Millet Mektepleri Yeniden Açılmalı
- Doğan Soydan
- 15 Ara 2025
- 3 dakikada okunur

Doğan SOYDAN
*
Şair Ahmet Haşim, Demokrat Parti kurucularından ve ilk Savunma Bakanı Refik Şevket’e Niğde’den bir mektup göndermiş; o günün Anadolu köylerini ve köylüsünü anlatıyor. Yazdığı en hafif cümleler şöyle:
“Refik, Anadolu hemen bir uçtan bir uca frengilidir. Bir köy, bir kasaba veya bir şehrin kalabalığına bakılsa o kadar topal, topalların o kadar çeşitlisi, o kadar cüce, kambur, kör ve çolak görülür ki, insan kendini, eşyanın şeklini bozan dışbükey bir camla etrafa bakıyorum zanneder. Anadolu’nun Taş Devri’nden kalmış, Orta Çağ koşullarına itilmiş bir toplum olduğunu sanırsınız. Anadoluluların becerikliliği ancak öküz tezeğini kullanılmaya hazır hale sokmak için buldukları çarelerde görülür. Damların duvarları, kuruması için yapıştırılmış tezekle dolu; hava dersen, tezek kokusundan nefessiz kalınacakmış gibi ağır!”
Osmanlı’dan geriye, yukarıdaki mektupta anlatıldığı gibi sefil, yoksul, kendi yazgısıyla baş başa bırakılmış bir Anadolu kalmış. İşte o Anadolu’nun küllerinden, Cumhuriyet sayesinde bağımsız bir Türkiye doğmuştur. Ufak tefek tökezlemeler olsa da Türk Ulusu bugün kendi ülkesinde özgür, bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmekte.
Cumhuriyet kurulduğunda Anadolu’da 40 bin köy vardı, 35 bininde okul yoktu. Nüfusun %80’i köylerde yaşıyor bunların %90’ı okuma yazma bilmiyordu. Cumhuriyet’i kuranların yapması gereken ilk iş ülkeyi bu geri kalmışlıktan, cahillikten, yoksulluktan kurtarıp, çalışan, üreten, uygar bir ulus haline getirmekti. Bütün bunlar olanaksız gibi görünse de Mustafa Kemal Atatürk büyük bir özgüvenle:
“Bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma yazma bilir, yüzde seksen, doksanı bilmezse bu ayıptır, bundan insan olanların utanması gerekir. En nihayet bir yıl, iki yıl içinde Türk toplumu yeni harfleri öğrenecektir. Milletimiz yazısı ile kafası ile bütün medeniyet âleminin yanında olduğunu gösterecektir,” diyordu.
Dönemin İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç da, “Köy demek memleket demektir; köyler kalkınmadıkça memleket kalkınamaz” diyordu.
Bu arada Harf Devrimi yapılmış, yeni yazıya geçilmişti ama onu Anadolu’ya taşıyacak, öğretmen yoktu! Biri Kayseri Zincidere’de diğeri Denizli’de iki Öğretmen Okulu açılmış, bunlar da 6 yıl hizmet verdikten sonra kaynak yetersizliğinden kapatılmıştı. Düşünün; bu iki okulu bile yürütecek gücü, donanımı olmayan bir Türkiye devralınmıştı Osmanlı’dan. Yorgun, yoksul, okulsuz, öğretmensiz 40 bin köy!.. Burada takdire şayan olan, sorunlara çözüm aramaktan öte Atatürk’ün ve yönetim makamında bulunanların Cumhuriyet’e ve insana biçtiği değerdir. İlk ve en büyük amaçları köylüyü geri kalmışlıktan, cehaletten kurtarıp uygar bir toplum yaratmaktı. Bunun için öyle bir formül bulunmalıydı ki Devlete külfet getirmesin, sorunlar pratik yöntemlerle çözülsün isteniyordu. Öncelikle Yeni Türk harfleri, %90’ı okuma yazma bilmeyen köylü, kentli, kadın, erkek herkese kısa sürede öğretilmeliydi ama nasıl? Okul yok, öğretmen yok, bütçe yetersiz. İşte burada, Türkiye genelinde bir “okuma-yazma seferberliği” ilan edilmesi düşünülmüş, uygulamanın adına da “Millet Mektepleri” denilmişti.
Millet Mektepleri 01.01.1929 tarihinde ülkenin her yerinde ve aynı zamanda açıldı. Amaç, yeni Türk harflerini kısa zamanda herkese öğretmek, Cumhuriyet’i, yurttaşlık bilincini köylere kadar yaymak ve insanları bilgili, bilinçli yurttaşlar getirmekti. Böylece insanca yaşamın yolu açılmış olacaktı. Her şey vatanı kalkındırmak, insanı yüceltmek ve mutlu etmek içindi. İşte Millet Mektepleri bunun için açılmıştı. Öyle bir seferberlik ki yalnız öğretmenler değil, devlet memurlarının en küçüğünden en büyüğüne kadar tümünden öğretmen olarak yararlanma yoluna gidilmişti. İşleyiş şöyleydi: Eski ve yeni alfabeyi bilmeyenler 4 ay süreli (A) bölümüne alınıp okuma yazma öğretilecek; eski alfabeyi bilenler 2 ay süreli (B) bölümüne alınacak, hayat bilgisi, yurt ve yurttaşlık bilgileri öğretilecek; (A) kursunu bitirmiş olanlar (B) kursuna, (B) kursunu bitirenler (C) kursuna alınıp yurttaşlık hakları ve genel bilgiler öğretilecekti. İmkânsız gibi görünen ve yurt sathına yayılan Millet Mektepleri yurdun genelinde açılmış ve aynen uygulanmıştır. Böylece yaşları 15-45 arasında olan kadın erkek yüz binlerce insan Millet Mektebi’nin öğrencisi sayılmıştır. Öyle ki Devlet daireleri, hapishaneler, işçi çalıştıran fabrikalar, işyerleri, bünyesinde bulunanları mutlaka okutmak zorundaydılar. Millet mektebine gitmeyenlere belli miktar para cezası veriliyordu. Sınavlarına katılabilmek, şahadetname alabilmek için mektebe devam zorunluluğu vardı.
Görüldüğü gibi Millet Mekteplerinde eğitim ciddiye alınmış, milyonlarca yurttaş okuma-yazma öğrenmiş, Cumhuriyet’in ve yurttaş olmanın bilincine ermişlerdi. Ev kadınları, işçi, çiftçi, genç, yaşlı herkes bu eğitim seferberliğine dâhil edilmiş, bütün bunlar yapılırken halkın işlerini aksatmamaya dikkat edilmiştir. Millet Mektepleri çalışmasıyla 1929-1935 yılları arasında 2.376.845 kişi okuma yazma öğrenmiş ve şahadetname almaya hak kazanmıştır. Genel olarak bakıldığında gerçek şu ki, Millet Mektepleri okuma yazma oranını iki katına çıkarmıştır ama Cumhuriyetin önemini kavratmaya, insanların yurttaşlık bilincini geliştirmeye, cehaletten kurtarmaya yetmemiştir. Günümüzde de, “Ben Osmanlıyım, Osmanlı torunuyum” diyerek övünenler, bunun şımarıklığıyla sağa sola saldıranlar hızla çoğalmaktalar! İlginçtir ki, bunu yapanlar çoğunlukla, Şair Ahmet Haşim’in mektubunda anlatıldığı gibi her şeyden mahrum kel, kör, topal yaşayanların, tezek yapmaktan başka maharet öğrenemeyip öyle bir yaşamayı kendine kader sayanların çocukları, torunlarıdır. Yazının başlığında “Millet Mektepleri Yeniden” demem bundandır.
Evet, Millet Mektepleri bir kez daha açılmalı; Bu Cumhuriyet'i kuranlara ve Cumhuriyet değerlerine saldırıların hızla çoğaldığı şu günlerde, Cumhuriyet’in hangi koşullarda kurulduğu, Kurtuluş Savaşı yıllarındaki yokluk yoksulluk, çekilen acılar herkese yeniden bir kez daha anlatılmalı, yurt sevgisi ve yurttaşlık bilinci pekiştirilmelidir.























































Yorumlar