Ressam İbrahim Balaban

En son güncellendiği tarih: 12 Ara 2020


1921 yılında Bursa-Seçköy, Osmangazi'de dünyaya gelen İbrahim Balaban doğduğu köyün 3 yıllık okulunda eğitim görür. 1937 yılının son günlerinde, henüz 16 yaşındayken hint keneviri yetiştirmek suçundan cezaevine girer ve cezaevinde kendini avutmak için resim çizmeye başlar. Resimlerini zeytinyağına batırdığı renkli kalemlerle yapar. Altı ay hapis ve 16,000 lira da para cezasına çarptırılan Balaban, para cezasını ödeyemeyince, üç yıl daha mapus hayatı yaşar..


Cezasının bitmesine çok az bir zaman kala dört mahkûmun saldırısına uğrayan Balaban, cezaevinden çıktıktan sonra evlendiği gün düğün evini basan hasmını öldürür ve yeniden cezaevine girer. 1942 ile 1944 ve 1947 ile 1950 yılları arasını Bursa Cezaevinde geçirir, Cezaevindeyken önce babası Hasan Çavuş'un cinayete kurban gittiğini; daha sonra doğumda karısının öldüğünü ve çok kısa bir süre sonra da çocuğunun ölüm haberlerini alır.


Balaban, Bursa Cezaevinde kendisinden 20 yaş büyük olan Nâzım Hikmet'la tanışır. Onun desteği ve ilgisi sayesinde resim yeteneği ortaya çıkar ve gelişir. Nâzım Hikmet, Orhan Kemal’i hikâyeci, Balaban’ı ise ressam olarak yetiştirmek istemektedir. İbrahim Balaban cezaevinde resmin yanı sıra felsefe, sosyoloji, ekonomi-politik konularında pratik bilgiler edinerek kendini yetiştirir.


Ressam, yedi yıl süren Nâzım Hikmetli günlerini ilerki yıllarda yazdığı Şair Baba ve Damdakiler kitabında anlatır. İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahneye konan "Aslolan Hayattır" adlı tiyatro oyununda ve "Mavi Gözlü Dev-Nâzım Hikmet" adlı sinema filminde (Yönetmen: Biket İlhan) bu kitaptan alıntılar vardır. Ayrıca sanatçının bu kitabı yazar Haldun Çubukçu tarafından oyunlaştırılır ve 2011 yılında Ankara Devlet Tiyatrosunda sahnelenir.

Balaban, Sanat, yaşantının izdüşümüdür. Konu bir özdür, her öz kendi kabuğunu yapar. (Yani sanatsal biçimini oluşturur.) kuramını ortaya koymuş ve sanatını bu kuram üzerine oturmuştur. İlk sergisini 1953'te İstanbul’da, Fransız Kültür Merkezinde açar. Sonraki yıllarda hem Türkiye'de, hem de yurtdışında pek çok sergi açan İbrahim Balaban, 1961'de Yeni Dal Grubu sergisindeki bir tablosundan dolayı yargılansa da aklanır .Yine 1968'de Gazi Dergisi'nde basılan bir tablosundan dolayı yargılanır; ondan da aklanır. 1969’da Adana’da sergilediği resimleri saldırıya uğrar.

Resim eleştirmenleri kendisini "Anadolu insanının yaşamından ve halk efsanelerinden yola çıkarak toplumsal gerçekçi yapıtlar üreten ressam" olarak tanımlarlar. Balaban, sanat hayatını Dağınık, Nakışsı, Ağır Aksak, Oyuncaksı, Tutsak, Özgürlük gibi dönemlere ayırır. Önceleri köy yaşamının yoksulluğunu, köylü üretim araçlarını resmeden sanatçı, giderek destanlara, halk inançlarına, kahramanlarına, söylencelere, mitolojiye uzanır. Sonraları kente göçü, kentteki yaşam ve demokrasi mücadelesini ele alır. Son dönemde Anadolu Erenleri ve Bereket Anaları'nı resimler.

Bugüne kadar iki binden fazla tablo ve bunun birkaç katı desen üreten Balaban aynı zamanda yazar olup, yayınlanmış 11 adet kitabı bulunmaktadır. Ressam, son olarak desen çalışmalarını 2005'te İstanbul'da sergiler. Bu desenler Balaban-Yaşamın Çizgileri / Desenler (Remzi Oğuz Yılmaz) kitabında toplanmıştır.

Hapiste birlikte yattığı Nâzım Hikmet, onun "Bahar" adlı tablosundan etkilenerek "İbrahim Balaban'ın Bahar Tablosu Üstüne" adlı şiiri yazar. Ayrıca "Mapushane Kapısı" ve "Harman" tabloları için de birer şiir yazmıştır.

Mart 2008 de vizyona giren Reis Çelik'in yönetmenliğini yaptığı "mülteci" filminde "Bülbül hoca" rolüyle yer alan sanatçının ikinci evliliğinden iki erkek, bir kız çocuğu ve beş torunu vardır. 1955 doğumlu oğlu Hasan Nazım Balaban da babası gibi ressamdır. Bunca sıkıntılı yaşamına rağmen sürekli üreten ve hayata kafa tutan sanatçı 9 Haziran 2019'da İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede 98 yaşında vefat eder... Saygıyla anıyoruz...


BALABAN’IN BAHAR TABLOSU ÜSTÜNE

İşte seyreyle gözüm, hünerini Balaban’ın İşte şafak vakti Mayıs ayındayız İşte aydınlık: Akıllı, cesur, taze, diri, insafsız… İşte bulut: Kaymak gibi lüle lüle İşte dağlar: Hem de mavi, hem de serin İşte sabah seyranı tilkilerin Uzun kuyruklarında ışık, Sivri burunlarında telaşları. İşte seyreyle gözüm: İşte karınları aç, tüyleri diken, ağzı kırmızı İşte dağ başında kurdun biri. Kendi içinde duymadın mı sen Aç kurdun öfkesini sabah vakitleri? İşte seyreyle gözüm: Kelebekler, arılar… İşte kıvıl kıvıl devranı balıkların İşte bir leylek Mısır'dan yeni gelmiş. İşte bir geyik; daha güzel bir dünyanın hayvanı. İşte seyreyle gözüm; İnin önünde ayı, uyku sersemi henüz Sen aklından geçirmedin mi hiç? Toprağı koklayarak, ayılar gibi dalgın yaşamayı Bala, armuda, yosunlu loşluğa yakın, İnsanın sesinden, ateşten uzak. İşte seyreyle gözüm: sincaplar, tavşanlar, İşte kertenkele, işte tosbağa, İşte üzüm gözlü eşeğimiz, bir ağaç pırıl pırıl Güzellikte insana en çok benzeyen İşte çayır çimen: Girin içine çıplak ayaklarım. İşte kokla burnum: Labadalar, ebe gömeçleri. Ellerim ellerini, dokunun, okşayın, avuçlayın, İşte anamın sütü, karımın eti, gülüşü çocuğumun. İşte sürülen toprak. İşte İnsan: dağın taşın, kurdun, kuşun efendisi. İşte çırakları, işte poturunda yamalar İşte karabasan. İşte sağrılarında kederli, korkunç oyuklarında öküzleri. On yıl mapusta yattı ama kaybetmedi Umudunu Balaban. İşte Seçköy’den Ali’nin kızı geliyor al taylarıyla tarlaya.

NÂZIM HİKMET RAN

Nazım Hikmet'in Bahar tablosu

12 görüntüleme0 yorum
1s0l.gif

ŞAKASIZ;

artık

KIŞ!..

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

861536d39876bb9d5a5ca0fa97dddfb8.gif

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA