top of page

Seçme Şiirler

Güncelleme tarihi: 6 Ara 2020

Türk edebiyatının en iyi öyküleri arasında sayılan ‘Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesinde, fotoğrafçı dükkanlarının vitrinindeki mutlu insanlara özenen adam, bir gün öyle mutlu bir fotoğraf çektirmek ister; fakat olaylar istediği gibi gelişmez. Kahramanımız bir gün ismi ile müsemma bu fotoğrafçıya gider ve vesikalık çektirmek istediğini söyler; tabii ki aklında bin bir hüzünlü düşünce ve bin bir soruyla... Fotoğrafı çekilirken öyle bir ifadeyle bakar ki kameraya, fotoğrafçı özür dilemek zorunda kalır: “Beyim, kusura bakmayın, sizin resminizi çekemeyeceğim, burası mesut insanlar fotoğrafhanesi." İşte mutsuzluğun en yalın hikayelerinden birini yazan, edebiyatımızda “Yedi Meşaleciler” diye bilinen topluluğun yedi üyesinden biri olan Ziya Osman Saba…

Geçen Zaman

Hiç olmazsa unutmamak isterdim

Eski geceler, sevdiklerimle dolu odalar...

Yalnız bırakmayın beni hatıralar.

Az yanımda kal çocukluğum,

Temiz yürekli uysal çocukluğum...

Ah, ümit dolu gençliğim,

İlk şiirim, ilk arkadaşım, ilk sevgim...

Doğduğum ev… rahatlayacak içim, duysam

Bir tek kapının sesini.

Arıyorum aklımda bir ninni bestesini...

Böyle uzaklaşmayın benden, yaşadığım günler.

Güneş, getir bir bayram sabahını.

Açılın açılın tekrar

Çocuk dizlerimdeki yaralar,

Hepiniz benimsiniz:

Mektebim, sınıflarım, oturduğum sıralar...

Yalnız hatırlamak hatırlamak istiyorum

Nerde kaldı sevgilim seni ilk öptüğüm gün,

Rengine doymadığım o sema,

Ahengine kanmadığım ırmak…

Bırakıp her şeyi nereye gidiyorum…

Neler geçmişti aklımdan,

Nedendi ağladığım, nedendi güldüğüm?

Ah nasıldı yaşamak

Ziya Osman Saba

Fotoğraf: Ara Güler


SAİT FAİK ABASIYANIK


Çağdaş Türk hikâyeciliğinin mihenk taşlarından olan Sait Faik, 1930'larda başladığı yazı hayatı boyunca “sorumlu avare, gözlemci balıkçı, çakırkeyf sirozlu, küfürbaz şair, müflis tacir, züğürt yazar, hamdolsun diyemeyen rantiye, anadan doğma çevreci” gibi çeşitli sıfatlarla anılan Abasıyanık şöyle der: ““Hikâyelerimde şiir kokusu var diyorsunuz. Bir iki tane de şiir yazdım, içinde hikâye kokusu var dediler. Demek ki ben ne hikâyeciyim ne de bir şair. İkisi ortası acayip bir şey. Ne yapalım beni de böyle kabul edin.”

O ve Ben

Sana koşuyorum bir vapurun içinden

Ölmemek, delirmemek için.

Yaşamak; bütün adetlerden uzak

Yaşamak.

Hayır değil, değil sıcak

Dudaklarının hatırası

Değil saçlarının kokusu

Hiçbiri değil.

Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde

Ben onsuz edemem.

Eli elimin içinde olmalı.

Gözlerine bakmalıyım

Sesini işitmeliyim

Beraber yemek yemeliyiz

Ara sıra gülmeliyiz.

Yapamam, onsuz edemem

Bana su, bana ekmek, bana zehir

Bana tat, bana uyku

Gibi gelen çirkin kızım

Sensiz edemem.

Sait Faik Abasıyanık


CAHİT IRGAT


Yaşadığı dönemde tiyatro, sinema ve şiir dünyasının önemli isimlerinden olan ancak günümüzde çok da fazla tanınmayan Cahit Saffet Irgat’ın şiirleri, savaşın, terörün, yoksulluğun canlar yaktığı günümüzde bir kez daha anlam kazanır. Zaman tüm hızıyla gelip geçse de acılar ve korkular hiç değişmiyor… “anne girmem bu oyuncak dükkanına / orda toplar, tayyareler, tanklar var / ben yaşamak istiyorum / ağaç gibi sessiz sessiz ve rahat…”


Korkuyorum

Her yerde aynı hava, aynı koku, aynı dert

Korkuyorum

Sen de kaçma bu şehirden

Yalnız bırakma beni

Gökler bile değişiyor lahzada

Ardından geliyor bak

Güneşiyle bulutuyla gökyüzü

Bütün şehir, bütün deniz, yeryüzü

Sen de kaçma bu şehirden

Yalnız bırakma beni

Ben fakir bir sahilin

Kahır yüklü çocuğu

Korkuyorum…

Cahit Irgat

HALİL CİBRAN


Özellikle ilk aşkını anlattığı eseri olan “Kırık Kanatlar” ile Doğu'nun ‘arabesk kadercilik’ üzerine kurulu ve adaletten uzak tavrına bir başkaldırı niteliği taşıyan “Asi Ruhlar” isimli eserlerinden sonra aforoz edilip “Bir dağın değil, bir şiirin ismidir” dediği memleketi Lübnan'dan sürgün edilen Halil Cibran'ın, bunların yanında edebi anlamda da sürgüne maruz kaldığından ve hep palto altında okunan bir yazar olduğundan bahseder, memleketlisi olan Amin Maalouf. Evet o, bir edebiyat sürgünüydü ama bir asır sonra hâlâ edebiyatın başköşesinde yerini alan bir sürgün…


Sevgi

derler ki, çakal da, köstebek de

aslanın susuzluğunu giderdiği

aynı ırmaktan su içer.

Ve kartal ve akbaba gagalarını

aynı leşe daldırırlar,

ölünün huzurunda

barış içinde, beraberce.

Tanrısal eliyle arzularımı dizginleyen,

ve onura ve gurura olan açlığımı

ve susuzluğumu arttıran sevgi...

İçimde güçlü ve değişmez olanın,

zayıf benliğimi baştan çıkaran

ekmeği yemesine,

şarabı içmesine

izin verme

Varsın aç kalayım,

ve yüreğim kavrulsun susuzluktan,

ve ölüp yok olayım;

yeter ki senin doldurmadığın bir bardağa

veya senin kutsamadığın bir kaseye uzanmasın elim.

Halil Cibran

FÜRUĞ FERRUHZAD


1935 doğumlu İranlı şair, yazar, oyuncu, yönetmen ve ressam. Kısacık bir hayat yaşamış ama 32 senelik ömründe sanatın her alanına dahil olmayı başarmış bir kadın o. Üstelik bütün bunları, imkansızlıklarla dolu yıllarda; bir imkansızlık ülkesinde yapmış. Daha uzun yaşasaydı, muhtemelen tüm dünyaya duyuracaktı adını. Ve herkes bilecekti onun en etkileyici betimlemelerle dolu dokunaklı cümlelerini. Ancak Füruğ, her şeye rağmen, yaşadığı süre boyunca Fars edebiyatının en güzel şiirlerini yazdı; şair oldu, ödüllü bir yönetmen, ressam, eş, anne, aşık oldu. Bu duygulu kadının “İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına” isimli şiirinden alıntılarla, kısacık bir yaşama neler sığdırdığına bakalım:


<