ADA Yeniden Doğdu

En son güncellendiği tarih: Oca 3


Demiş ya Yunus;


"Her dem yeni doğarız

bizden kim usanası"



Sonunda sözümüzü tutabildik. ADA'yı onca yıldan sonra basılı olarak da yayınladık.


Yeniden başlıyoruz.


Görmediniz mi hala?


O zaman beklemeniz gerekecek.


Belki dünyayı kurtarmış, sorunları çözmüş, ekonomiyi düzlüğe çıkarmış gibi... yapanların inandırıcılığı kalmadığından çok gürültü yapmadık, ama duyurmuş, İnternetten çağrımızı yapmıştık, ilgili durup adreslerini gönderenlere, armağan olarak postaladık, onlar görmüşlerdir.


İlgiliyseniz azıcık bekleyin.


Biliyorsunuz, katılım sayfalarımızda var, katılan yazarlar, çıkacak basılı dergide yer alacaklardı. Planlıyorduk geçen yıldan bu yana.

ADA GÜNLÜKLERİ’ne katılan yazıların gündeme uyan, nitelikli olanlarını seçip dergi yapmayı düşünüyorduk. Birkaç kez duyurmamız, söz vermemize karşın bir türlü denk gelmedi.


Nitelikli yazıları onurlandıracak, hem de yenilere de bir kapı açacaktık. Olmadı.


Yanıtlanması gereken çok soru vardı. Önce yılda kaç kez olmalı...ya yanıt bulamadık, bir kez yeterli miydi? Ayrıca kağıt fiyatlarının böyle arttığı zamanda o kalınlıktaki bir seçkiyi nasıl finanse edecektik? Edinmek isteyen yazar, okur pahalı bulmayacak mıydı? Postanın bir mektuba 2 Lira aldığı yerde, salt gönderi maliyeti 5 -10 lirayı bulacak bir ürünü ne yapacaktık? İnsanlar yazılarım yayınlansın, dergi de adreslerine gelsin istiyordu ama konu elini taşın altına koymaya gelince farklı düşünüyordu. Ayrıca duyulunca katılmak isteyen yenilere nasıl yer açacaktık? Öte yandan yılda bir kez olacak dergi, unutulmayı nasıl aşacak, gündemi nasıl yakalayacaktı?

En önemlisi yardım beklediğimiz Şenol Yazıcı çok sıcak bakmıyordu. "Yazar şair olmanın yolu dergilerden geçer, okur yaratırsın. Okuru olmayan yazar mı olur, kavimsiz peygamber gibi... Ama yer verip isim yaptığın da ilk seni gagalar, gelişen egosuyla. İnsan nankör, eti ağır, taşınmıyor," diyordu.


Yanıtlar tatmin etmeyince de projemizi erteledik durduk.


Bu kez gözümüzü kararttık. Bir yerden başlayalım, istim yolda gelir nasılsa, gereksinmelere göre biçimlenir, ona göre yol alırız dedik. Baktık ki katılım, ilgi fazla; sayfaları, çıkış sıklığını artırır, yeni katılımlara da açarız dergiyi, olmazsa azaltırız. Baktık ki yazarın okurun böyle bir beklentisi yok, yumurta küfesi değil ya, bırakırız diye düşündük.


Kuşkusuz bu arada İnternette yayımlıyorsunuz zaten, dergiye ne gerek var, diyenler de çıkacaktır.


Belki salt beni korkutan kara bir gelecek varsayımı: Gün gelecek kahvaltıda çayımızı içerken alıp da keyifle okuduğumuz gazeteler, dergiler olmayacak. Belki kitap diye de bir şey kalmayacak. Yazarlar gene olacak, küresel sermaye gene onların üzerinden para kazanmaya çalışacak, ama kitap, gazete gündemden kalkacak. Onun yerini parayı bastırıp üye olduğumuz kanallardan ya da internetten okuyacağımız gazeteler, dergiler, kitaplar alacak. Elbette istediğini dayatacak sana oku diye... Yani kara bir gelecek varsayımı…


2000'lerin başlarında doğanlar, yani teknolojiye mecbur yetişen yeni kuşak okuma ihtiyaçlarını zaten tabletlerden, cep telefonlarından ve bilgisayarlardan sağlarken, kağıt kokusunu seven biz milenyum öncesi yılların gençleri, eski alışkanlıklarımızdan vazgeçmemekte direniyoruz. Ama öteki yanı da var. Yazar şair olmak isteyen yeni kuşak da ancak kağıda kitaba geçerse yazısı mertebe kazandım sayıyor haklı olarak. Dost sohbetlerinde de gündeme geliyor, neden basılı yapmıyorsunuz da, yazı kağıtta olur da... yazar dediğin peygamberler gibidir, kitapsız olmaz da... İyi işte hepinizin, hepimizin istediği oldu.


ADA önünüzde... Hadi bakalım ne kadar sahip çıkacak, ne kadar elinden tutacaksınız.


Bu dergiyi yaparken en büyük desteği aldığımız, dergimizin adını da koyan, maviADA'nın eşsiz arşivini de bize açan Şenol Yazıcı, "imece dergiler arkaik dönemlerin ürünü, günümüzde imece yok ki, dergisi olsun, kendinize güvenin, kendinize göre bir şey yapın..." demişti. Doğru mu yanlış mı göreceğiz ama biz de öyle yaptık, nicelik olarak maviADA'nın yanında çok küçük duracak ama nitelik olarak onun ruhunu taşıyan, sıkıştırılmış yazılarla aslında büyük boyutlu bir dergi olan ADA'yı kucağımıza aldık... Zamanlama olarak da her mevsim başını hedefledik.


Yazımız, paramız, moralimiz olursa yaparız, yeter ki sahip çıkın yazdığınıza, eserinize... Olmazsa siz sağ biz selamet...

Biz de aynen sizin gibi hem gün boyu halimizden şikayet eder, ama değiştirmek için kılımızı bile kıpırdatmayız, hepsi o. Yani sahip çıkmadınız yazdığınıza, eserinize diye kıyamet kopmaz. ADA'da dergi mezarlığına eklenir. Öteki türlü olursa ayda bir de çıkar, 100 sayfa nitelikli yazıyla da çıkar, yeter ki isteyin.


Meramımız bir işe yaramak. Olursa ne ala...

Evet; internet hep elimizin altında, istediğimiz an istediğimiz her şeye hemen ulaşabiliyoruz. Tanıtım, bilgi için korkunç bir olanak. Ancak kağıt gibisi var mı? Basılı bir dergiyi beklemenin heyecanını yaşamak, okumayı elinde hissederek, kağıt kokusunu duyarak yapmak, bunun yanında yazmayı sevenleri ve yazmak isteyenleri yüreklendirmek gibi nedenlerle ayda ya da üç ayda bir çıkan dergilerin yarar sağlayacağına ve yaptığımızın bu anlamda da bir hizmet olduğunu düşünüyoruz.


Tabii bu işi yaparken kaygılarımız da var. Hepimizin bildiği gibi ülkemizin ve doğal olarak insanımızın içinde olduğu ekonomik sıkıntı kaygılarımızdan biri. Çünkü yarının ne olacağını pek bilmiyoruz, bu da bizde yaptığımız işte verdiğimiz sözü tutabilir miyiz endişesi yaratmıyor değil. Bir başka endişemiz ise; okumaya karşı bunca olumsuz söylemin üst hükumet erkanınca seslendirildiği bir ülkede ve İnternet'in bunca yaygın olduğu edebiyat dünyasında ilgi nasıl olur?


Sözü uzatmaya gerek yok, İnternet ve dijital çağın alıp yürüdüğü bir dönemde basılı dergi yapmanın zorluğunu elbette biliyoruz ve ne yazık ki zorumuza giden bu yargı doğru, ama bunu bilmeye karşın şu dünyada; bize ait, tanıdık, bildik fazla bir şey kalmayan bu ülkede, nefes alacak bir alan yaratmaya çalışmak amacımız. Yalnız olmadığımızı duyurmak, ötekini bulmak, gerekirse benzerini yaratmak...


Hepimiz biliyoruz ki dergiler sosyal bir aidiyettir de, benzerlerini yaratır, yalnızlığa bir delik açar. Biz de bu işe kalkışırken giderek yabancılaştığımız yurdumuzda duyumsadığımız yalnızlığı kırmak ve BİZ olmak istedik. Benzerlerimizin de olduğu bir ada yaratmaktı derdimiz. Çünkü ADA Günlüklerine yazan ya da yazacak olan herkesin benzer biçimde kendini yalnız hissettiğini, paylaşacak insan bulamadığını, paylaşmadıkça da kendini bile unuttuğunu düşünüyoruz. Sonuçta insanız ve birbirimize benzeriz. Sizlerin de BİZ gibi olduğunuza inanıyoruz ve omuz vermenizi bekliyoruz.


Yanıldık mı? Yoksa siz çoktan o şıklık ve zarafet yarışında olduğumuz günleri, kitap, sinema, siyaset konuştuğumuz; büyüğe saygı, küçüğe sevgi bildiğimiz, herkesin birbirine benzediği günleri çoktan unutmuş, komşusuna öteki diye bakan, atı alıp Üsküdar'ı geçenlerdenseniz, yok kardeşim, istemiyoruz, katkını da yazını da... Ne Arabın yüzü, ne Şamın şekeri... git kendi dünyanda (ne kendi dünyası, dünya sizin zaten) yaşa, beni de lütfen rahat bırak diyorsanız... Yani hal öyleyse sıkıntı yok, bir daha ADA'yı göremezsiniz olur biter.


Marifet iltifata tabidir der ya büyüklerimiz.


Hep hayalimdi, edebiyat fakültesinde okuduğum günlerden bu yana, ama olmadı, bu ilk. Acemi dergicinin mukaddimesi de böyle olur. Edebiyat yapmadan, sade, sahici... Ama sanırım meramımı anlattım. Maksat da o değil miydi?

Yanlış anlamaların önüne geçmek için özetleyelim.


ADA herkese açık, ama maviADA geleneğini, okuruna /yazarına okul olmayı, ADA GÜNLÜKLERİnde yer alan yazarları ve Sanat Edebiyat ustalarını temel olarak görüyor. Elbette bir iklimimiz ütopyalarımız, ülkülerimiz var, biz size farklılığınızdan dolayı saygı duyarız, ama siz de bu ADA'da yaşayanların size benzemeye mecbur olmadığını bilerek, saygı duyarsanız buyurun gelin. Size de yer açarız.


*İnternet ADA Günlüklerinde ayrımsız herkes yer alır. Kitabınızı çalışmalarınızı tanıtabilirsiniz. ADA'da ise en iyi yazınız ancak yer alır, çünkü 100 sayfalık aşure çorbası değil bu, nitelikli olmazsa ne işi var ? Ortalık zaten öyle doldurma dergilerle dolu.

Tanıtmak için dergi, kitap göndermek isteyenlere de adresimiz hazır: Posta Kutusu: 21 Kadıköy / İstanbul


*İnternette ve dergide yer almanın yolu E-MAİL adreslerinizden geçiyor, sayfamıza girdiğinizde göreceksiniz, telefonu açtığınızda karşınıza çıkar. Facebookta sayfalarımız var. Olmadı buraya da yazalım. adamavi@gmail.com

*Bir fiyatı yok çünkü ücretsiz, yazısı yayınlanan kişinin Kadıköy'e, ya da temsilcilerimizin olduğu Bursa'ya, Yalova'ya yolu düşerse dergisini alır, çay bile içer. Aksi durumda dergi ayağıma gelsin diyen gönlünden kopanlar ADA'ya omuz vermeli. Akıl da vicdan da bunu gerektirir herhalde. Bir sayfa reklama tonla para alınan bu piyasada biz bir sigara parasına itibar gösteriyoruz, aileden sayıyoruz.

* Bu dayanışmada yer almak isteyen ya da zekatını bir kültür sanat edebiyat ortamının filizlenmesi için kullanmak isteyenlere posta çeki hesabımızı da verelim: 157 875 81


Bizi bilgilendirirseniz işimiz kolaylaşır.


Son söz olarak, bana olmazı olur gösteren, yazma ve yapma cesaretimi artıran Şenol Yazıcı'ya, maviADA dergisine ve ilk çağrıma hemen olumlu yanıt vererek beni yüreklendiren yazar Fadime Y. Karoğlu'na, Aycan Aytore'ye, yüreklendirici bir yaklaşım sergileyerek ilk dergiyi isteyen Zeki Sarıhan'a ve daha birkaç kişiye sonsuz teşekkürler...


Bana da dünya gerekmiyor hoş, bir ADA'ya kaç kişi sığar ki?


Bahara görüşürüz.... diyecektim ama belli mi olur sizin tavrınız. Ola ki görüşemezsek mahşer de görüşürüz.


Hadi sağlıkla kalın.

*

ADA

Sorumlu Sahibi

NURTEN BENGİ AKSOY


*ADA ruhunu daha iyi anlamak isterseniz, önceki dergilerin aşağıdaki manifestolarını okuyabilirsiniz

51 görüntüleme3 yorum
1s0l.gif

ŞAKASIZ;

artık

KIŞ!..

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

861536d39876bb9d5a5ca0fa97dddfb8.gif

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA