top of page

Soruşturma:Yazı Odası

Güncelleme tarihi: 6 Ara 2020


/YAZI ATÖLYELERİ: HASAN ALİ TOPTAŞ'LA YAZARLIK ÜZERİNE SÖYLEŞİ/

-14 Aralık 2015 / Bilkent Üniversitesi Yazarlık Atölyesi, Hasan Ali Toptaş'ı konuk etti... Bu uzun söyleşi ilgilisi için tek başına bir atölye ...-

*

Çekici Bir Tamlama: Yaratıcı Yazarlık

*


Umberto Eco, yazarların kendileri için yalnızca, ne alacaklarını hatırlamalarına yardım eden; işi bitince de atılan alışveriş listeleri­ni yazdıklarını söyler. Üstelik, her beş kullanıcıdan birinin şair, her yedi kullanıcıdan üçünün yazar, düşünür, teorisyen, sosyolog, psiklog olduğu internet denilen bu gayya kuyusunda artık yalnız­ca gerçek yazarlar değil, herkes birileri okusun diye yazmaktadır.

Herkes, neden kendi ölçüsünde bir yazar?

Belki bu dünya bizi kalabalıklaştırdığı kadar yalnızlaştırdığından. Belki, herkesin yazabileceğini fark ettiğimizden. Belki gözümüze gözümüze so­kulan çok satılanlar yoluyla hem ünlü hem zengin olunabileceğini keşfettiğimizden. Ya da sadece basılı bir şeylere sahip olma fikrin­den. Belki biri, ya da hiçbiri... Ama kesin olan bir şey varsa, o da yazmaya dair artan ilgi... Bu durumun izlerini, özellikle son on yılda hızla artan yaratıcı yazarlık furyasından da görmek müm­kün."


'Yazarlık öğrenilebilir mi?' Bu, yaratıcı yazarlık kurslarının ABD-'de 1950'li yıllardaki ilk çıkışından beri sorulan bir sorudur. Kurt Vonnegut, kendisine bu soruyu yönelten Times muhabirine şu yanıtı verir: "Yaratıcı yazarlık kursları açılmadan çok önce yaratıcı yazarlık öğretmenleri vardı, isimleri o zaman da şimdi de aynı, onlara editör denirdi."

Kendisine iyi bir editör bulacak kadar şanslı olmayanlar, çözümü kurslarda ve kitaplarda arar. Doğal sürecinde, bu durumdan yeni bir sektör doğuverir: Yaratıcı Yazarlık. Çin'den İsrail'e kadar dün­yanın birçok ülkesinde, Yaratıcı Yazarlık ders olarak okutulmak­tadır. Bu ülkelerde üniversiteler öncülüğünde dersler verilirken Türkiye'de iletişim fakültelerinin bazı bölümlerinin yanı sıra birkaç edebiyat fakültesinin Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans düzeyinde okutulmaktadır.

Yaratıcı Yazarlık tamlamasındaki 'yaratıcı' sözcüğü, güzel sanatlar'daki güzel sözcüğü kadar gereksizdir bir bakıma. Çünkü, kurmaca bir metin ortaya koyan yazar zaten yaratıcıdır, sanatın güzel olması gerektiği gibi... Yaratıcı sözcüğü mutlaka kullanılacaksa, dil açısından yazı yaratımı demek, daha doğru bir yaklaşımdır.Yazı yaratımı, öncelikle insanın tıpkı karanlık bir mağaraya inercesine, kendi derinliğine açılmayı, bir tür iç yolculuğu çıkmayı göze almasıdır. Yazmayı sevmesi ve anlatacak bir şeyleri olduğuna inanmasıdır. O ilk cümleyi bulmasıdır. Teknik, kurgu gibi somut sorun­lar, sonradan çözümlenecektir.


Yaratıcı Yazarlık, -Creative Writing- İngilizceden çevrilmiş bir tamlamadır. Özellikle Amerika'da yazarlığın önemli bir iş alanı du­rumuna gelmesiyle birlikte bu tür bir eğitim, ortaya çıkmıştır. Esas olarak kurmacanın nasıl yazılacağının öğretildiği bu kurslara katılan­ların amacı öykü, roman, oyun ve senaryo yazmak konusundaki becerilerini geliştirmektir. Türkçeye de bu şekilde girmiştir. Gazete yazarlığı, inceleme, araştırma yazarlığı, reklam metni yazarlığı gibi edebiyat dışı alanlardan farkını belirtmek için 'yaratıcı' sıfatı kulla­nılmıştır. Aslında yapılan iş, edebiyat yazarlığı eğitimidir. Ancak, buradaki edebiyat sözcüğünün, akademik anlamda edebiyat bilimini işaret eden ya da okullardaki edebiyat derslerini çağrıştıran bir işlevi yoktur.Son zamanlarda yaratıcı sıfatı günümüz iş dünyasının popüler kav­ramlarından biri durumuna gelmiştir. Sözgelimi, reklam metni yazar­lığı da bir tür yaratıcılık içerir. Ancak, yaratıcı yazarlığın asıl amacı, ortaya sanatsal bir yapıt çıkarmaktır. Edebiyat dışında başka bir ama­ca -bir ürünü sattırmak, bir kampanyayı desteklemek, bir düşünceyi yaymak- yönelik metinler üretmek değildir.


Edebiyat, öncelikle bir sanat disiplinidir. Dolayısıyla yaratıcı yazarlık eğitimi de bir sanat eğitimidir. Resim, yontu, müzik, fotoğraf gibi sanat disiplinleri nasıl öğretiliyorsa, edebiyat için de aynı yol izlene­bilir. Gerçi, nasıl bir yol izleneceği, her sanat eğitiminde olduğu gibi bu alanda da eğitmenlik rolünü üstlenen kişiye göre değişir. Sözgelimi; resim öğrenmek için akademiye gidilebileceği gibi, usta ressam­ların atölyelerine de devam edilebilir. Edebiyat da yaratıcılık açısın­dan diğer sanat dallarından farklı bir yerde durmaz. Dolayısıyla teknikler öğretilebilir, yaratıcılık içinse bir farkındalık yaratılabilir, katılımcıların içgörülerini nasıl artıracakları konusunda, katılımcılara yol gösterilebilir.


Yaratıcılık ayrıcalıklı bir insan grubunun tekelinde değildir. En büyük yanılgı, sanat disiplinlerinin doğuştan gelen bir yetenekle ya da vahye benzer bir esinle gerçekleştiği inancıdır. Eğitime ve çalışmaya az değer veren toplumlarda yaygın görüş budur. Oysa, herkes yazmayı öğrenebilir. Herkesin kendi yaratıcılığının farkına varması sağlanabi­lir. Bu tür bir atölyeye, kursa katılan birinin yazmaya gerçekten heves­li olması en önemli özelliktir. Dersleri verecek kişinin, yazarlık dene­yimi kadar eğitmenlik yetenekleri de önemlidir.

Her yıl akademiden yüzlerce kişi mezun olur. Hepsi ressam, yontucu, besteci olur mu? Olmaz. Ancak, o sanat konusunda bilgili, deneyimli kişiler hâline gelirler.Bu tür kurslar, atölyeler, benzer heyecanları taşıyan insanları bir araya getirdiği için de yararlıdır. Edebiyata, okumaya, yazmaya az değer verilen bu kültürel iklimde yalnız olmamak kişiyi olumlu yön­de besler. Yazar olmaksa kişinin kendi çabasına bağlıdır. Kişi, bu tür derslerle yazma uğraşına iyi bir başlangıç yapabilir; ama kişinin ede­biyatın, sanatın insanın tüm hayatına yayılan bir etkinlik, bazen ce­vabı ömür alan bir soru olduğunu bilerek kararlı ve sabırlı olması gerekir.


Yaratıcı yazarlık uygulamalarında, şöyle bir yanılsama da söz konusu­dur: Üç ay, beş ay bir derse devam edeceksiniz ve o sürenin sonunda iyi bir yazar olacaksınız. Bu mümkün değildir. Bu dersler, sadece bir beceri geliştirme kursu değildir. Bu süreçte, kimi teknikler öğretilir, birçok şey tartışılır, katılımcılar çok şey kazanır; ancak bu sadece bir başlangıçtır. Sanat uzun bir yolculuktur. Bu tür dersler, kurslar, se­minerler, paneller kişiye bu uçsuz bucaksız coğrafyada yapacağı yolculuk için güven ve cesaret verir. Belki bu bilinmeyen ülkede hayatta kalabilmek için bazı teknikler sunabilir. Sonrası kişinin kendi serüvenidir.

Söz konusu serüvene çıkanların, şu ayrıntıları dikkate almaları gere­kir:- Yazmayı düşündüklerinin kendilerinden önce yazılmış olabileceği­ni akıllarından hiç çıkarmamaları ve bu nedenle kendi seslerini ara­maları.- Yazarlık eğitimin yılları gerektirdiğini, bu derslerin sadece tetikleyici bir işlev görebileceğini hiç unutmamaları.


İyi bir yazar olmak, öyküleme dilini iyi bilmekten başka şeyler de ge­rektirir. Sözgelimi; kendi dilinde yazılmış edebiyatın ve dünya ede­biyatının gelişim sürecini bilmeyi; kendine özgü yazınsal bir anlayış -poetika- geliştirmeyi; dünya, toplum ve birey hakkında kendine özgü yaklaşmlar edinmeyi gerektirir.

*

ALINTI

/

*

Yaratıcı Yazarlık Nedir? Yaratıcı Yazarlık Atölyesi Nedir?



Yaratıcı yazarlık, son dönemlerde sıklıkla duyduğumuz bir kavram. Bunun yanında yaratıcı yazarlık atölyesi adıyla çeşitli kurs ve seminerleri de sık sık duyar olduk. Bu noktada yazar ve yazar adaylarının aklında bazı sorular beliriyor; yaratıcı yazarlık nedir? Yaratıcı yazarlık atölyesi, yazar olmak için yeterli altyapıyı sağlamamıza yardımcı olur mu? Yazarlık eğitimi almadan yazar olunabilir mi? Bu soruların yanıtlarına detaylı olarak değinmeye çalışacağım.


Yaratıcı Yazarlık Nedir?

Bana kalırsa yaratıcı yazarlık, duygu, düşünce, hayal gücü ve bilginin dengeli kullanımı ile benzersiz bir eser ortaya çıkartmak anlamına geliyor. Doğal olarak yaratıcı yazar da, duygu, düşünce, hayal gücü ve bilgiyi dengeli kullanarak ortaya benzersiz bir eser çıkaran kişi oluyor. Söylemesi kolay, uygulaması zor.

Yaratıcı bir yazar olabilmek için sabır, azim ve sonsuz bir empati yeteneği olması gerektiğin düşünüyorum. Bir ressamın bir resim için günler, aylarca tuval başına geçmesi, bir halı dokuyucunun tezgahının önünden ayrılmaması, tiyatro oyuncularının bir eseri sahnelemek için aylar, belki de yıllar boyunca çalışması gibi, bir yaratıcı yazarın da eserini ortaya çıkarırken sabırlı, azimli olması gerekiyor.


Yaratıcı Yazarlığı Eriten Popüler Kültürün Eleştirisi

Özellikle birbirinin taklidi eserler görmeye başladığımız bu dönemde, yaratıcı yazarların önemi gittikçe artıyor. Hiç düşündünüz mü bilmiyorum; 50, 100 yıl önce yazılmış olan eserlerin hala çok iyi kabul edildiği dönemimizde yeni bir soluk duymak, iyi bir eser okumak oldukça güç bir hale geldi. Bunun en büyük nedeni, popüler kültürün erittiği yaratıcı yazarlık kavramının yok olmaya yüz tutmuş olmasıdır. Sosyal medya fenomenlerinin kitap yayımlattığı ve binlerce sattığı 2000’li yıllarda, şaheser diye adlandırabileceğimiz eserleri gözden kaçırıyoruz. Burada en büyük suç şüphesiz ki yayınevlerinin ve ardından niteliksiz okurların.

Yukarıda biraz sert konuşmuş olabilirim ama bunda herhangi bir beis görmüyorum; sözümün arkasındayım. Niteliksiz yayınevleri niteliksiz okur kitleleri oluşturuyor ve öykü, deneme, roman yazmak gittikçe daha zor bir hal alıyor. Çünkü yayınevlerinin (nitelikli okur burada kimleri kastettiğimi bilecektir) bu tutumu, yani takipçisi çok olan şahıslarla ortaklaşa kitap çıkartıp niteliksiz okur üretme arzusu (bilerek ya da bilmeyerek) para hırsından öte bir şey değildir. Bunu bilen yazar ve yazar adayları, kitaplarının niteliksiz okurlar tarafından satın alınmayacağını bildiği ya da bu popüler kültüre karşı çıktığı için, büyük bir kısmı da “yayınevlerinden yanıt alamadığı için” eser kaleme almıyor, alamıyor.

Eleştiriyi burada noktalayıp, konuya devam etmek yerinde olacak sanırım.


Yaratıcı Yazarlık Atölyesi Nedir?

Yaratıcı yazarlık atölyesi kavramı ilk olarak 1950’lı yıllarda Amerika’da ortaya çıkmıştır. Kurt Vonnegut, kendisine sorulan, “Yaratıcı yazarlık atölyeleri ile yazarlık öğretilebilir mi? sorusuna şu şekilde yanıt vermiştir;

"Dinle, yaratıcı yazarlık kursları açılmadan çok önce yaratıcı yazarlık öğretmenleri vardı, isimleri o zaman da şimdi de aynı, onlara editör denir."

Elbette editör demek, çoğu zaman yayınevleriyle çalışmak demek ve yayınevleriyle çalışmak demek, zaten eserinizin kabul edildiği anlamına gelir. Elbette freelance diye tabir ettiğimiz bağımsız editörlerle çalışabilir ya da editörlük hizmeti veren firmalarla iletişime geçebilirsiniz ama genel manada editör demek, gerçekten de yayınevi demektir. Peki eserlerini yayınevlerine, editörlere kabul ettiremeyen yazarlar ne yapmalı? Tahmin edebileceğiniz gibi birçoğu yazarlık eğitimi almak, yaratıcı yazarlık yolunda ilerlemek adına yazarlık atölyesi arıyor. Bu noktada, 1940’lı yıllarda Amerika’da başlayan tartışma devreye giriyor; yazarlık öğretilebilir mi?

Bu noktadan bakacak olursak, Kurt Vonnegut‘un tarif ettiği editörler ile çalışma imkanı bulamayanların ihtiyacını görenler tarafından, yeni bir sektör yaratılıyor; yaratıcı yazarlık atölyeleri. Kitabı yayımlanmış yazar, eleştirmen ya da editörler tarafından açılmış, yaratıcı yazarlığı öğreten ya da yazım teknikleri hakkında bilgi verip alıştırma yaptıran kişiler ya da kurumlar. Hatta üniversitelerde bazı bölümler zorunlu, bazı bölümler seçmeli olarak yaratıcı yazarlık dersleri veriyor. Tekrar aynı soruyu soralım; yazarlık öğretilebilir mi?


Çok açık ve net söyleyebileceğim ve birçok yazarın da muhakkak bana katılacağından emin olduğum bir yanıtım var: Yaratıcı yazarlık öğretilemez. Yaratıcı yazar olunabilmek adına alınan eğitim, yaratıcı bir yazar olmak için gerekenleri sağlar.

Yukarıdaki paragraf oldukça önemli. Yaratıcı yazarlık atölyesi ilanlarından beklentinizi, yazı atölyesi sona erdiğinde mükemmel bir yazar olacağınız yönünde yükseltmemenizi öneririm.


Yaratıcı Yazarlık Kursu Gereksiz mi?

Yukarıda kaleme aldıklarımla yaratıcı yazarlık atölyelerinin gereksiz olduğu sonucu çıkartılmasın. Tekrar etmem gerekirse; yazı atölyesi aracılığı ile yaratıcı yazarlık eğitimi alan kişiler, kurs bitiminde yaratıcı yazar olmazlar. Kurs ya da atölye, yaratıcı yazarlık yolunda gereken bilgi ve tecrübeyi kazandırmayı vaat etmelidir. Elbette bu noktada yaratıcı yazarlık atölyesi eğitimleri, önemli ölçüde yaratıcı okurluk eğitimi de verecektir, vermelidir.

Şöyle bir gerçek var; kendini kabul ettirmiş ve gerçekten kalemini beğendiğimiz yazarlara bir bakın; hangisi yazarlık eğitimi almıştır? Bildiğim hiçbir nitelikli yazar bu eğitimi almamış. Ama bu demek değil ki yaratıcı yazarlık eğitimi alan birisi nitelikli bir yazar olacak seviyede değildir. Ben yaratıcı yazarlık atölyesi ismiyle açılan kurs ya da verilen seminerlere karşı değilim. Aksine, bu tür oluşumların insanları teşvik ettiğine inanıyorum. Hatta belki fenomen diye tabir edilen niteliksiz yazarların bu kurslara katılması, en azından yazmak nedir, ne olmalıdır, öğrenmesi gerekir.

Bana kalırsa, yazarlık öğretilemez ama geliştirilebilir. Bu noktada iş, yazar olmak isteyen bireyin ellerinde. Bir kursa giderek yazarlık eğitimi alarak başarılı bir yazar olabileceği gibi, hiçbir kursa adım atmadan da başarılı bir yazar olunabilir.

Özetle, yaratıcı yazarlık kursu almış her insanın yazar olmasını beklemek büyük bir hata olur. Eğer bir birey yazar olmak istiyorsa, hiçbir eğitime ihtiyacı yoktur; kitap okuma arzusu, azim, sabır ve hayal gücü bu amaç uğruna yeterli olacaktır. Elbette iyi bir editörünüz varsa, tadından yenmez.

*

DERLEME

/

Etiketler:

45 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör