Yaşar Kemal Ustaya Selam


-Çukurova bilgesi Yaşar Kemal, o güçlü önseziyle beni kalıcı eser üretmeye yönlendiriyor, ders kitaplarından koparıyor, hayatımın akışını değiştiriyordu yeniden. Büyük yazar, büyük insan olmak bu olsa gerek; değiştirip dönüştürebilmek… Koca Usta, bir nesli değiştirdi, bir nesle öğretti Çukurova’yı, Çukurova insanını. Değil ki beni…-

*

Elimdeki bir fotoğrafa bakarken dalıp gittim. Resimde Yaşar Kemal ortamızda; bir yanında ben, diğer yanında arkadaşım Fatma Sezen. O, kartal gibi açtığı kollarını dolamış omuzlarımıza. Heybetli. Kollarının arasında ufak tefek halimizle, balinanın yanında yüzen hamsi gibiyiz. Mutlu gülümsüyoruz. Fotoğrafın arkasına bakıyorum, tarih atmamışım. Oysa Remzi İnanç (benim Remzi Amcam) her zaman tembih ederdi ”Aman tarih atın fotoğrafların arkasına, not düşün.” diye. Büyük sözü tutmamışım demek ki…


Belleğim beni yanıltmıyorsa, sanıyorum ya 1980’li yılların sonu, ya da 1990’lı yılların başları. O vakitler Mustafa Şerif Onaran Edebiyatçılar Derneği başkanıydı. Ankara’da “Yaşar Kemal Günleri” düzenlemişti dernek. Dersten çıkıp koşa koşa, -şimdi tiyatro olan- Tunalı’daki Şinası Sahnesine gitmiştik Fatoş’la.


Eserlerini hayranlıkla okuduğum, okuttuğum, bu yüzden soruşturma bile geçirdiğim Yaşar Kemal sahnede. İlk kez yakından görüyordum Türk Edebiyatın bu yüzakı yazarını. Boylu poslu, iri yarı biriydi. Gümbür gümbür bir sesle, gürül gürül konuşuyor, okurlardan gelen soruları yanıtlıyordu. Kısa süre önce de “Devlet Sanatçısı” unvanıyla onurlandırılmış, beratını zamanın Cumhurbaşkanından (Demirel olabilir (?)) almıştı.


Dinleyiciler arasında gençten biri, “Siz Kürtsünüz ve de solcusunuz. Bir Kürt ve bir solcu olarak, nasıl böyle bir ödülü kabul ettiniz?” der demez, gök gürültüsünü andıran bir sesle gürledi Yaşar Kemal. Şimşek oldu boşandı gencin üzerine ”Ben” dedi, “Kürdüm. Bundan onur duyarım. Kürt asıllı bir Türk yazarıyım. Türk vatandaşı olmaktan da Kürtlüğüm kadar onur duyuyorum. Solculuğuma gelince, daha sen doğmadan, ben, bu yola baş koymuş, mücadele etmiş, acı çekmiş, hapis yatmışım biriyim. Sen kim oluyorsun da benim Devlet Sanatçılığımı yargılayıp beni eleştiriyorsun. Defol…” Beklemedik bu tepki karşısında salondakiler bir an dondu kaldı, sonra müthiş bir alkış koptu. Soru soran da yanındakiler de orayı terk etmek zorunda kaldılar bu tepki üzerine.


Bu olayın ardından hemen ara verildi. Büyük Usta dışarı çıktı. Aralarında benim de olduğum bir grup çevresini sardı. Sohbet etmeye durduk.

Biraz önceki nahoş olayı, sanki yaşayan o değildi. Sakindi çok. Espriler yapıyor, gülüp söylüyordu. Bir ara nasıl oldu bilmem, bana döndü, içtenlikle “Kız, sen ne iş yaparsın?” diye sordu. Hiç beklemediğim kadar içtendi hali, sıcacıktı sesi. Güldüm. Sonra da ‘Karga ile Tilki’ okutuyorum okullarda.” deyince, ağız dolusu gevrek gevrek güldü. Sonra otoriter bir sesle “Bırak onu” dedi, “Ne yaparsın onu söyle?” diye yeniledi sorusunu. Bunun üzerine ben de “Türk Dili ve Edebiyat Öğretmeniyim. Ders kitapları yazıyorum” dedim. Yanıtımı beğenmemiş olmalı ki yüzünü buruşturdu, babacan bir tavırla omzuma elini koydu. Baba öğüdü verircesine “Bırak ders kitabı yazmayı. Onu herkes yazar. Sen kalıcı şeyler üret.” dedi.


Oradan çıkıp durağa giderken Fatoş, “Azboz, bana bir şey söylemedi, sana söyledi. Seni gözü tuttu, beni beğenmedi a kardeş! Ustanın bu sözünü ciddi ciddi düşün.” diyerek epey güldürdü beni yolda.


Eve geldim. O güne değin yayımlanmış bir şiir kitabı ile bir romanım vardı. Ancak ben bu işe biraz ara vermiştim. Bunda da kendine özgü şiiriyle, ünlü şair Ali Yüce etkili olmuştu. Bir gün Remzi İnanç’ın Toplum Kitapevi’nde Ali Yüce ile karşılaştığımda çok üzgündü. Nedenini soran Remzi İnanç’a “Remzi” dedi “ne vakit ev sahibi çık veya kirayı arttır dese, ömrümden beş yıl gidiyor.”


Duyduklarımdan şaşırmış, bakakalmıştım yüzüne alık alık. Çok da üzüldüm. O ki, ünlü bir şairdi. O, böyle söylüyorsa, bu denli ekonomik sıkıntı çekiyorsa, ben onun durumuna gelinceye dek, canım çıkardı. Tâ oracıkta karar verdim. “Öyleyse kendime belli bir yaşam standardı hazırlamalıyım, sonra yeniden kalıcı eserler üretirim. Yazdıklarımı meraklısı alır, ama ders kitabını herkes almak zorunda. Bu, çıkış yolum olabilir.” düşüncesiyle, ders kitapları yazmaya koyuldum. O sıralar koşullar da uygundu buna. Ustalardan, insanın alacağı ne çok ders var.

Çukurova bilgesi Yaşar Kemal, o güçlü önseziyle beni kalıcı eser üretmeye yönlendiriyor, ders kitaplarından koparıyor, hayatımın akışını değiştiriyordu yeniden. Büyük yazar, büyük insan olmak bu olsa gerek; değiştirip dönüştürebilmek… Koca Usta, bir nesli değiştirdi, bir nesle öğretti Çukurova’yı, Çukurova insanını. Değil ki beni…


Ona çok şey borçlu olduğumu düşünürüm hep. Ne zaman kitaplarımı elime alıp dokunsam, onlara baksam, bunlarda Yaşar Kemal’in de en az benim kadar emeği ve payı var der, gönenirim, onurlanırım, ona borçlu olduğumu hissederim. Acep bir selamla ödenir mi gönül borcu?

Datça’dan gönül dolusu selam Sevgili Ustama. Ellerinden öperim…


Datça, 6.9.2009


mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA