iktidara geldi. Abbasiler döneminin en önemli özelliği, 8. yüzyılın ortalarında Bağdat'ta Beyt'ül Hikmet adında büyük bir bilim merkezinin kurulması ile ''İslam'ın Altın Çağı'' adı verilen dönemin başlamasıydı. Bu çağda, Hindistan'dan Endülüs'e kadar geniş coğrafyada bilimsel çalışmalar yapılmakla birlikte, tıp, bilim, sanat, felsefe, teoloji, matematik, astronomi, İslam hukuku gibi geniş yelpazede çalışmalar da yapılıyordu. Bu dönemde İran bölgesinden de birçok Müslüman bilim insanları birçok çalışmalar yaptı. Örneğin tıp alanında adını duyuran İranlı (Fars) hekim İbn-i Sina, o dönemde İran'da hüküm süren Samaniler Devleti ve Kakuyiler Devleti egemenliğinde çalışmalarını sürdürdü.


Abbasilerin merkezi Bağdat (günümüzde Irak) olsa da, hanedanın İran ve kültürü üzerindeki etkisi büyüktü. Ayrıca Abbasi halifeleri, sıklıkla vezirlerini İranlılardan seçerdi ve İranlı valilerin ciddi anlamda yerel otonomi yetkileri vardı.


Tâhirîler ve Samanîler



822'de Horasan Valisi Tâhir, bağımsızlığını ilan etti ve yeni bir Pers hanedanlığı olarak Tahirîler Hanedanlığı'nı kurdu. Samanîler döneminde ise İran'ın bağımsızlığını kazanma çabaları daha da güçlendi.


Abbâsîler sonrası dönemin kültürel canlanması, İran ulusal kimliğinin yeniden su yüzüne çıkmasına yol açmıştır. Bu kültürel akım, 9. ve 10. yüzyıllar sırasında zirve yapmıştır. Bu akımın en açık etkisi, Perslerin dili ve İran'ın resmî dili olan Farsçanın günümüze kadar sürekliliğinin sağlanmasıdır. İran'ın en güçlü epik şairi Firdevsi, Farsçanın günümüzde yaşamasının en önemli destekçisi olarak kabul edilmektedir.


Bir sessizlik döneminden sonra İran, ayrı, farklı ve değişik bir öge olarak İslam'ın içinde belirdi. İslam fetihlerinden sonra İran felsefesi, eski İran felsefesi, Yunan felsefesi ve gelişen İslam felsefesi ile geliştirdiği değişik ilişkilerle farklılaşacaktır. İşrakilik ve Aşkınlık Felsefesi, o dönemin İran'ında iki ana felsefe geleneği olarak kabul edilmekteydi.


Gazneliler

Gazne Devleti


Bir Türk olan Gazneli Mahmud, başkenti İsfahan ve Gazne olan büyük bir imparatorluk kurduğunda 11. yüzyıla ulaşılmış olunuyordu.


Selçuklular

Büyük Selçuklu Devleti



Tuğrul Bey tarafından kurulan, Alp Arslan tarafından yükselişine zemin hazırlayan, I. Melikşah döneminde de altın çağını yaşayan Büyük Selçuklular, Oğuz Türklerinin Kınık boyu tarafından kurulmasına karşın, İran topraklarına çoğunlukla hükmettiği için Türk-İran kültürünü bünyesinde barındırıyordu.


Selçuklular, kurulduktan kısa süre sonra İslam dünyasının merkezî otoriteden yoksun parçalanmış siyasi haritasını birleştirdi ve daha sonra Haçlı Seferlerinin birinci ve ikincisinde kilit rol oynadı. Dili ve kültürüyle zamanla yoğun bir şekilde İranlılaşan Selçuklular, Türk-İran geleneğinde büyük bir gelişme sağladı ve İran kültürünü Anadolu'ya taşıdı.


Kendilerinden önce gelenler gibi imparatorluğun divanı, İranlı vezirlerin elindeydi. Devlet yönetiminde pek çok Fars (İranlı) söz sahibiydi. Örneğin Alp Arslan ve I. Melikşah dönemlerinde devletin baş veziri olan ve kendi adıyla anılan Nizamiye Medreseleri'ni kuran Nizamülmülk, aslen İranlıydı.


Bu dönemde İranlı yüzlerce araştırmacı ve bilim insanı; teknoloji, bilim ve tıbba, daha sonra Avrupa Rönesansının doğuşunu destekleyecek şekilde çok büyük katkı sağladı.


Harezmşahlar ve Cengiz Han

Harezmşahlar ve Moğol İmparatorluğu



Molla Câmî'nin Sufi'nin Gül Bahçesi minyatürü, 1553. (Bu çalışma, Timurlular dönemindeki birçok çalışmada olduğu gibi Pers şiiri ile Pers minyatürünün bir karışımıdır.)
Molla Câmî'nin Sufi'nin Gül Bahçesi minyatürü, 1553. (Bu çalışma, Timurlular dönemindeki birçok çalışmada olduğu gibi Pers şiiri ile Pers minyatürünün bir karışımıdır.)

1218'te Harezmşahlar Devleti'nin doğu bölgeleri olan Maveraünnehir ve Horasan, Moğol hükümdarı Cengiz Han'ın istilasına uğradı. Bu dönemde yarım milyondan fazla İran nüfusu öldürüldü, Nişabur gibi kentlerin caddeleri "kan nehirlerine döndü", şehirlerin etrafına kedi ve köpek kulübelerinin itina ile yerleştirildiği insan kafalarından oluşan piramitler yapıldı. 1220 ve 1260 yılları arasında İran'ın nüfusu, bu kitlesel katliamlar ve açlık sonucu 2.500.000'dan 250.000'e düştü.


Cengiz Han'ın torunlarından biri olan Hülagû Han, Fransa Kralı IX. Louis'e yazdığı bir mektupta İran'a ve Halife'ye karşı yaptığı akınlarda tek başına 200.000 kişinin öldürülmesinin sorumluluğunu üstleniyordu.


Timurlular

Timur İmparatorluğu


Başkentini Semerkant'ta kuran Timur onu takip etti. Bu yıkım dalgaları etkileri, Nişabur gibi birçok şehrin bu saldırılar öncesi nüfuslarına yeniden kavuşmasını sekiz yüzyıl kadar -20. yüzyıla kadar- engelledi. Ancak hem Hülagû Han hem Timur ve onların takipçileri, kendi tarzlarını ve geleneklerini fethettikleri yerinkilere göre değiştirip tamamen Pers kültürüne uygun yaşadılar.


KELİLE ve DİMNE,3. yüzyılda BEYDABA tarafından yazıya geçirilmiş hayvanlar üzerinden insanlara doğru davranışları kazandırmaya çalışan, EZOP masallarına örnek olmuş  bir FABL kitaptır. Hindistan'da SANKRİSTÇE yazılmış, Sanskritçe yazılmış olan eser ilk önce bir Pehlevice'ye, oradan Arapçaya ve daha sonraları da Farsçaya çevrilmiştir. Batı dillerine olan tercümeleri bu son çeviriden yapılmıştır. Edebi otoritelerce, Ezop ve La Fontaine fabllarının, Kelile ve Dimne'den ESİNLENEREK YAZILDIĞI SÖYLENİR.
KELİLE ve DİMNE,3. yüzyılda BEYDABA tarafından yazıya geçirilmiş hayvanlar üzerinden insanlara doğru davranışları kazandırmaya çalışan, EZOP masallarına örnek olmuş bir FABL kitaptır. Hindistan'da SANKRİSTÇE yazılmış, Sanskritçe yazılmış olan eser ilk önce bir Pehlevice'ye, oradan Arapçaya ve daha sonraları da Farsçaya çevrilmiştir. Batı dillerine olan tercümeleri bu son çeviriden yapılmıştır. Edebi otoritelerce, Ezop ve La Fontaine fabllarının, Kelile ve Dimne'den ESİNLENEREK YAZILDIĞI SÖYLENİR.


İRAN'DA TÜRK HANEDANLAR DÖNEMİ

15.YÜZYIL - 20.YÜZYIL


Karakoyun, Akkoyun, Safavi, Afşar, Zendi, Kaçar hanedanları


Timur'dan sonra İran'a 1403ten 1925'e kadar yüzyıllarca Türk hanedanlar egemen oldu. Bunlardan Safeviler, Şİİ İSLAMI geliştirip modern İran'ın kurucuları oldular.

Yok oluşları da sonuncu KAÇAR HANEDANI dışında gene Türk hanedanlar tarafından gerçekleştirildi.



Karakoyunlular

1380-1469

Karakoyunlu Devleti, başkenti Tebriz olan ve 1380-1469 yılları arasında bugünkü Doğu Anadolu Bölgesi, Güney Kafkasya, Azerbaycan ve Kuzey Irak topraklarında egemenlik sürmüş Oğuz Türklerinin kurmuş olduğu bir devlettir.

Karakoyunlular, Anadolu'dan İran'a siyasi göç hareketlerinin itici gücü ve aynı zamanda İran'da Türkmen egemenliğinin yeniden kurulmasını ve aslında Azerbaycan'ın Türkleşmesini sağlayacak yeni bir iskân hareketinin ilk üyesidir. Bu sözlerden de anlaşılacağı gibi konuştukları Türkçe, bugün Azerbaycan dili olarak adlandırılan Oğuz veya Türkmen diliydi. Karakoyunlu hükümdarlarından Cihanşah'ın Azerbaycan edebiyatının temsilcilerinden olduğu anlaşılmaktadır




Akkoyunlular

1403- 1503

Azerbaycan, kökenli bu oğuz Türkmenleri Akkoyunlular, İran platosu ve Anadolunun doğu bölgelerinde 1403'de kurulan Türk Hanedan devletidir. Akkoyunlu Devleti'nin kurucusu, mezarı Bayburt'un Sünür köyünde olan Kutlu Bey'in küçük oğlu Kara Yülük Osman Bey'dir. 1398'de Kadı Burhaneddin'i yenerek öldüren Kara Yülük Osman Bey, daha sonra Memlûk sultanının hizmetine girdi. 1400'de Timur'un Anadolu'ya girişine destek verdi ve bu hizmetine karşılık Malatya'yı, 1402'de Ankara Savaşı'ndaki desteğine karşılık da Diyarbakır bölgesini aldı. 1403'te de Diyarbakır'da hükümdarlığını ilan etti. Osman Bey 1435'te Karakoyunlular'a karşı savaşırken öldü.

Onun soyundan gelen Uzun Hasan, Fatih Sultan Mehmet'le savaşıp Otlukbeli'nde yenildi.

Akkoyunlu Devleti, Safevi hükümdarı Şah İsmail tarafından 1503'te tamamen ortadan kaldırıldı.



Erken modern dönem (1501–1921)

Safevî Hanedanı, Afşar Hanedanı, Zand hanedanı ve Kaçar Hanedanı


Safevî Hanedanı



İran'da ilk Şiî İslâm devleti, Şah İsmail tarafından Safevî Hanedanı (1501 ile 1736 arası) yönetiminde kuruldu. İlerleyen zaman içinde büyük bir politik güç hâline geldi ve çift taraflı devlet antlaşmaları yapmaya başladı.


Safevîlerin en güçlü oldukları zaman, I. Abbas'ın hükmettiği dönemdir (1588-1629). Safevîler, ilerleyen yıllarda Osmanlı İmparatorluğu, Şeybânî Hanlığı ve Portekiz İmparatorluğu ile savaştı. Safevîler başkentlerini Tebriz'den alarak önce Kazvin'e, sonra da dönemlerinde sanata verdikleri destek ile İran estetik düzeyi yüksek üretim dönemlerinden birini yaşadığı İsfahan'a taşıdılar. Dönemlerinde ülke yönetiminde merkezileşme arttı; ordunun modernleştirilmesinde ilk adımlar atıldı ve mimaride İsfahânî tarzı gelişti.


1722'de Afgan isyancılar, I. Hüseyin'i yendi ve Safevî Hanedanı'na son verdi.


Afşar Hanedanı


Oğuz Türklerinin Afşar boyundan gelirler



Nadir Şah

1736'da Nadir Şah, başarılı bir şekilde Afgan isyancıları İsfahan'dan çıkardı ve Afşar Hanedanı'nı kurdu. 1738'de aralarında Taht-ı Tavus, Işık Dağı elması ve Işık Denizi elmasının da bulunduğu kraliyet hazinelerini güvence altına alacak bir sefer yaptı. Ne var ki hükümdarlığı çok uzun sürmedi, 1747'de bir suikast sonucu öldü. Ölürken, yanında bulunan karısı Kenya kökenli El Fatima'ya İran tahtını bıraktı. El Fatima'nın siyahi olması nedeniyle İran halkı bu kadın şahı kabul etmedi ve yarı siyahi olan Nadir Şah'ın küçük kızı El Hebübe'ye tahtı bırakmak zorunda kaldı. El Hebübe, bu sırada 21 yaşlarında güzel bir kızdı. Afgan şahı Şeyhsüvari El Hamd ile evliydi; dolayısıyla İran tahtı, iki Türk kadından sonra Afgan Hanedanı'na geçerek siyasi varlığını sürdürmeye devam etmiştir.


Zend Haneda


Meşhed kökenli Afşar Hanedanlığı, 1750'de başkentini Şiraz'da kuran Lek asıllı Kerim Han Zend tarafından kurulan Zend Hanedanı tarafından takip edildi. Onun yönetimi, görece bir barış ve refah sağladı.






SON TÜRK HANEDANI:


ASLEN YOZGATLI KAÇAR HANEDANI


İran'daki Azerbaycan Türklerinin aslen Yozgattan gitme Kaçar boylarından olan Kovanlı kolu tarafından kurulmuş ve 1794 ile 1925 yılları arasında İran'da hüküm sürmüş bir hanedandır.


Kökenleri

Kaçarlar Anadolu'nun Kırşehr-i ve Bozok (Yozgat) bölgesinden 15. yüzyılın bitimine doğru Azerbaycan'ın Gence yöresine göçen Türkmen oymağıdır. Şam Bayatı, Akça Koyunlu ve Akçalu olmak üzere üç Türkmen obasından oluşuyorlardı. Bir kısmı 17. yüzyılda sınır muhafızı görevi için Gürgan bölgesine Esterabad civarına gönderilmişlerdir.



Zend Hanedanı; Lütf Ali Han, Ağa Muhammed Şah tarafından idam edilinceye kadar üç kuşak sürdü ve yeni hükümdar Tahran'ı 1794'te Kaçar Hanedanı'nın doğuşunu gösterecek şekilde başkent yaptı. Yetenekli Kaçar yöneticisi Amir Kabir, diğer modernleşme reformları arasında İran'ın ilk üniversitesini de kurmuştur. Kaçar Hanedanı döneminde İran, Rus-İran Savaşları sonucunda Rus İmparatorluğu ve İngiliz İmparatorluğu karşısında Gülistan Antlaşması, Türkmençay Antlaşması ve Akhal Antlaşması ile topraklarının neredeyse yarısını kaybetmiştir. Büyük Oyun'a rağmen İran egemenliğini korumayı becermiş ve çevresindeki diğer ülkelerin tersine sömürgeleştirilememiştir.


Sürekli tekrarlanan dış müdahaleler ve yozlaşan ve zayıflayan Kaçar yönetimi, bir parlamenter monarşi içinde ülkenin ilk parlamentosunu oluşturan İran Anayasa Devrimi ve Kaçar Hanedanı'nın egemenliğine son veren Tütün Protestosu gibi toplumsal hareketlere yol açmıştır.

1908'de İran'da petrolün bulunması bir dönüm noktası oldu. Böylece hem emperyalist güçlerin İran üzerindeki hesapları, hem de İran'ın 20. yüzyılına damgasını vuracak olan karmaşık sosyo-ekonomik yapı ortaya çıktı.


Kaçar Hanedanı, İran tarihindeki son Türk hanedandır.




şehnam'nin bir sayfası
şehnam'nin bir sayfası

İRAN TARİHİNİN BÜYÜK DESTANI


ŞEHNAME:


Şehnâme veya Şahnâme:


Firdevsî'nin eski İran efsaneleri üzerine kurulu manzum destanıdır. İran edebiyatının en büyük eserlerinden biri olarak kabul edilir. 977 ila 1010 arasında yazılmıştır. 60.000 beyit civarında hacme sahiptir.

Firdevsi'nin bu yapıtı tek şair tarafından yazılan en uzun epik şiirlerdendir.



I. Hüsrev komutasında İran ile Afrasiab komutasındaki Turan birlikleri arasındaki savaş sahnesini içeren bir başka sayfa
I. Hüsrev komutasında İran ile Afrasiab komutasındaki Turan birlikleri arasındaki savaş sahnesini içeren bir başka sayfa


İçerik

Şehnâme, tarih öncesi zamanlardan başlayıp Sasani İmparatorluğu sonuna dek tüm eski İran krallarını inceler. Bunlar; Keyûmers (Orta Farsça:Kayômart), Hōşeng, Tahmûrâs, Cemşid, Zahhak, Feridūn, Menûçehr, Key Kubad, Key Kâvus, Key Hüsrev, Bahman, Dārā (III. Darius), Iskandar (Büyük İskender), I. Ardeşir, I. Şapur, I. Hürmüz, V. Behram, I. Hüsrev, III. Yezdigirt gibi krallar, ana tema Zabulistan prensi efsanevi kahramanı Rostam (Rüstem), Esfandiār (Goštāsp'ın oğlu) ve Afrāsiab gibi kahramanları ve suçluları içerir.

İranlıların Turanlılarla olan mücadeleleri İranlı hissiyatı ile yazılmıştır. Türkler'in İran'a göçleri ve hâkim olmaları sonrasında İranlıları onurlandırmak için Gazneli Mahmud'un teşviki ile kendisi de bir İranlı olan Tuslu Firdevsî tarafından kaleme alınmıştır. Eserde geçen olaylar çoğunlukla İranlı Yunus ile Turan kralı Efrasiyab arasındaki epik çekişmeler şeklindedir. Şeytani güçleri olan Turan kralı Efrasiyab'dan Türk mitolojisinde Alper Tunga olarak bahsedilir.




  • ARAŞTIRMA -DERLEME

  • SAYFA HAZIRLIĞI

  • Şenol YAZICI

  • DEVAMI


  1. YÜZYILDA PERSLER

    *Pehleviler

    *iRAN İSLAM CUMHURİYETİ

Yorumlar


bottom of page