top of page
1/1098

Yazma Cesaretimizi Artıran Bir Ortaçağlı

MONTAİGNE

*


99'un ilkyazıydı.


Selam Söyleyin Ayışığına kitabımın ikinci baskısıyla birlikte yeni öykü kitabım "Benim Kimsem Olsana" birlikte çıkmıştı. Onlarla ilgili bir tepki, bir ses almayı beklerken Bursa'ya Çağdaş Gazeteciler Derneği tarafından bir etkinliğe davet edildim.

Yazarlar türlü özellikte olabilirler, o nedenle katogorize edilmeleri hayli zordur, ne var ki bir özellik çoğunda ortaktır. Yazarlık saygın, itibarlı ama para getirmeyen bir alan olduğundan, herkes de Tolstoy gibi şanslı olmadığından, çoğu, gençliğini yaşamın giderlerini karşılamaya harcayıp, ilerleyen yaşlarında yazarlığa, yani isabetli bir biçimde yaşamı yorumlamaya soyunurlar. Öyle ya yaşamayan ne anlatacak...

Yaş herkes de değilse bile çoğu kez bilgeliktir, ama yeni bir şey öğrenmenin zor olduğu yaştır da...

O yaşta görücüye çıkmak... nasıl bir heyecandır bilen bilir.

Uçarak gitmiştim. İlkyazdı. Hani Hasan Hüseyin'in "Haziranda ölmek zor," dediği türden. Limonata gibi bir hava vardı. Uludağın eteklerinden henüz olgunlaşmamış ıhlamur ve iğde kokuları geliyordu.

Belki heycandan bana öyle geliyordu: Minik karanfillere dikkatle baktınız mı, kupkuru ot gibi durdukları bir sabah nerden çıktığı belirsiz çiçek dökerler. Öyle bir gece, gökyüzü pıtrak pıtrak yıldız açıyordu sanki. Hani şair der ya; " Yedi Süreyayı uzatmış oradan...", öyle şiddetle hissedeceğiniz bir gece...


Lalelerin arasından etkinlik mekanına gittik. Kültürpark'ın içinde bahçeli, hoş bir yer Gazeteciler Derneği, yani hepsi mürekkep yalamış, dolaysıyla ağır tipler olmalıydı...Ne var ki, ortamı hiç de beklediğim gibi bulmadım, yok, öyle düşündüğünüz gibi değil: Benim kutsallaştırdığım edebiyat, sanki daha uhrevi bir hava istiyordu... ya da tercihim oydu. Oysa şimdi biz, yemek yiyen, içki içen, aralarında sohbet eden, günün yorgunluğunu atmaya çalışan insanlara, tabak çanak gürültüsü arasında edebiyat anlatacaktık.

Nitekim, deneyimine güvenip örnek olur diye yanıma aldığım konuşmacı yazar arkadaşın söylediklerine kimsenin aldırdığı yoktu. Gerçi arkadaşın da onlara aldırış etmediğini, sanki hiç orda yokmuşlar gibi edebiyattan, sanattan söz etmeyi sürdürdüğünü görünce şaşıracaktım. Sonradan konu ettiğimde, "Bu işin raconu bu," diyecek ama ben o gece yaşadığım bocalamayı hiç unutmayacaktım.


Baktım olmayacak, hazırladığım, günlerce üzerinde çalıştığım o tumturaklı, edebi konuşma kimseyi ilgilendirmeyecek rota değiştirdim. Söz bana geldiğinde hepsini bir kenara koyup o zamanlar yeniden yeniden okuduğum MONTAİGNE'den ne kalmışsa aklımda onlardan söz etmeye karar verdim. Kuşkusuz beni strese sokan bir çıkış yolu diye kıvrandıran ahaliye de yoluyla bir fırça çekmeden de bunu yapamazdım.

" Gelirken buranın ortalama insan tiplemesinin ne olduğunu öğrenmek istemiştim. Bana Bursa'nın en tanınmış, Edebiyat sever kültürlü insanlarıdır onlar demişlerdi. Ben de bu seçkinliğe bakarak bu konuşmayı titizlikle hazırlamıştım," deyip bir tomar kağıt tutan konuşma notlarımı gösterdim.

"Ne var ki, siz böyle yemek yer, içkinizi içerken, bizim burada edebiyat anlatmamızın hoş durmadığını, çok da istekle dinlemediğinizi gördüm. Bu havaya gider başka bir konu bulmaya karar verdim. Sonuçta sarhoşta ayık da olsak insan değil miyiz? Montaigne; Her insan, insanlığın bütün özelliklerini üstünde taşır, demez mi?"

Elimdeki kağıt tomarını göstere göstere yırtmıştım. Söylediklerimi ne kadar anlamışlardı bilemiyorum ama kağıt tomarını yırttığımı net görmüş olmalılar ki birden sessizleşmişti koca bahçe.

Mikrofonu elime alıp eklemiştim:

"Bu demektir ki, biz dünyanın en namuslu, erdemli insanıyken, en ahlaksız, en namussuz, en aşağılık özellikleri de günü gelinceye değin içimizde saklarız. Yani aranızdaki en günahsız kimse ilk o taşı atsın demek, taş yememek için en sağlam yoldur. "

Canım Montaigne, ortaçağdan uzanmış nasıl da elimden tutuyordu, hiç teklemeden okuduklarımı harmanlayıp aktarıyordum.


O zamana değin çalıştığım okullar adına ya da valilik isteğiyle sayısız program yapmıştım. Ne var ki onlar, beni saygıyla, nezaketle dinlemeye kurulmuş öğrenciler ya da halktı. Bu ise yazarlığımın ilk dinletisi ve beni dinlememeye kararlı isanlara kendimi dinletmeye çalışıyordum; biliyordum ki başaramasam bir daha asla buraya bir konuşmacı olarak çıkmazdım, çıkamazdım.

Konukların sessizleşip beni dinlediklerini fark etmiştim.


O gecenin üzerinden çok geçmedi, 1999 Yalova depremi oldu. Enkazdan çıkmış, çadırda yaşarken hatır gönül için yazdığım yerel gazete tarafından Bursa'da çıkan Olay gazetesinin geçmiş bir sayısı ulaştırılmıştı bana.


Şimdi o da kitaplı yazar olan Olay gazetesi muhabiri Kemal Selçuk, bir sayfayı tümüyle bana ayırmış ve kocaman puntolarla; "ŞENOL YAZICI'YI DİNLEMEK YAZMA CESARETİMİZİ ARTIRIYOR," diye yazmıştı.


Ben değil, MONTAİGNE yapıyor onu , diye düşünmüştüm.


Hala Montaigne'yi ilgiyle, kimbilir kaçıncı kezdir demeden okurum. Ne olur ne olmaz, bakarsın gene bir etkinlikte ben hararetle edebiyat anlatırken, orayı nöbetçi meyhane sanan, son teki de burda atalım, diyen bazılarına denk gelirim, hazır olsun diye.


Olmaz olmaz demeyin, İNSANIZ sonuçta... ve her insanda her özellik vardır, der MONTAİGNE, hem de 500 yıl önce, 1580 yıllarında.

*

Şenol YAZICI


*

MİCHEL de MONTAİGNE

(d. 28 Şubat 1533, Dordogne,Fransa - ö. 13 Eylül 1592, Guyenne, Fransa ),


'' İnsanlar zırdeli, daha bir tırtılı nasıl yaratacaklarını bilmezken binlerce tanrı yaratmışlar. '' 16. yüzyıl bir Fransız deneme yazarı.

İyi bir eğitim aldı. Alman bir eğitmen tarafından yetiştirildi. Eğitim süresince Yunan ve Latin edebiyatını ve dilini öğrendi. Bordeaux Edebiyat Fakültesi'nde felsefe okudu. Bir süre bulunduğu yörede Belediye Başkanlığı görevini üstlendi. Ailesinden kalan geniş bir malikanede günlerini kitaplarıyla ve yazılarıyla geçirdi. Kilisenin insanların aklını sürekli çelmesini eleştiren içerikler yayınladı. Avrupalı'ların coğrafi keşiflerde tanıdığı yeni uygarlıkları köleleştirme, yok sayma girişimlerine karşıydı, keşfedilen yeni medeniyetlere ''barbar, yamyam'' denmesini kınıyordu. DENEMELER'i yazdı. Yeni bir edebi türü başlattı.

77 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

DENEMELER

VİCTOR HUGO

Anton Çehov

1/2
osman-hamdi-bey-kaplumbaga-terbiyecisi-alt (1).jpg

mavi