top of page

İsmi Gibi Zarif Bir Şair CAHİT ZARİFOĞLU

Nurten B. AKSOY

*


SULTAN

Seçkin bir kimse değilim İsmimin baş harfleri ACZ tutuyor Bağışlamanı dilerim Sana zorsa bırak yanayım Kolaysa esirgeme Hayat bir boş rüyaymış Geçen ibadetler özürlü Eski günahlar dipdiri

“1 Temmuz 1940’ta Ankara’da doğdum. Rahmetli babam hâkimdi. Bu vesile ile çocukluğum Güneydoğu’da geçti. İlkokula Siverek’te başladım. Maraş ve Ankara’da bitirdim. Ortaokula ise Kızılcahamam’da başladım, liseyi Maraş’ta tamamladım. Aslen Maraşlıyım. Ceddimiz 300 yıl kadar önce Kafkasya’dan Maraş’a gelip yerleşmiş” diye başlar yaşam öyküsünü anlatmaya Abdurrahman Cahit Zarifoğlu...

Hukukçu olan babasının sık sık yaptığı görev yeri değişikliklerinden dolayı yaşanan sıkıntılar nedeniyle daha küçük yaşta annesi ve babası ayrılır. Babasının bir başka kadınla evlenmesi küçük çocuğu derinden etkiler. Annesi ile baş başa kalan şairi yaşamı boyunca etkileyecek “yalnızlık” duygusunun temelleri de bu yıllarda atılır. Ve o, yaşamı boyunca babasına karşı hep soğuk ve mesafeli durur.



AŞKA DAİR

Öyle sofralar gördüm ki

İnsan kasları vardı tabaklarda

O eğik gövdeler önünde yalnızlık

Her şeyi birbirinden uzağa çarpıyordu

Bir kadın

Bir erkek

Gizlice soluyordu


Kendisini ”Aslen Maraşlıyım” diye tanımlayan Zarifoğlu “Kara Mektep” diye bilinen Kahramanmaraş Lisesindeyken şiir ve kompozisyonlar yazarak tanışır edebiyatla. Kendi deyişiyle ”Usta hikayeci” Rasim Özdenören, şair Erdem Beyazıt, şair Alaeddin Özdenören ile aynı sıralarda okur. ”Ne korkunç bir iklimdi çocukluğum” diyen Zarifoğlu yirmili yaşlarda genç bir şair iken ”İkinci Yeni Şiiri” Türkiye’nin edebiyat gündemini belirlemeye başlar. İşte şiir hayatı boyunca, yani “şiirin mayalanma sürecinde aklın mahiyetini yeniden sorgulama” döneminde, İkinci Yeninin bu ”akıl sorgulaması” Zarifoğlu’nu da etkiler.

İçe kapanıklığına, dalgınlığına, zeki olmasına karşın alabildiğine inatçıdır şairimiz. Lise yıllarında arkadaşlarına cebir, geometri dersleri verir. Fakat kendisi bir yıl edebiyat ve cebir derslerinden, iki yıl da yalnız cebir dersinden sınıfta kalır. İnat eder ve kitapların kapağını açmaz. Edebiyat sınavına girer, hiç bir soruya cevap vermez. Cebir sınavlarında da aynı tutumu sürdürür. İşte bu süreçte bir yandan şiir yazarken bir yandan da mahalli gazetelerde çalışmaya başlar.



ANILAR DEFTERİNDE GÜL YAPRAĞI

Anılar defterinde gül yaprağı gibi

Unutuldum, kurudum

Başıma düşmüş sevda ağı

Bir başıma tenhalarda kahroldum

Sen kim bilir

Rüzgarlı eteklerinle

Kim bilir hangi iklimdesin


Şiirleri lise yıllarında okul dergisi olan “Hamle”de, sonra da İstanbul´daki edebiyat dergilerinde yayınlanmaya başlar. 1959 yılında Maraş´ta bir yıl vekil öğretmenlik yapan Zarifoğlu, nihayet Maraş Lisesini arkadaşlarından üç yıl gecikmeyle bitirir ve 1961 yılında İstanbul’a gelir. O yılları “Liseden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatını bitirdim. Öğrenciliğim sırasında çalışmak zorundaydım. Muhtelif gazetelerde sayfa sekreteri olarak çalıştım. Bu yüzden tahsilim biraz ağır aksak ilerledi. Bütün bunlar zarfında vazgeçmediğim, değişmeyen, istikrarlı bir yönüm vardı, o da şairliğim ve yazarlığımdı.” diye anlatır.

Zarifoğlu´nun, kendine ait tutkuyla bağlandığı çok şey vardı. İnsanlara kayıtsızlığına, umursamazlığına karşı, sevdiklerini de tutku derecesinde sever, onlara delicesine bağlanırdı. Serüvenci, girişimci ve gezginci bir ruha sahip olan şair, gençliğinde otostopla Avrupa´nın belli başlı ülkelerini bir uçtan diğer uca gezer, dolaşır ve dostlar edinir.


MAVİ GÖK ORADA MI

Bakıyorsun kuşlar hazır Sokak lambaları yanık unutulmuş Bir Kadıköy vapuru hınca hınç insan Çok geçmeyecek Martılar beyhude turlar atacak Kıyılar lağım konserve kutuları Mısır koçanları Sevgi aranabilir yine

Şiirlerini Papirüs, Yeni Dergi, Türk Dili ve Soyut gibi edebiyat dergilerinde yayımlar. Nihayet söz konusu edebiyat dergilerinde yayınlanmış olan şiirlerini kitaplaştırmak ister. Borç, dert ve aç kalma pahasına şiirlerini kitaplaştırır. Zarifoğlu’nun “İşaret Çocukları”yla başlayan şiir serüveni “Yedi Güzel Adam”la sürer ve “Menziller”le odaklanır. “Bir yerde çok titiz bir insanım, bir bakıma da hiç titiz değilim. Görünüşte bir düzensizlik içindeyim; ama her şey zihnimde benim de şaştığım bir disiplin ve düzen içindedir. Şu masanın halini görüyorsun. Çekmeceler de öyle; ama söyleyin bir şey, onu gözüm kapalı çıkarayım. Hayatım da öyle, bir telaş içinde parçalanmış gibiyim. Ama saati saatine programlanmışımdır. Şiiri de ne zaman yazacağımı bilmiyorum. Memur gibi, durum öyle gerektiriyor.” diye anlatır kendini.

Kendisine özgü şiiriyle tanınan Zarifoğlu’nda şairlik bir mizaçtır sanki. Şiiri dıştan çok içe dönük bir anlatıma yönelir. İç ürperişleriyle, hayretle başlayan şiiri, metafizik ürpertiyle bilgeliğe ulaşır. Hikâye, roman ve günlük türünde yazdığı kitaplarında da şair duyarlığı egemendir. Çocuklar için yazdığı kitaplarda fantezi ve olağanüstü gerçekler dünyası ile hayaller dünyası iç içedir.

1986 yılında son şiir kitabı olan “Korku ve Yakarış” yayınlanır. Böylelikle hayatın bütün inceliklerini kuşanmış bir zarif insan, bir şiirsel yürek olarak Menziller´den sonra korku ve yakarışın şiirini yazar. Yaşamakla ölüm arasında, korku ve ümidi bir yay gibi geren, gerdikçe daha bir zarifleşen, şiirleşen ve gizemli bir dünyanın fotoğrafını çekmeyi başaran Zarifoğlu, 1987 yılı başında hastalanır ve 7 Haziran 1987'de hayatını kaybeder.


YANMA

Sevdiğim Önce kemir bu tel örgüleri gövdemden Geç derimin altındaki tehlikeleri Yürek kızgın bir kuma devrilmeden Yokla beni Anlıyorum kaçmaya zaman yok Şafak birden doğrulacak

Eşi Berat Zarifoğlu anlatıyor: “Bir gün Cahit Beye bana hiç şiir yazmadığını söyledim. O da kağıdı kalemi eline alıp yazmaya başladı. Söyledikten sonra bir anlamı yok dedim, bana baktı oturdu ve o şiiri yazdı. Onu her okuduğumda farklı duygulara kapılırım, zaman geçtikçe ona olan özlemim artıyor. Öyle mükemmel, adı gibi öyle zarif bir insandı ki ondan sonra insan algım değişti. Yerini de kimse alamadı zaten.”

Etiketler:

38 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

EROS İÇİN