Çay Deyince...


Tarlada YEŞİL, Bakkalda SİYAH, Evde KIRMIZI...

Çay; tarlada yeşil, bakkalda siyah, evde kırmızı...

Kime sorsanız sanki yüzyıllardır çay içtiğimizi söyler Kadim bir gelenek gibi... Oysa çayın toplasan 150 yıllık bir geçmişi dahi yoktur Türkiye’de.

Çocukluğumuzda çay sabah kahvaltılarının demirbaş içeceğiydi. Hoş hala da öyle ya. Kahvaltıda salma çay içilirdi. Yani şeker bardağın içine atılarak çay tatlandırılırdı.

Kıtlama çay ise şeker kırıntılarını ağızda tutarak çay içme yöntemidir. Böylece hem şeker az tüketilir, hem de çayın aroması bozulmaz. Doğuda kurulan şeker fabrikalarının (Erzurum-Kars) ürettiği şeker bölge zevkine uygun olarak sert ve küp şeklindeydi. Sonra bu şekerler ŞEKER KIRACAĞI denilen özel penseler ile parçalanır ve şekerliklere konulurdu.


Çayın tarihi çok ama çok eski, 5 bin yıllık bir geçmişi var. Çin’de ortaya çıkan çay kültürü önce Hindistan'a, Orta Asya’ya ve İran’a yayılmış oradan da bütün dünyaya... Dolayısıyla Türkler de bölge insanı olarak çay ile çok eskiden tanışmıştır. Semaver çayı, öğleden sonraları özellikle kadınların bahçede yaptıkları keyifli sohbetlerin vazgeçilmezidir. Günümüzde hala semaver çayı, bahçelerde pikniklerde rağbet bulur. Çay bardaklarının zarif ve ince belli olması, çay kaşığı, çay bardağı altlıklarının zarafeti ise bir bütündür. Tabii çayın demlendiği çaydanlığın en makbulü porselen olmasıdır. Sonra çinko ve çelik olanlar tercih edilir.

Kişi başına yılda yaklaşık 7 kilo çay tüketimi ile Türkiye bu alanda dünya birincisi. Ne Çin ne İngiltere... Sabah kahvaltısından tutunuz da misafirlikte, piknikte, kahvede, pastanede çay birincil içecektir. Ucuz, lezzetli ve alışkanlıklarımıza uygundur da ondan. Keyif çayı, kahvaltı çayı, eşrefpaşa, kant gibi türleri de vardır. Kadınlar ise açık ve limonlu çayı tercih ederler...


Çayın doğal bir bitki olmasının artıları vardır. Birçok derde devadır, ancak yemekten en az iki saat kadar sonra içilirse yararlı olur. Oysa bizde kahvaltıda ve yemeklerden hemen sonra içilir ki bu da yiyeceklerdeki demir elementinin kana karışmasını geciktirir. Yöremizde ıhlamur, tarçın, sarıkök (zerdeçal) papatya, adaçayı…gibi doğal bitki çayları da çok tüketilir. Bu çaylar klasik şekerle değil, nebat (nöbet) şekeri, peynir şekeri gibi daha doğal tatlandırıcılarla özellikle kış mevsiminde içilir. Kök tarçın, zencefil, kekik ve sarıkök karışımı ise bin derde deva bir içecektir. Sağlığınız için, hastalıklardan korunmak ve sağalmak için bu çayı için derim

Kıtlama ÇAY içmenin Fetvası

Doğuda çay kıtlama olarak içilir. Dedikodulara göre bunun ortaya çıkışı da çok ilginç:


Eskiden İran'da çaya tatlandırıcı olarak hurma ve üzüm katılırdı. İngilizler İran'a şeker satmaya kalktıklarında bunu başaramadılar. Sonra İranlı mollalarla irtibat kurdular. Güya İngilizler onların vereceği fetva karşılığında kazancın %10'unu teklif ettiler. İran'da Cuma Namazları o bölgenin en büyük camisinde ve çok kalabalık olarak kılınıyor. Bir cuma namazında . şu hutbe verilir "Siz Allah'ın nimeti olan hurma ve üzümü nasıl olur da çaya katarsınız! Doğrusu çaya şeker katmamaktır!" Bu vaazdan sonra İranlılar çaya şeker katmaya başladılar.

Sonuçta İngiliz bu: İşler yoluna girince mollalara verdiği %10 payı satışların iyi gitmediği gerekçesiyle vermemeye başlar. Bunun üzerine mollalar ikinci bir fetva verir bir cuma hutbesi'nde: "Gâvur icadı şekeri çaya katmak caiz değildir!..." Bu fetva üzerine İranlılar evlerindeki şekerleri sokaklara döker... İngiliz firmaları bunun üzerine bakarlar olacağı yok, Mollalarla yeniden masaya otururlar. Fakat Mollalar bu sefer %20 pay ister. İngilizler de çaresiz kabul eder. Mollalar Cuma Hutbesi'nde bu sefer Şöyle fetva verir: "Biz size çaya şeker katmayın dedik ama sokaklara dökün de demedik, şekeri sokağa dökmeyeceksiniz, şekeri çaya batıracak ve böylece gâvur icadı şekere boy abdesti aldıracak ve öyle içeceksiniz!!

Gerçek ya da şehir efsanesi; ama güzel hikaye, değil mi?


ÇAY, GELİN, KAYNANA, AİLE...

Yaşamın vazgeçilmezi olmayı kısa sürede başaran çayın halk arasında kendine özgü hikayeleri, benzetmeleri olmazsa herhalde hiç olmaz.

Bir bardak çay deyip geçmeyin, aslında birçok gerçeği gösteren hayatımızdan bir kesittir. Çayın Alt Demliği "KAYNANADIR" Sürekli Kaynar durur. Hatta: Dikkat edilmezse TAŞABİLİR ...


Üst demlik "GELİNDİR" Alt demlik kaynadıkça onun da hareketi artar. Ama zamanla da olgunlaşır ve demlenir...


“GELİNİN KOCASI” ise bardaktır. Her iki çaydanlıktan da yeterince nasibini alır. Biraz kaynana doldurur onu; biraz da gelin... Bu nedenle de denge unsurudur. Açık ya da demli çayın hoşa gitmemesi bundandır...


"ÇOCUKLAR" çayın şekeridir.Tat verir, çok şeker çayın lezzetini bozar. Şekersiz çaya alışanlara ise bir tanesi bile fazla gelir...

"GÖRÜMCE" ise çay kaşığıdır. Arada bir gelir; karıştırıp gider....

"KAYINPEDERE” gelince o da çay tabağıdır. çayın demine, suyuna karışmaz; bir kenarda lök gibi oturur. Sadece dökülenleri toplar ve çevreye zarar vermesini engeller. Ancak; ara sıra boşaltılması gerekir, yoksa taşıp her şeyi berbat edebilir.

"ÇAY SÜZGECİ" Ailenin sahip olduğu değerlerdir. Aileyi dış müdahalelerden korur. Delikler büyük olursa çayın tadı kaçar.


Suyu ısıtan "ATEŞ" ise HOŞGÖRÜDÜR. O olmadan çay da olmaz...



23 görüntüleme

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA